Özgür Özel'den Devlet Bahçeli'ye yanıt: "Koyacağız ortaya önergeyi, oy veren vermeyen belli olacak"

Özgür Özel, CHP grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli'ye seslenen Özel, "Herkes tarafını yeniden belirleyecek. AK Parti'nin kara düzenine destek veren AK Parti'yle birlikte tarihi olur" dedi

GAZETE PENCERE - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında konuştu. Haftasonu CHP'nin Hatay'da yaptığı miting üzerine konuşan Özel, Hatay halkının isteği üzerine nisan ayında yapmayı düşündükleri mitingi öne aldıklarını söyledi. Erdoğan'a seslenen Özel, "6 Şubat'ta birlikte gidelim Hatay'ın sokaklarını gezelim. Ben sana Hatay'a ve diğer 11 ile neler yaptığımızı anlatayım, var mısın" dedi.

Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, bugünkü grup toplantısında 'emekli aylıkları' ile ilgili yaptığı açıklamaya ise "Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun" sözleriyle yanıt verdi.

Konuşmasında suça sürüklenen çocuklar sorununu değerlendiren Özel "Hrant Dink’in sevgili eşi Rakel Dink ne diyordu? 'Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız' diyordu. Kim yarattı bunu" diye sordu ve "Bataklığı ortaya çıkaranlar bataklık kurutamaz" dedi.

Konuşmasının son bölümünde Gazete Pencere'nin de gündeme getirdiği İmamoğlu'nun jeti denilen uçağın perde arkasındaki ilişkileri anlatan Özel, şunları söyledi:

"Peki Murat Gülibrahimoğlu kim? Cevap vermiyorlar, ben söyleyeyim. Aha da Ticaret Sicil Gazetesi. İstanbul bir önceki İstanbul İl Başkanı, AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe'nin şirket ortağı arkadaşlar! Şirket ortağı!

Uçak AK Partilinin. Kiralayan AK Partili. Uçakta gezen AK Partili. Ortağı AK Parti İl Başkanı ve paranın gelirini de verecekleri dedikleri yer Valilik. Hepsinin, hepsinin bütün kayıtları burada."

Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında bir 6 Şubat - 7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız, ben de bölgede olacağım.

"HATAY HALKI MİTİNG İSTEDİ"

Hatay’da bir miting yapmak Nisan ayı için planladığımız bir durumdu. Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri söylemedikleri, yaptıkları yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Ve Hatay’ın değerli 3 milletvekilimiz, il örgütümüz Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler.

Dedik hava soğuk, dediler olsun. Yağmur varmış, dediler olsun. Mutlaka Genel Başkanımızı, doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses olmak için burada bir mitingde olması lazım. Biz de kalktık geçtiğimiz Cumartesi günü Hatay’a gittik.

Özetle durum şu; Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş, tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş, kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın, bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu.

"HATAY'A VE DİĞER 11 İLE NELER YAPTIĞIMIZI ANLATAYIM, VAR MISIN?"

Sayın Erdoğan'a söylüyorum 6 Şubat'ta birlikte gidelim Hatay'ın sokaklarını gezelim. Ben sana Hatay'a ve diğer 11 ile neler yaptığımızı anlatayım, var mısın? İktidar olmakla sahtekar olmak başka şeylerdir.

Sor bakalım deprem bölgesine tam donanımlı ordu sahaya çıktı mı çıkmadı mı? Hatay'da depremin 33'üncü günü Hatay'da çadır sırası bekleyen var mıydı yok muydu?

Dünya kadar deprem vergisi topladın, oraları hazır edemedin deprem altındaki insanlara bile IBAN yolladın.

MURAT KURUM'A SORDU: "BOŞ SENEDE İMZA ATTIRMIYOR MUSUN?"

Murat Kurum, fıkra anlatsam virgülünü düzeltiyor. Tweet atıp 'Doğru söylemiyorlar' diyor, 'Noktalı virgül değil nokta olacak' diyor. Hadi Murat Kurum! Hadi açıklama bekliyoruz. Ev teslim edilirken 'Bankaya toplam nokta nokta TL', nokta nokta nokta TL de yazıyla, borçlandığının... Boş senede imza attırıyorsunuz anahtar vermeden. Bütün Hatay 'evet' dedi. Bütün bölge 'evet' diyor. Boş senede imza attırıyor musun, attırmıyor musun?

"KARTALKAYA DAVASI CHP'NİN ONUR DAVASIDIR"

Yarın Kartalkaya’da içimize düşen acının 1. yılı dolacak. Bu bir kaza değil, denetimsizlik ve ihmalin ağır bir sonucu. Giden canların hesabının sorulması, bir daha aynı acıların yaşanmaması için tam olarak adaletin tesis edilmesi gerekiyor.

Bir yıl boyunca bu konuda samimiyetle uğraştık, takip ettik, takip etmeye de devam ediyoruz. Ancak biliyorsunuz ki ilk önce mahkeme Bolu’dan, Bolu’yu bilen, işini bilen 7 bilirkişiden oluşan bir bilirkişi heyeti hazırladı. Bunlara 3 gün süre verdiler. Bilirkişi heyeti göreve başlarken fotoğraflarla başladı, tutanaklarla görev yaptı, en sonunda raporunu yazdı. Kartalkaya davası sonuçlanana kadar CHP'nin onur davasıdır.

"KAFAMIZI BOZMA, SENİN KARŞINDA MOTOKURYENİN ARKASINDA DURURUZ"

Motokuryelerin 'kontak kapatma' eylemine desteğini dile getiren Özel, kuryelerin beş talebini kürsüden duyurdu:

Paket başına ödenen ücret şeffaf, öngörülebilir ve sabit bir yapıya kavuşturulsun.

Teşvik sistemlerinin erişilebilir, adil ve objektif kriterleri olsun.

Mesafe bazlı ücretlendirmeden, gerçek yakıt, bakım ve zaman maliyetleri dikkate alınarak yeni bir ücretlendirme sistemine geçilsin.

Olumsuz hava koşullarında ücretli izin hakkı olsun. Kar yağıyor, valilik yasaklıyor ya, motokurye o gün para almıyor. Yani valiliğin yasağı moto kuryenin maaşından gidiyor.

İş sağlığı ve güvenliği önlemleri uygulansın. Kurye temsilcilerinin çalışma koşullarını ilgilendiren karar alma süreçlerine doğrudan dahil edilsin. Yani kuryelerin seçtikleri temsilciler dahil edilsin.

O firmaya söylüyoruz; bu 3 gün boyunca boykot, bu 3 gün boyunca eylem yapıldı. Sonra bu taleplerle masaya oturulacak. Bu talepleri yerine getirirsen getirirsin. Getirmezsen, vallahi senin en kuvvetli müşterin bizleriz. Bizim sözümüze kıymet verenlerdir. Kafamızı bozma, senin karşında motokuryenin arkasında dururuz. Net söylüyorum.

"BAHÇELİ ÖNERGESİNİ VERSİN, ONUN ÖNERGESİNİ GEÇİRELİM"

Emekli aylıklarına seyyanen zam talebiyle TBMM'de nöbete devam ettiklerini hatırlatan Özel, Bahçeli'nin kendisi hakkındaki sözlerine şöyle yanıt verdi:

Sayın Bahçeli'den bugün geldi. Efendim, en düşük emekli maaşı konusunda Cumhur İttifakı'nın içine nifak sokuyormuşum. Ne yapacakmış? Cumhuriyet Halk Partisi'nin iyileştirme önergesine oy vermeyecekmiş. Eyvallah. Hiçbir itirazım yok. Biz kendi önergemizi vereceğiz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz. DEM iyileştirme önergesi verir, ona da oy veririz. İYİ Parti'nin önergesi olur, ona da oy veririz. Hepimiz ortaklaşırız, ona da oy veririz.

Açık net söylüyorum. Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun! Değerli büyüğümüz emeklilere bir büyüklük yapsın, iki elimizle birden destek verelim Devlet Bey.

Diyor ki ‘ben ittifak ortağıyım, iktidar ortağı değilim’. Yani yani şunu söylemek istiyor: ‘Ben AK Parti'nin yaptığı riskli işlerde tepki çeken işlerde siyasi riskleri ittifak adına sigortalıyım, konuşuyorum ama oy vermiyorum. Sefalet devam ediyor. AK Parti'den dökülenler olursa onları toplamak için aşağıda bekliyorum.’ Böyle siyaset yok.

"YAKIŞIYOR MU ŞANLI TÜRK MİLLETİNİN EMEKLİSİNE..."

Toplayıcılık cilalı taş devrinde bitti. Aslan gibi siyaset yapacağız burada. Koyacağız ortaya önergeyi, oy veren vermeyen belli olacak. Devlet bey dinlersen çok iyi. Diyor ki beslenme, barınma, giyim. 'Türklerin yüz yıllardır, bin yıllardır en temel gereksinimleridir' diyor. Türklüğün gereğidir. Çok doğru. Çok doğru da Devlet bey. Türklere dağılan pazarlarda çürümüş sebze meyve kovalamak yakışıyor mu şanlı Türk milletine? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine 200 liralık otellerde sefalet çekmek? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine mandıranın önünden geçememek, kasaptan gizlenmek, torunu karne getirince halının püskülünü saymak yakışıyor mu emekliye? Yakışıyor mu Türk milletine? Ne ağır laflar duydum, hepiniz şahitsiniz. Birine dönüp bir şey demedik. Büyüğümüzdür dedik, onu dedik, bunu dedik. Burada da şunu diyorum Devlet beye; Devlet bey, siz burada bir büyüklük yapın, Cumhuriyet Halk Partisi kayıtsız şatsız destek versin. Ama hem sefalet ücreti deyip 'hem AK Parti'ye kızanların oyu ittifakta kalsın, emekliyi ezen düzen devam etsin.' Bu kara düzeni değiştireceğiz Devlet bey. Bitiyor bu kara düzen. Herkes tarafını yeniden belirleyecek. AK Parti'nin kara düzenine destek veren AK Parti'yle birlikte tarihin kara deliğine gider. Devlet aklı ne diyor? Bu konuda bilmem, millet aklı bunu diyor."

Şimdi millete bu AK Parti diyordu ki, bu AK Parti, bir buçuk yıl önce: "Kemer sıkacağız, kamuda kemer sıkacak. Ne yapacağız? Fazla arabalar belirlenecek, satılacak." O işten bir sonuç yok. Yeni araba alınmayacak; bir buçuk yılda 1500 yeni otomobil almışlar. Ayrıca, bir yandan bunların tasarruftan anladığı okuldaki öğretmenin kettle kullanmasını yasaklıyorlardı hatırlıyorsunuz. Öğretmenin kettle ile su ısıtıp sabahleyin kendisine bir çay demlemesi yasak, bir kahve yapması yasak, kettle elektrik yakıyor diye. Öbür taraftan 1500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar, ağzı olan ileri geri... yok İBB'de savurganlık, o bu... Bir de böyle birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar.

"ELİMDE 59 TANE ARACIN; PLAKA, MARKA, MODELİ VAR"

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni AK Parti yönetirken, devraldığımız gün itibariyle, İBB'den 827 tane araç dışarıya, İBB'nin faaliyet alanı dışındaki kurumlara, kuruluşlara, kişilere tahsis edilmiş. Bunlardan birini seçin. Mesela ne yapmış olamazlar? Herhalde AK Parti İl Başkanlığı'na araba vermiş olamazlar değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın, elimde 59 tane aracın; plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum/kuruluş, tahsis süresi bitiş tarihi... Tamamı AK Parti İl Başkanlığı.

"Bir örnek göstereyim: Akın Gürlek. 37. Ağır Ceza Başkanı. Opel Insignia" diyen Özel, söz konusu aracın plakasını kürsüden okudu ve şöyle devam etti:

Bakın, bir başsavcı olur, araba verirsin mesela, der ki "Ya adliyeye araba verir belediye." Başsavcıya da vermiş. Baktık, 40 tane Ağır Ceza Başkanı var, bir tek Akın Gürlek'e vermiş. O gün de.

"KOMPLE CAMDAN EVDE OTURUYORLAR"

Bakın, AK Parti İl Başkanlığının bu arabaları kimlere kullandırttığına dair döküm: AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı, Numan Kurtulmuş; Oktay Kaymak üzerinden tahsis yapılmış, Passat. Erkan Kandemir, çok konuşuyor ya, Opel Insignia. Vito, Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş. Insignia tekrar Numan Kurtulmuş. Bir Passat var, bir Insignia; birinde korumalar gitmiş, birinde şey. Numan Bey burada, 'Almadım Insignia' desin, 'Korumalarda Passat yoktu' desin ben Grup Başkanvekiliyken, Genel Başkan Yardımcısıyken.

Aşağı doğru gidiyor; Gençlik Kolları, Belma Satır burada, görevi bitmiş orada arabaya binmiş. Aşağı doğru hangisini isterseniz; Gençlik Kolları, Kadın Kolları... Mesela Kadın Kolları, Passat. Kadın Kolları, Şeyma Döğücü. Kadın Kolları, Murat Derkkesen üzerinden... AK Parti İl Başkanının özel kalemine Passat araba. Daha ne olacak?

Yani şunu söylüyorum, şunu söylüyorum: Böyle bizim evde küçük bir cam bulup camı kırmaya çalışanlar, komple camdan evde oturuyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir tekini ispat edemedikleri iddialar bir yana, sadece ve sadece 827 tane aracı kendi siyasi çıkarları doğrultusunda bir yerlere vermişler. Ondan sonra tutmuşlar Cumhuriyet Halk Partisi'ne laf ediyorlar.

"BU AT YALANI, DÖNÜP SAYALIM İNANANI HESABI"

'Sanal kumar' sorununa karşı tedbir alınmasını talep ettiğini hatırlatan Özel, şunları söyledi:

Ben bunları anlattım bir şey yapın diye. Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda; sanal kumara başlayanların yüzde 70'i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden, Milli Piyango gibi oraya geçiyorlar diyor. Sanal kumar orada yakalıyor bunları. Buna tedbir al diyorum, çıkmış açıklama yapmış; grup toplantısında 'kumara özendiriyor' diyor. Geçen hafta beni dinlediniz. Ben geçen hafta oynanan kumar rezaletini anlattım ve yarattığı felaketi anlattım. Bu at yalanı, dönüp sayalım inananı hesabı. Özgür Özel Meclis kürsüsünden kumara özendiriyor diyor.

"SUÇ ÇETELERİNİN ÇOCUKLARI KULLANDIKLARINI GÖRDÜK"

Söylediğim toplumu çürüten ağır sorunlardan bir tanesi de çeteler. Özellikle 18 yaşın altındakileri istismar eden, eğiten, suça iten ve birer suç makinesi haline getiren çeteler var. Bunlar suçu da büyütüyorlar ve normalleştiriyorlar. Geçen yıl 14 yaşındaki Ahmet Minguzi katledilmişti. Ardından Alperen Ömer Toprak kardeşimiz, ardından Hakan Çakır kardeşimiz, son olarak da Atlas Çağlayan evladımız katledildi.

Annesi Gülhan Ünlü’yü hepiniz izlemişsinizdir, ben televizyonlarda izledim. 'Ben yandım başkası yanmasın, en ağır cezayı alsın' ve birçok haklı serzenişi ve yakarışı var. Kendisiyle konuştum; üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzi davasında olduğu gibi kendisini bir an olsun yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı söyledik.

Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan 'Gerekeni yapacağız' diyor. Ben Ahmet Minguzi davasından sonra hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken yapılsaydı, diğer evlatlarımız ölmezdi. Ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil; 23 yıldır yaptıklarının sonunda... Her cep telefonu kumarhane, sen yaptın, senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller...

RAKEL DİNK'İN SÖZLERİNİ ANIMSATTI

Burada tartışma; efendim çocuk da katil, öldüren de katil. Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni o linç ediyor. Hrant Dink’in sevgili eşi Rakel Dink ne diyordu? 'Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız' diyordu. Kim yarattı bunu?

Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üstüne düşenleri yapmaması bu çocukları suça itiyor, suç makinesi haline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da 'Ya bu çocuk yaştadır' dediğinde bu sefer esas meseleyi de ıskalamış oluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor az ceza alsın diye?

"BATAKLIĞI ORTAYA ÇIKARANLAR BATAKLIK KURUTAMAZ"

Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya: Suçu işleyen, işliyor ya; '10 gün önce nereden geldin oğlum?', 'Sosyal medyadan davetlerini aldım, geldim katıldım. İlk işini verelim dediler. Gittim, dediklerinin önce dükkanını taradım, sonra git vur dediler, gittim vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarıda aileme bakıyorlar.' 7 kişilik ailesine çete bakıyor; devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş; cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor.

Burada, burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edileceğinden değil, bataklığın nasıl kurutulacağıyla ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar bataklık kurutamaz arkadaşlar.

SURİYE GÜNDEMİ: "ÖMER ÇELİK LAFI DOLANDIRDI, BİR ŞEY DEMEDİ, SUSTULAR"

Bir yandan bu yakıcı gündemler varken, bir yandan da gözümüz kulağımız Suriye’de. Hep birlikte takip ediyoruz. Komşumuz Suriye uzun yıllar boyunca derin acılar ve kayıplar yaşadı. Bu durum ülkemizi de derinden etkiledi. Tabii bu konuda da Sayın Erdoğan her zamanki gibi... Buradaki milletvekili, korkunç... Grup Başkanvekili korkunç laflar etti. Ömer Çelik lafı dolandırdı, bir şey demedi, sustular. Ve 'Yıllarca Müslümanlar katlediliyorken Alevi katli... şimdi Aleviler katlediliyor diye bağırıyorlar' diyen Grup Başkanvekilinin ayıbına suçuna ortak oldular. İlk an fırsatçılık yapmadı Gökhan Günaydın, gözümle gördüm. Döndü dedi ki; 'Bu laf yanlış yere gidiyor, düzeltin isterseniz' dedi. Doğru mu Gökhan Bey? Düzeltmediler. Düzeltmediği gibi, 'Israr ediyorum' dedi. Ömer Çelik özür dilemediği gibi sahiplendi. Erdoğan göreve devam ettirdi, partiye mal etti bu tutumu.

Şimdi geldiğimiz bu noktada dönmüş diyorlar ki bize; 'Suriye o haldeyken susuyor...' Ne susması? Ne susması? Faruk Loğoğlu başkanlığında heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitmedi mi? Muhaliflerin kurtarılma... Hele hele Türkiye’den gitmiş muhalif gazeteciyi ailesine Cumhuriyet Halk Partililer vermedi mi? Sonrasında defalarca söyledik. Söyledik diye suçlu olduk, aman Suriye’deki kan dursun, gözyaşı dursun diye. Sonra İdlib’de tutulan bir grup farklı farklı yerden gelen selefi örgütler, çeteler, bilmem neler Şam’a doğru harekete geçince; iki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı var: 'İdlib’den harekete geçen gruplarla bağlantımız yoktur, endişeyle takip ediyoruz' diye. Sonradan öğreniyor ki Colani; İngiltere, Amerika tarafından hazırlanmış, İsrail tarafından sıvazlanmış... Ona ortak oluyor. Geçen sene aralık ayını hatırlayın; Erdoğan’ın büyük zaferini dinleyerek geçirdik. Sonra ne oldu? Sonra bir baktık ki o işlerde başka işler var.

"BARIŞÇIL BİR AKIL İNŞA EDİLMELİDİR"

Şimdi gelmişler burada, bu günlerde yine olan bitene bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Burada sağduyulu, akılcı ve Türkiye’yi de düşünen bölgeyi de düşünen sözler söylemek lazım. Yaşanan acıların herkese ders olmasını, artık sorunların diplomasiyle çözülmesinin öğrenilmesini ve çatışmaların bitmesini, Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca hep arzu ettik, talep ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarını her zaman savunduk. Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında yaşamasını istedik, istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi buna göre kurduk. Ancak yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini üzülerek takip ediyoruz Suriye’nin.

Bu yüzden diplomasiye, masada oturmaya, varılan mutabakatlara sahip çıkmaya ve herkesin verdiği sözleri tutmasına vurgu yapıyoruz. Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor, sorumlulukla değerlendiriyoruz. Gerilim ortamının Suriye’de, Türkiye’de, bölge ülkelerine de kazandırmayacağı görülmeli; herkes aklıselimle hareket etmelidir. Kolaycı yargılardan bilinçli bir kopuş gerçekleşmeli; serinkanlı, uzun vadeli, barışçıl bir akıl inşa edilmelidir.

"EMPERYALİST HEVESLERDEN FAYDA GELMEDİĞİ GÖRÜLMELİ"

Bu akıl hepimizin güvenliğini, sürdürülebilir barışı, silahtan ve gözyaşından kalıcı bir kurtuluşu, demokratikleşmeyi, eşitlik temelli kardeşliği ve kalkınmayı sağlayacak olan akıldır. Bu akıl, birbiriyle kardeş olan ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak aklıdır. Emperyalist heveslerden ve çıkarlardan hiçbir zaman fayda gelmediği ve gelmeyeceği görülmeli; gerçek kurtuluşun kardeş olan tüm kimliklerimizin ortak gelecek inşasıyla sağlanacağı idrak edilmelidir. Bu anlayışla Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz."

"IŞİD DEDİĞİNİZ KAFA KESENLERDİR"

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in; IŞİD Kobani'ye saldırdığında, Kuzey Irak'tan peşmergelerin desteğe gelmesi için kapıları, ABD Başkanı Obama'nın Erdoğan'a açtığı bir telefon üzerine açtıklarını itiraf etmesi bir skandaldır. Kendisinin açıklaması bir gerçeğin itirafıdır, AK Parti açısından da bir skandaldır. Kürtleri IŞİD saldırısına karşı korumak için Obama'nın telefonunu günlerce beklemiş olmaları, bugün de bir IŞİD tehdidinde Trump'tan talimat bekleyeceklerinin en açık göstergesidir. Bu açıklama AK Parti'nin bölgeye bakışının da ne yazık ki itirafı niteliğinde olmuştur.

Bugünlerde azılı IŞİD'li canilerin tutuldukları cezaevleri ile ilgili durumu endişeyle takip ediyoruz. Cezaevlerindeki kontrolün el değiştirmesi noktasında ortaya çıkabilecek otorite zafiyeti ya da geçmişten gelen bazı ilişkilerden dolayı oradaki IŞİD tutsaklarının, tutuklularının, hükümlülerinin serbest kalma ihtimali; ya da son günlerde işte ortadaki çatışmalardan istifadeyle firar ihtimalleri hepimizin yüreğini ağzına getirmektedir.

Unutmayalım; IŞİD dediğiniz Yalova'daki 3 polisimizi şehit eden canilerdir. IŞİD dediğiniz Atatürk Havalimanı'nda 46 vatandaşımızı hedef gözetmeksizin tarayan canilerdir. IŞİD dediğiniz kafa kesenlerdir. IŞİD dediğiniz Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanı, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetin en büyük düşmanı ve hasmıdır.

"SURİYE'DE YAŞANANLAR TÜRKİYE'DEKİ BARIŞ SÜRECİNİ SEKTEYE UĞRATMAMALI"

İktidar, Suriye'de çatışmanın tarafı olarak değil barışın, uzlaşmanın koruyucusu olarak davranmak durumundadır. Türkiye, barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu zamanlarda bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye'de yaşananlar Türkiye'deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü hikayesi yazılmalıdır. CHP olarak Türkiye'nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin herkesin içine sineceği bir şekilde çözülmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğimizden herkesin emin olmasını isteriz. Gün, elim güçlendi, elin güçlendi kolaycılığına kaçmadan terörsüz ve demokratik Türkiye yolunda kararlılıkla yürüme günüdür. Gün, Türkiye ve Suriye için Türkler, Kürtler, Araplar ve tüm dinlere mensup insanlar için emperyalist planların figüranı olmadan, kendi öz irademizle barışa, kardeşliğe ve bölgesel kalkınmaya yürüme günüdür. Türkiye'de de Suriye'de de Türkler ve Kürtler kardeştir. CHP, Türkiye'de ve Suriye'de bu kardeşliğimizin bozulmasına izin vermeyecek. Birileri istiyor diye kavga edip ayrı düşmemize ve birilerinin terörden, çatışmadan beslenmesine, sonra Türk'ün de, Kürt'ün de çocuğunun da beslenememesine, geleceğine güvenle bakamamasına itiraz etmektedir, bu oyunları bozacağız, bu konuda kararlıyız."

"MURAT GÜLİBRAHİMOĞLU KİM? CEVAP VERMİYORLAR, BEN SÖYLEYEYİM"

Özel, Gazete Pencere'nin de gündeme getirdiği İmamoğlu'nun jeti denilen uçağın perde arkasındaki ilişkileri şöyle anlattı:

Uçak... Uçağı hani diyorlardı ya şikayet eden CHP'li, değildi de öyle atıyorlardı, suçlanan CHP'li. Uçağın sahibi çıktı mı sana AK Partili? Uçağı işleten kişi çıktı mı AK Partili? İki ayrı kişi. Yurt dışına kaçan kişi dedikleri kişi çıktı mı AK Partili? Uçağın sahibi "Ben Reisçiyim" diyor. İşleten kişi "Bu uçağı İmamoğlu'na hiç vermedik, siyasilerden uzak dururuz" diyor. Erdoğan ise bu uçağı kastedip milletin parasıyla orada burada keyif çatıp bilmem ne işler yapanlar diye iftira ediyor.

İmamoğlu'nun adamı dedikleri, yurt dışında firari dedikleri Murat Gülibrahimoğlu, en büyük ihaleleri AK Parti'den almış. Kendisi AK Partili olduğunu hiç gizlememiş. İBB AK Parti'deyken milyar dolarlık ihaleler almış. İstanbul Valiliği yanına devlet koruma vermiş. Bakın burada, gazeteci arkadaşlara vereyim uzamasın, devletin koruma verdiği kağıt da burada. Şirketi var. Bakın şirketi var, bu bahse konu şirket. Şirketin ortağı Murat Gül İbrahimoğlu'nun şirkete ihaleyi veren, bu Cebeci hafriyat alanlarına ihaleyi veren Enerji Bakanlığı. Döküm muvafakatini Gülibrahimoğlu'na veren Enerji Bakanlığı. İstanbul Valiliğini döküm gelirlerine ortak eden, Valiliğe gelir olsun diye o yasak döküm alanının gelirine ortak eden Enerji Bakanlığı.

Bu adamı zengin eden Valilik ve Enerji Bakanlığı. Peki Murat Gülibrahimoğlu kim? Cevap vermiyorlar, ben söyleyeyim. Aha da Ticaret Sicil Gazetesi. İstanbul bir önceki İstanbul İl Başkanı, AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe'nin şirket ortağı arkadaşlar! Şirket ortağı!

"CHP'YE BULAŞTIRILABİLECEK BİR ŞEY VARSA ÖZENLE SEÇ, AK PARTİ'NİN PAÇASINDAN PİSLİK AKIYOR OLSA ONU GEÇ"

Uçak AK Partilinin. Kiralayan AK Partili. Uçakta gezen AK Partili. Ortağı AK Parti İl Başkanı ve paranın gelirini de verecekleri dedikleri yer Valilik. Hepsinin, hepsinin bütün kayıtları burada.

Osman Nuri Kabaktepe TÜGVA'nın yönetiminde hala daha. Ve önümüzdeki günlerde ayrı ayrı çıkacak. Osman Nuri Kabaktepe üzerinden Gülibrahimoğlu'nun en çok para yatırdığı yer TÜGVA. TÜGVA! Kim var başında? Ve Osman Nuri Kabaktepe üzerinden TÜGVA'ya bağış var, bir de açıkça söylüyorum: Akın Gürlek'in altında görev yapan İBB savcıları; Osman Gülibrahimoğlu'nun hesap hareketlerini, kendisinin tutuklu olan bir şirket çalışanına soruyorlar. Bu ne, bu ne? Adam anlatıyor: Bundan şunu ödedik, bundan bunu... 4 milyon Euro para bozduruluyor, nakit çekiliyor. Onu soracak diye bekliyor, onu sormuyor. Çünkü onu Osman Nuri Kabaktepe ile birlikte, onun uygun gördüğü yerlere, onun o banka şubesinde birine vermişler. İzah etmekte zorlanacağı bir kalem var, o kalemi atlıyor savcı. Dönmek istiyor, diyor "Yukarıdakini sormadınız?", "Onu geç." Neden? Eğer CHP'ye bulaştırılabilecek bir şey varsa özenle seç, AK Parti'nin paçasından pislik akıyor olsa onu geç.

"SORUŞTURMAYA GEREK DUYMAYANLARI, GÜNÜ GELİNCE MİLLET SORUŞTURMAYA GEREK DUYACAK"

Daha da çıkıp konuşun bakalım. Daha hepsi gün gün, tarih tarih. Yedi tane başvuruda bulundum HSK'ya, oturdular kalkmıyorlar oradan. Bir kalkıp da, dönüp dönüp ikide bir şey diyorlar: "Soruşturmaya gerek koymadık, soruşturmaya gerek koymadınız." Bugün İBB borsasını soruşturmaya gerek duymayanları, günü gelince millet soruşturmaya gerek duyacak arkadaşlar!

Son sözüm şudur: Kartalkaya'daki acıyı da, Soma'daki acıyı da, yapılan haksızlıkları da, çekilen zulümleri de... Bugüne kadar çektik, katlandık bıçak kemikte. Bundan sonra bunların hiçbirine katlanmak zorunda değilsiniz. Bize katılabilirsiniz. Hep beraber iktidara yürüyoruz. Kökünü kazıyacağız bu pisliğin! Kökünü kazıyacağız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar