Selçuk Geçer anlattı: Emekliye atılan çifte gol...

Son dönemin en büyük tartışması emekliler... Ekonomist Selçuk Geçer, 'emekliye atılan çifte gol' başlığıyla yazdığı yazıda konuyla ilgili dikkat çeken bir yazı yazdı.

Selçuk Geçer anlattı: Emekliye atılan çifte gol...

GAZETE PENCERE -

Ekonomist Selçuk Geçer, "Rakamlar asla yalan söylemez. Birileri kendi çıkarları için eğip büksede, sonuçta gerçek gerçektir" diyerek emeklilerin aldığı maaşlarla ilgili bir yazı kaleme aldı.

Yeniçağ'daki yazısında Geçer, şunları söyledi:

"Biliyorsunuz, emeklileri zaten maaş üzerinden köşeye sıkıştırdılar. Ortalama maaşlar 24 bin liraya geldi. Bu ücret, açlık sınırının bugün itibarıyla 7 bin lira altında, yoksulluk sınırının ise dörtte biri.

Yıl sonuna kadar ne olur, artık siz hesaplayın.

En düşük emekli maaşı ise açlık sınırının 11 bin lira altında kalırken, yoksulluk sınırının beşte birine bile denk gelmiyor.

Bu maaşların durumu, bir de ikramiye meselesi var tabi !!!

Mevcut ekonomi yönetimi emekli maaşını nasıl kuş ettiyse, emekli ikramiyesinin de içinden geçmiş durumda.

Nasıl mı?

Bakın, emeklilere verilen bayram ikramiyesi uygulamaya ilk girdiğinde, asgari ücretin yaklaşık yüzde 62’sine denk geliyordu yani o günün koşullarına göre kabul edilebilir bir seviyeydi. En azından emekli bu ikramiye ile bayramda torununa harçlık verebilecek, sofraya bir tabak daha koyabilecek, az da olsa nefes alabilecek pozisyondaydı.

Bugün geldiğimiz noktada ise bu oran yüzde 20’lere kadar geriledi.

Nasıl ama, harika değil mi?

Maaşı kes, ikramiyeyi cücük hâline getir, sonra da “biz emeklimizi ezdirmedik” de!

Kısaca, bayram ikramiyesi kâğıt üzerinde artmış gibi görünse de aslında asgari ücrete ve hayat pahalılığına göre reel olarak budanmış ve resen içi boşaltılmış durumda.

Eğer o günkü oran, yani yüzde 62 korunmuş olsaydı, bugün emekliye verilen bayram ikramiyesi 5 bin lira değil, yaklaşık 17 bin lira olacaktı. Başka bir deyişle emekli, yılda iki ikramiyeden 34 bin lira alacaktı. Bugün ise yılda toplam 10 bin lira alıyor. Yani 24 bin lirası resmen buhar olmuş

Anlayacağınız, emekliye sadece maaşını düşürerek değil, aynı zamanda ikramiyesini düşürerek de gol atılmış.

O nedenle emekli gidişattan son derece rahatsız.

Pek çok kişi artık şunu net bir şekilde görüyor: Maaşımla artık çok daha az alıyorum, en küçük ihtiyaçlarıma bile çok daha fazla para ödüyorum, resmen sefalet yaşıyorum.

Oysa emekli maaşı bir yardım değil emeğin değeri…

Ve ne yazık ki bu değer hükümet tarafından yok sayılıyor.

Oysa sosyal hukuk devletinin birinci görevi, emekliye verdiği desteği enflasyona, asgari ücrete ve yaşam maliyetine göre korumaktır.

Aksi hâlde yapılan her artış, sadece rakam güncellemesidir; refah artışı değil.

Bugün emekli şunu soruyor:
“Ben bu ülke için çalıştım, prim ödedim, üretime katkı sundum. Peki neden her kriz döneminde ilk fedakârlık benden isteniyor?”

Bu soruya verilecek cevap “geçinemiyorsan mendil sat” demek değildir.

İnsanlara çeyrek simit dağıtmak hiç değildir.

Son dönemdeki en büyük gerilimlerden biri İran ile ABD arasında yaşanıyor.

Her ne kadar İran tarafı “ABD ile görüşüyoruz, sorunlar çözülüyor” mesajıyla durumu yumuşatmaya çalışsa da, ABD tarafı sert açıklamalar yapmaya devam ediyor.

Trump, ABD filosunun yolda olduğunu sık sık dillendiriyor. ABD Hazine Bakanı Bessent, “İranlı yetkililer paralarını deli gibi yurt dışına kaçırıyor” diyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Amerikan vatandaşlarına “İran’ı acil terk edin” çağrısı yapıyor.

Peki bu gerilim sadece askerî mi? Trump neden İran’a bu kadar yükleniyor?

Çünkü asıl mesele ne füzeler ne de bölgesel çatışmalar.

Asıl mesele, doların küresel sistemdeki yeri.

Bu ilişki, klasik bir jeopolitik çekişmeden çok, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan para düzeninin sorgulanmasını engelleme isteği.

Çünkü ABD, küresel gücünü uzun yıllar iki temel sütun üzerine inşa etti: askerî üstünlük ve doların tartışmasız rezerv para olması.

İran ise ikinci sütuna, yani dolar sütununa, daha önce Irak’ın yaptığı gibi savaş açıyor. Enerji satışlarında dolar dışı ödeme yöntemlerini zorluyor, Çin ile yuan üzerinden ticaret arayışına giriyor. Rusya ile ruble kullanıyor. Doğal olarak İran, ABD’nin kırmızı çizgisini geçiyor.

Asıl mesele İran’ın kendisi değil, İran’ın temsil ettiği örnek.

Eğer bir ülke doları kullanmadan petrol ve gaz satabiliyorsa, doların küresel ticaretteki zorunlu rolü sorgulanmaya başlar. Bu sorgulama ABD için varoluşsal bir risk anlamına geliyor. Bu nedenle Washington; yaptırımlar, finansal abluka, bölgesel baskı ve zaman zaman askerî gerilim kartlarını devreye sokuyor.

Ancak tüm bu hamleler, doların eski tartışmasız gücünü geri getirmeye yetmiyor.

Bugün dolar hâlâ güçlü bir para birimi. Ancak artık dokunulmaz değil. ABD’nin borç stoku tarihî zirvelerde, yüksek faiz politikası sistemi zorlayan bir noktaya gelmiş durumda ve para basma refleksi tamamen ortadan kalkmış değil. Dolar çökmedi ama sorgulanıyor. Bu, küresel sistem açısından son derece kritik bir eşik.

Sonuç olarak yaşananlar bir İran-ABD kavgasından ibaret değil. Bu, doların geleceği üzerine ABD tarafından verilen bir mücadele."

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar