Başsavcı'nın rüşvetle suçladığı hakimden yeni dilekçe: Devleti idare eden kadroları zımnen suçlamıştır
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın HSK’ya yazdığı şikayet mektubunda bazı şüpheli bulduğu tahliye kararlarına imza attığını belirttiği aynı başsavcılıkta hakim Sidar Demiroğlu, Uçar’ı HSK’ya...
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın HSK’ya yazdığı şikayet mektubunda bazı şüpheli bulduğu tahliye kararlarına imza attığını belirttiği aynı başsavcılıkta hakim Sidar Demiroğlu, Uçar’ı HSK’ya bir mektupla şikayet etti: “İsmail Uçar, devletin yargı organlarını alenen aşağılamış ve devleti idare eden kadroları zımnen suçlamıştır.”
“İsmail Uçar'ın, kamuoyunda tanınan ve medyada bilinen avukatlarla samimi ilişkilere sahip olduğu hatta eşiyle beraber Av. Rezan Epözdemir isimli kişinin oğlunun sünnet düğününü teşrif ettiği yargı dünyasında herkesin bildiği bir konu…”
Serbestiyet’e konuşan avukat Epözdemir: “Düğünümde İsmail Uçar ile kamuoyuna yansıyan dilekçede adı geçen Sayın Bekir Altun yan yana oturuyordu. Bahse konu dava ve soruşturmalarla hiçbir ilgim yok. Bunun neden yazıldığına anlam veremedim.”
Onur Erkan imzalı haberde, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın kendi görev yaptığı İstanbul Anadolu Adliyesi’nde para karşılığında erişim engelleme ve tahliye kararları verildiği iddialarından bahsettiği HSK’ya şikayet mektubunda adı geçen yargı mensupları hakkında HSK tarafından soruşturma başlatılmış ve üç müfettiş görevlendirilmişti.
Başsavcı Uçar’ın dilekçesinde belirtilen iddialarda adı geçen Hakim Sidar Demiroğlu da Uçar hakkında HSK’ya şikayet dilekçesi sundu.
Bir yıldan uzun süre İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimi olarak görev yapan Demiroğlu, 1 Eylül 2023’ten itibaren İstanbul Anadolu 21. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapıyor.
Uçar, dilekçesinde bazı şüpheli bulduğu tahliye kararlarının altında dönemin İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimi Demiroğlu’nun imzası olduğunu belirtmişti.
Demiroğlu’nun 27 Ekim 2023 tarihli HSK’ya şikayet dilekçesi şöyle:
'İsmail Uçar, devletin yargı organlarını alenen aşağılamış ve devleti idare eden kadroları zımnen suçlamıştır'
“İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail UÇAR’ın, şahsım ve diğer yargı mensupları hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği’ne göndermiş olduğu 06.10.2023 Tarihli ihbar dilekçesine karşı cevaplarımı, 16.10.2023 Tarihinde ibraz etmiş olduğum dört sayfadan müteşekkil dilekçe ile sayın kurulunuza arz etmiştim. Gelinen aşamada adı geçen kişi tarafından gönderilen dilekçe münderecatında suç teşkil eden eylemler söz konusu olup gereğinin takdir ve ifası için sayın kurulunuza başvurma zarureti hasıl olmuştur. Şöyle ki;
Evvelemirde bir Cumhuriyet Başsavcısının, sahip olduğu makamın ağırlığı ve taşıdığı sıfatın gerekleriyle asla bağdaşmayacak bir biçimde, dilekçesinde de beyan ve kabul ettiği üzere ”kapalı kapılar ardında yapılan dedikoduları ve zanları” dayanak almak suretiyle neredeyse Türk yargı teşkilatının tamamını itham ederek, ”FETÖCÜ hakim ve savcılara rahmet okunur hale geldi” şeklinde bir hezeyanı dillendirmesi hukuken ve ahlaken kabul edilebilir bir tutum değildir. Böylesine bir dilekçenin, Türk yargı tarihinde daha önce görülmüş bir örneği yoktur. İsmail UÇAR bu sözleriyle her şeyden evvel devletin yargı organlarını alenen aşağılamış ve devleti idare eden kadroları zımnen suçlamıştır.”
'Bu dilekçenin hakikatte kim ya da kimler tarafından yazıldığı...'
“İsmail UÇAR’ın gerçek maksat ve hedefinin ne olduğunun, hangi niyet ve beklentilerle bu dilekçeyi kaleme aldığının ya da bu dilekçenin hakikatte kim ya da kimler tarafından yazıldığının, bir kısım basın mensubuna el altından nasıl sızdırıldığının ve sonuç olarak yaratılmak istenen algı operasyonunun kimlere hizmet ettiğinin kat’i surette ortaya çıkacağına olan inancım tamdır. Bu hususlar araştırıldığında ve tüm bağlantılar ortaya çıkarıldığında her şeyin berrak bir biçimde açıklığa kavuşacağından şüphe duymamaktayım.”
“İsmail UÇAR’ın dilekçesinde belirttiği hususların tamamı hilaf-ı hakikat niteliğindedir. İsmail UÇAR, haysiyet ve şeref dairesinde vazife deruhte eden yargı mensuplarına karşı kişisel hınç, ihtiras, haset ve nefret hisleriyle adeta taarruz etmiş ve Türk yargı teşkilatını haksızca töhmet altında bırakmıştır. Dilekçesinin giriş bölümü dikkatle analiz edildiğinde görüleceği üzere; deyim yerindeyse 2014 yılından beri icra edilmek istenen ve her geçen gün kuvvetlenen yargısal reformlara ilişkin çalışma ve çabaların temeline adeta dinamit koymuştur. İsmail UÇAR iddialarında samimi değildir. Yapmış olduğu şikayet, maddi hiçbir temele sahip olmadığı gibi karanlık ve farklı amaçlar içermektedir.”
'7 yıldır tespit ettiğini savladığı sözde 'çürümeye' ilişkin neden herhangi bir başvuru yapmamış'
“Bu kapsamda sorulacak en temel sorulardan biri şudur: 7 yıldan beri İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı olan İsmail UÇAR, benim de yaklaşık 5 yıldan beri görev yaptığım Anadolu Adliyesi ile ilgili olarak şimdiye kadar neden herhangi bir olumsuz iddiada bulunmamış ve tespit ettiğini savladığı sözde ”çürümeye” ilişkin olarak neden herhangi bir başvuru yapmamıştır? Son bir buçuk ayda ne değişmiştir de İsmail UÇAR böyle bir yola tevessül etmiştir? Bu sualin cevabı mutlak surette araştırılmalı ve Türk yargı dünyası ile kamuoyu bilgilendirilmelidir. Sonuç olarak İsmail UÇAR’ın bu haksız teşebbüsü ters tepecek ve İsmail UÇAR yaptığı bu büyük bühtandan ötürü hicap duyacaktır.
En temel hukuk ilkeleriyle bile uyuşmayan iş bu ihbar dilekçesi tetkik edildiğinde, bir yandan sayısı ikiyi üçü geçmeyen yargı mensubu suçlanmış fakat öte yandan soyut ve temelsiz savlarla koskoca bir teşkilat üzerinde haksız bir şaibe oluşturulmak istenmiştir. Yargı teşkilatı içinde çete ve çetecikler bulunduğunun ifade edilmesi kötü niyetli ve maksatlı bir iddiadır. İsmail UÇAR’ın böylesine haksız bir suçlamayı yaparak kurumları neden yıpratmaya çalıştığı da mutlaka ortaya çıkacaktır.”
'Başsavcıdan beklenen gizlilik içinde ilgili makamları bildirmesidir'
“İsmail UÇAR sıradan bir vatandaş değildir. İstanbul Anadolu Adliyesi’nin başsavcısıdır. Adliye içinde gerçekleştirildiği iddia edilen eylemlerle ilgili olarak kapalı kapılar ardında dedikodu yapmak ve bu dedikoduları Hakimler ve Savcılar Kurulu’na tabiri caizse muhtıra üslubuyla gönderip basına sızdırmak bir Başsavcının yapacağı iş değildir. Başsavcıdan beklenen, yasaların kendisine verdiği yetkileri kullanarak görevini yapması, varsa iddiaları araştırması, delilleri toplaması ve keyfiyeti lüzumu icra edilmek üzere gizlilik içinde ilgili makamlara bildirmesidir. Hülasa Başsavcı evvela görevini ihmal etmiş daha sonra da kötüye kullanarak suç işlemiştir. Başsavcı İsmail UÇAR, ortada somut hiçbir delil olmadığı halde görevini Anayasa ve kanunların verdiği yetki çerçevesinde icra eden bir yargı mensubu olan şahsıma karşı, onur, şeref ve saygınlığımı rencide edecek nitelikte isnatlarda bulunarak hakaret suçunu işlemiştir.”
'İsmail Uçar'ın hakimlik ya da mahkeme kararları üzerinden böyle bir denetim salahiyeti bulunmamaktadır'
“İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail UÇAR, ihbar dilekçesine, görev yaptığım süre boyunca verdiğim kararların binde birini bile teşkil etmeyen bir kısım dosyalarla ilgili olarak, Cumhuriyet savcılarına baskıyla ve resmi bir talep olmaksızın düzenlettirilen tutanakları eklemek ve gizli olması gereken soruşturma dosyalarını ifşa etmek suretiyle de suç işlemiştir. Her şeyden önce İsmail UÇAR’ın hakimlik ya da mahkeme kararları üzerinde böyle bir denetim selahiyeti bulunmamaktadır.
Takdir edileceği üzere, Cumhuriyet Başsavcılığı, hakimler ve mahkemeler üzerinde bir vesayet makamı değildir. Verilen ya da verilecek herhangi bir ara karar, karar ya da hüküm yönünden Cumhuriyet Başsavcılığının önceye dayalı rıza ve muvafakatına ihtiyaç duyulması söz konusu değildir. Eğer herhangi bir kararda hukuka, usul ve kanun hükümlerine aykırılık söz konusu ise taraf denetimine açık olan hakimlik ya da mahkeme kararları bakımından olağan ya da olağanüstü kanun yollarına müracaat edilebilir. Cumhuriyet Başsavcılığının, sunduğu ihbar dilekçesine ekli tutanaklar tetkik edildiğinde de hemen hemen hiçbir karara itiraz etmediği anlaşılmaktadır.”
'Adli kontrol kararı, salıverilen kişinin mutlak surette beraat edeceği anlamına gelmez'
“Cumhuriyet Başsavcılığı hüküm verme makamı değildir. Cumhuriyet Başsavcısı, hakimlik tarafından verilen adli kontrol kararlarının şaibeli olduğunu iddia ederken bu dosyalarda yargılanan kişi ya da kişileri adeta haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı verilmişcesine suçlu ilan edemez. Şöyle ki; şahsımın suçlanmasına temel teşkil eden kararlar, yargılama faaliyetini sonlandıran ya da hakkında soruşturma yürütülen kişileri aklayan kararlar değildir. Nasıl ki bir kişinin tutuklanması masumiyet karinesine göre suçu kesinlikle işlediği anlamına gelmezse adli kontrol kararı da salıverilen kişinin mutlak surette beraat edeceği anlamına gelmez. Bilinmelidir ki, ceza yargılamasında asıl olan şüpheli ya da sanığın tutuksuz yargılanmasıdır. Tutuklama, geçici ve ihtiyari bir koruma tedbiridir.
Cumhuriyet Başsavcılığı şikayet etme makamı değildir. Yukarıda da belirttiğim gibi Cumhuriyet Başsavcılığı, varsa ihbar ve şikayetleri kayıt altına alır, gerekli inceleme ve soruşturmayı yapar, suça ilişkin delilleri toplayıp muhafaza altına alır ve gereğinin yapılması için yetkilerini kullanır. Dedikodu ve zanları esas alıp hele hele yargı görevi icra eden kişi ya da kişileri suçlayamaz. Cumhuriyet Başsavcısı, amaç, niyet ve hüviyetleri herkesçe maruf olan bir kısım medya mensubunu kullanarak algı operasyonu icra edemez ve soruşturmanın gizliliğine halel getirecek her türlü tutumdan imtina eder.”
'Üst mahkemede görev yapan hakimleri de mi suçlamaktadır'
“Hakimler ve Savcılar Kurulu’na arz ettiğim 16.10.2023 Tarihli dilekçede de belirttiğim üzere vermiş olduğum tüm kararların arkasındayım. Kararlarımda iddia edilenin aksine hiçbir usulsüzlük mevcut değildir. Kararlarımın gerekçesi taraf denetimine elverişlidir. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen kararların hemen hemen hepsine karşı itiraz olağan kanun yolunun açık olduğu da bilinmektedir. Hal böyleyken verilen kararlara itiraz etmeyen Başsavcı, beni hangi hak ve yetkiyle suçlayabilir. Keza itirazları üst mahkemelerce reddedilen Cumhuriyet Başsavcısı, üst mahkemede görev yapan hakimleri de mi suçlamaktadır?
Bu kapsamda menfi bir algı yaratma amacına matuf olarak kasıtlı biçimde oluşturulan her bir tutanağa karşı, dosyalarında bulunan karar gerekçelerimin cevap olarak kifayet ettiği tartışmasızdır. Dosyalar Teftiş Kurulu Başkanlığınca da tetkik edilecek ve gerekli rapor tanzim olunacaktır. Bunun ötesinde söylenecek her şey, Anayasamızda düzenlenen hakimlerin bağımsızlığı prensibine aykırı olacaktır. Kaldı ki vicdan ve feraset sahibi herkesin kabul edeceği üzere; herhangi bir hakim ya da mahkeme tarafından verilen karar, elbette usul ve kanun hükümlerine aykırı olabilir. Bunu düzeltmenin yöntemi tutanak tutup basınla paylaşmak değil kanun yollarına müracaat etmektir. Mücerret ve temelsiz iddialarla iş bu kararların maddi menfaat mukabilinde verildiğini söylemenin, en temel etik kaidelerle bağdaşmadığı da tartışmasızdır.”
“İsmail UÇAR, oldukça fütursuz bir biçimde atfı cürüm gerçekleştirmiş ve şahsıma iftira atmıştır. Bu kişinin amacı mesleğini Anayasa ve kanun ahkamına uygun bir biçimde icra ederek kimseden emir ve talimat almayan şahsımı meslekten ihraç ettirmektir. Nöbetçi olmadığım günlerde dosyalarla ilgilendiğim gibi gülünç ve saçma bir iddia ortaya atmıştır ki, bütün yargı mensuplarınca bilindiği üzere hakim, izinli veya raporlu değilse nöbetçi olmadığı günlerde dahi mesaisini takip etmek, adliyeye gelmek ve dosyalarıyla ilgilenmek zorundadır. Bunun aksi hakim için görevin ihmali suçunu oluşturup bu durumun İsmail UÇAR tarafından bilinmemesi mümkün değildir.”
'Tevzi edilmeyen bir dosyanın hakimliğimize gelmesinin teknik olarak mümkün olmadığını bilmiyor mu?
“İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı makamında bulunan kişi, yargının gündelik rutin işleyişi ile uzaktan yakından ilgili olmayan bir başka iddia ortaya atmıştır ki, bunun da akıl ve mantıkla tevil edilebilmesi mümkün değildir. Güya katiplere baskı yapıp bir takım dosyaların hakimliğimize kaydını sağladığımı iddia eden İsmail UÇAR, tevzi (dağıtım) bürosunun kendisine bağlı olduğunu ve tevzi edilmeyen bir dosyanın hakimliğimize gelmesinin teknik olarak mümkün olmadığını bilmiyor mu? Savcının uhdesinde bulunan bir soruşturma dosyasının tevzi bürosuna yapılacak talep haricinde hakimliğimize gelmesinin olanaksız olduğundan haberdar değil mi? Bunları bilen İsmail UÇAR resmen şahsıma iftira atmıştır. Bu iftiranın hukuk düzeni dahilinde sonuna kadar takipçisi olacağımın da bilinmesini isterim.”
“Şahsım ve diğer meslektaşlarımla ilgili olarak HTS kaydı bilgisi, banka hesapları ve sosyal yaşantı incelemesi talep eden İsmail UÇAR’ın, kamuoyunda tanınan ve medyada bilinen avukatlarla samimi ilişkilere sahip olduğu hatta eşiyle beraber Av. Rezan EPÖZDEMİR isimli kişinin oğlunun sünnet düğününü teşrif ettiği yargı dünyasında herkesin bildiği bir konu olup kendisi açısından bu nev’iden münasebetleri normal gören İsmail UÇAR’ın başkalarını suçlamasının haksızlığı gün gibi aşikardır.”
'Kamu davası açılmasını talep ederim'
“Açıkladığım tüm bu nedenlerle İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail UÇAR hakkında gerekli adli ve idari soruşturmanın yapılarak GÖREVİ İHMAL, GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA, NİTELİKLİ İFTİRA, KAMU GÖREVLİSİNE KARŞI GÖREVİNDEN ÖTÜRÜ HAKARET, SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL, DEVLETİN KURUM VE ORGANLARINI AŞAĞILAMA suçlarını işlediği için yargılanarak cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmasını ve gerekli idari/disiplin işlemlerinin icrasını saygılarımla arz ve talep ederim.”
Epözdemir: Düğümde Uçar ve Altun yan yana oturdu
Hakim Sidar Demiroğlu’nun HSK’ya sunduğu dilekçesinde, Başsavcı İsmail Uçar ve eşinin, kamuoyunda tanınan Avukat Rezan Epözdemir’in oğlunun sünnet düğününe katıldığını belirti.
Konuyla ilgili görüştüğümüz Epözdemir, Serbestiyet’e şunları söyledi:
“Yaklaşık bir sene önce yaptığımız düğüne iş, sanat, spor, yargı, televizyon dünyasından yaklaşık 700 kişi katıldı. Katılanlar arasında birçok Yargıtay üyesi, birçok istinaf mahkemesi başkanı ve üyesi, ilk derece mahkemelerinden birçok hakim ve savcı, bürokratlar, valiler, televizyoncular, sporcular, iş dünyasından insanlar vardı.
İsmail Uçar da eşiyle birlikte gelmişti. Kamuoyuna yansıyan dilekçede adı geçen Sayın Bekir Altun da eşi hanımefendiyle birlikte düğündeydi. Hatta İsmail Uçar Bey’le yan yana oturuyordu.
Konunun iddialarla, soruşturma ve yargılamalarla hiçbir ilgisi yok. Ne için, hangi saikle, hangi koşullarda bunun yazıldığına bir anlam veremiyorum.
Çağlayan Adliyesi’nden de Bakırköy Adliyesi’nden de, dediğim gibi istinaf mahkemelerinden de birçok hukukçu vardı. Yargı mensubu arkadaşlar da kendi düğünlerine davet ediyorlar, biz de iştirak ediyoruz.
Selçuk İnan, Hasan Şaş, Ümit Davala da oradaydı. Demet Akbağ, Kubat, Sibel Can, Mahsun Kırmızıgül de oradaydı.
Buradaki amacın, mantığın ne olduğunu bilmiyorum. Kulaktan dolma bilgiyle yazılmış da olabilir. Bahse konu davaların hiçbiriyle bir ilgim yok. Adı geçen isimlerde de bir vekaletim yok.”