Ekrem İmamoğlu'ndan çok net ‘yeni parti’ çıkışı
Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi'nden verdiği röportajda, iktidarın yargı eliyle darbe yaptığını belirterek “CHP dondurulmuştur” dedi. Kurultay engellenirse “siyaseten, ruhen ve bedenen hazırız” mesajı verdi.
GAZETE PENCERE - Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu Silivri Cezaevi’nden verdiği röportajda, ‘Parti içi tartışmalar’ söylemini reddederken, iktidarın yargı eliyle darbe yaptığını belirterek, “CHP dondurulmuştur” dedi.
“CHP Erdoğan’dan medet umanların eline geçmiştir” diyen İmamoğlu, iktidara yürüyen bir parti iken yargı yoluyla darbe yapıldığını ve işbirlikçilerin ise partinin başına geçirildiğini söylerken bu cümlelerini “CHP dondurulmuştur” diyerek özetledi.
Mutlak butlan kararı sonrası CHP’nin genel başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin kötü niyetli, haince planlar yapan iç düşmanlar anlamına gelen ‘Dahili bedhah’ kavramını kullanan İmamoğlu, “Milletim onu kaale almasın” ifadelerini kullandı.
“KURULTAY ENGELLENİRSE SİYASETEN, RUHEN VE BEDENEN HAZIRIZ”
Bir süredir CHP’nin gündeminde olan kurultay sürecine ve yeni parti tartışmalarına dair de açıklamalardan bulunan İmamoğlu, “Siyaseten, ruhen ve bedenen hazırız” mesajı verdi.
“KÜRT MESELESİ SADECE ÇATIŞMAYI BİTİRME MANTIĞIYLA ÇÖZÜLMEZ”
Devam eden sürece ilişkin de konuşan İmamoğlu, “Böyle bir iktidar anlayışı ile bu süreç hiçbir yere varmaz.
İktidar demokrasiye ve hukuk devletine dönmek istemiyor” diye konuştu. Öte yandan sürecin toplumsallaşması açısından ne siyaseten ne de medyada herhangi bir değişikliğin olmadığını belirten İmamoğlu, bu durumun iktidarın niyetini gösterdiğini vurguladı.
Ekrem İmamoğlu'nun İlke TV'ye verdiği röportajda şu başlıklar öne çıktı:
“BEN MİLLETİN ADAYIYIM, DAHİLİ BEDHAH KAYYIMI KALE ALMAYIN”
- Bugün kamuoyunda yoğun tartışmaların merkezinde yer alan bir partinin, milyonlarca yurttaşın oyuylabbelirlenmiş Cumhurbaşkanı adayısınız. Hâlâ kendinizi, yargı kararıyla CHP Genel Başkanlığı atanan Kemal Kılıçdaroğlu CHP’sinin Cumhurbaşkanı adayı olarak görüyor musunuz? Görmüyorsanız bunun temel nedeni nedir?
EKREM İMAMOĞLU: “Ben milletin adayıyım. Darbe yanlılarının buna dair olumlu veya olumsuz düşüncelerinin bir kıymeti yoktur. Bizim için kıymetli olan, milyonlarca vatandaşımızın ön seçimlerde ortaya koyduğu iradedir. Ben yalnız buna uymakla mükellefim.
Onlar ‘devlet aklı’ diyerek milleti kandırmaya çalıştıkları bir darbe ittifakını tercih ettiler. Biz milletin yüreğini tercih ettik. Devletin namusunu tercih ettik. Cumhuriyeti ve demokrasiyi tercih ettik.
Evet 2 milyon üyesi olan CHP’nin, partimin adayıyım. CHP delegesinin iradesinin oluşturduğu meşru parti yönetimimizin ve ön seçimlerimizde tarihi bir oyla beni seçen partililerimin adayıyım Cumhurbaşkanı adayıyım. Fakat özünde milletimizin adayıyım. Bunun altını çizmek isterim.”
- Murat Sabuncu’ya verdiğiniz röportajın ardından, Kemal Kılıçdaroğlu’yla aranızdaki köprülerin tamamen atıldığı yönünde yorumlar yapıldı. Kemal Kılıçdaroğlu ise yaptığı açıklamalarda ısrarla “arınma” vurgusu yapıyor ve CHP’yi yeniden kurultaya götüreceğini söylüyor. Ancak buna ilişkin net bir takvim paylaşmıyor. Öncelikle parti içinde bir temizlik yapılacağını ifade ediyor. Size göre Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi bugün tam olarak ne yapmaya çalışıyor? Hedefleri nedir?
İMAMOĞLU: Dâhili bedhah kayyımın ne düşündüğünü bilmem, ilgilenmiyorum da. Milletimize de huzurlarının kaçmaması adına bu kişiyi kaale almamasını tavsiye ederim. Çünkü Türkiye’nin ondan çok daha önemli, çok daha ciddi meseleleri var.
Benim gördüğüm, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletin gündeminden koparılmak istendiğidir. İktidarın en büyük arzusu da bu zaten. Çünkü onlar Cumhuriyet Halk Partisi’nin emeklileri, gençleri, işsizleri, çiftçileri, kadınları, kaçıp giden yatırımları, açlığı, umutsuzluğu konuşmasını değil; hukuk maşa yapılarak sanki bir iç mesele varmış gibi onunla meşgul olmasını istiyor. Muhterisler, milyonlarca insanın umudunu büyüten, Türkiye’nin birinci partisi olmuş, iktidara yürüyen bir partiyi kendi içine kapatıyor, enerjisini milletin sorunlarından koparmaya çalışıyor.
Biz koşuyoruz, onlar kaçıyor. Ara seçim deniyor, çıt çıkmıyor. Ekonomi deniyor, çıt çıkmıyor. Tapular ortaya saçılıyor, yine çıt çıkmıyor. Karşılığı ise darbe olarak önümüze konuyor. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Bizler koşarken onlar ne var ne yok yıka yıka ilerlemekten ve soluk soluğa kaçmaktan başka bir şey yapamıyor. Biz milletimizle birlikte koşmaya devam edecek ve Türkiye’yi bu her şeyi yıkmaktan anlayan zihniyetten arındıracağız.
Bizim hayallerimiz ve hedeflerimiz var. Türkiye için yapacaklarımız var. Ben Türkiye’nin 2050’ye nasıl gireceğini, ekonomide, sanayide, tarımda, ulusal güvenlikte neler yapacağımızı, millet olarak nasıl barış ve huzur içinde yaşayacağımızı düşünüyorum ve çalışıyorum her gün. Millet zaten bunların notunu verir.
Ben çok seviyorum onları, çok güveniyorum.
Millet, dahili bedhah kayyımın da onun emir aldığı, millet iradesini çiğneme planları yapanların da notunu verir.
“DEVLET AKLI DEĞİL, VESAYET AKLI”
- Tam da bu tartışmaların ortasında Bülent Kuşoğlu, yaşananları “devlet aklı” kavramıyla açıkladı ve mutlak butlan kararının da bu çerçeveden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. Size göre burada kastedilen “devlet aklı” kimdir ya da nedir? Ne amaçlanmaktadır?
İMAMOĞLU: Gülünç bir açıklamadır. İktidar içerisindeki bir takım siyasetçi ve bürokrata bir tür sorumsuzluk zırhı giydirme girişiminden başka bir şey değil. Nasıl devlet aklıysa akşam üniversite kapatıp sabah geri açıyor. Vatandaşın en basit sorunlarını çözemiyor, her gün bir yenisini ekliyor. Bunlara maşa olanlar da ‘devlet aklı’ laflarıyla ortaya gülünç ifadeler saçıyor.
Siz kimsiniz, millete sormadan bu ülkenin siyaseti için karar alma yetkisini size kim verdi? 2026’da mıyız, yoksa 1996’da mıyız? Türkiye’yi eski karanlık yıllarına, vesayet anlayışına döndürmeye çalışan bir yapıdır bu, sahibi de Erdoğan’dır.
Bugün Türkiye’nin ekonomisi çökmüştür, asayişi çökmüştür, gıda enflasyonu patlamıştır, teknoloji yarışında geri kalınmıştır, ülke doğum oranlarında Avrupa ülkelerinin bile altına düşmüş durumdadır.
Belli ki ‘devlet aklı’ diyerek millete yutturmaya çalıştıkları yapı yeterli olamıyor bu ülke için. O yüzden biz millet aklını işleteceğiz.
Türk devletinin aklı, milletinin aklını rehber edinirse anlam taşır. Devlet yönetimi ne zaman milletin aklından, halkın vicdanından, kamunun menfaatinden ve adaletten uzaklaşırsa, orada akıl kendini inkâr eder ve birilerinin hizmetine girer. Burada devlet aklı gider, vesayet aklı gelir.
Bunların ‘devlet aklı’ dediği, beceriksizlik ile iç içe geçmiş kötülüğün perdesi olarak kurgulanmıştır.
Meşruiyetini yurt dışında arayan bir anlayış, devlet aklının yanından geçmez. Belki başka devletlerin aklı olabilir kastettikleri. Koltuk uğruna Cumhuriyeti, demokrasiyi ortadan kaldırmaya çalışan akıl, benim devletimin aklı olmaz.
O yüzden bu kavrama sarılanlar bugün Türkiye’de gülünç haldedir. Bu devletin aklı, her gün devletine ve milletine hizmetini onur, şeref ve izzetiyle yapan, siyasete değil, işini iyi yapmaya odaklanmış, çalışkan ve fedakar memurlardır, ter döken işçilerdir, dirsek çürüten öğrencilerdir. Yolunu şaşıran varsa onların aklını takip etsin, onlar elbet bizi doğru yola götürecektir.”
“CHP BİRDİR, ZORLA ESİR ALINMIŞTIR”
- TBMM’de yaşanan son grup toplantısı kriziyle birlikte kamuoyunda uzun süredir konuşulan “iki CHP” tartışmasının somutlaştığı yorumları yapılıyor. Bir tarafta seçilmiş genel başkan Özgür Özel, diğer tarafta atanmış bir yönetim… Siz Ekrem İmamoğlu olarak bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yerel seçimlerden birinci parti olarak çıkan CHP bu süreci nasıl aşabilir? Ya da atanmış bir yönetimle aşması mümkün mü? Çünkü kamuoyunda artık yeni bir partinin kaçınılmaz olduğu yönünde değerlendirmeler de yapılıyor.
İMAMOĞLU: CHP birdir, zorla esir alınmış ve CHP delegesinden değil, Erdoğan’dan medet umanların eline geçmiştir.
Zor kullanarak, şaibeli yargı süreçleri oluşturarak, medyada iftira kampanyaları düzenleyerek işgal edilmiştir CHP. Bu operasyon, 19 Mart’ta başlayan darbenin ikinci adımıdır. Sahibi de Erdoğan’dır.
Partimizin delegesinin iradesi Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’i lider olarak seçmiştir. Hukukun gereği olan kurultay kararının verilmesi halinde yine seçecektir. Fakat kayyım olmak için kırk takla atanlar gördüğümüz üzere kurultaydan adeta kaçmaktadır. CHP’nin delegesinden utanmaktadır. Genel merkez binamıza polisle girerek partiyi yönetebileceklerini zannetmiş ve adeta çöktükleri genel merkezimizde ‘CHP’cilik’ oynayacak hale gelmişlerdir.
İnanın, iktidarın onlara biçtiği rolü koşa koşa kabul edenlerin hiçbir önemi yok. Milletimiz de onlara bakıp hiç canlarını sıkmasın.
Şimdi bine yakın delegemiz kurultay için imzasını verdi. Biz hala kurultayımızın gerçekleşmesi için uğraşıyoruz. Fakat CHP’lilerin talebi olan kurultay zorla engellenirse, milletin yürüyüşünü yavaşlatmak bir yana, giderek hızlandıracak yola siyaseten, ruhen ve bedenen hazırız. Bu iktidara bir seçimin daha hediye edilmesine izin vermeyeceğimin bilinmesini isterim.
Türkiye’de artık CHP değil, çok partili siyaset ve Cumhuriyet tehlike altındadır. Demokrasi ve adalet tarumar edilmiştir. Bizler bu sorumlulukla 86 milyon yurttaşımızın mücadelede azim ve kararlılığa sahip insanlarız.
“KÜRT MESELESİ TERÖR PARANTEZİNE SIKIŞTIRILDIKÇA HAKLAR KISITLANACAK”
- Türkiye’nin en önemli meselelerinin başında Kürt meselesinin demokratik çözümü geliyor. Devam eden bir süreç var ve bu sürecin temmuz ayında yasal bir çerçeveye kavuşabileceği ifade ediliyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İMAMOĞLU: Öncelikle burada ‘CHP’de yaşanan tartışmalar’ tanımını kabul etmiyorum. CHP kendi dinamikleri ile iktidara yürüyen bir parti iken iktidar partiye yargı yoluyla darbe yapmış ve kendi işbirlikçilerini partinin başına koymuştur, yani CHP’yi ‘dondurmuştur’. Burada tartışılması gereken iktidarın demokrasiyi tamamen askıya alma girişimidir.
Böyle bir iktidar anlayışı ile elbette bu süreç hiçbir yere varmaz. Bugün böyle bir süreç varsa bunun tek sebebi Kürt yurttaşların oy gücüdür. Bu işe sadece çatışmayı bitirme mantığıyla bakarak yol yürünemez.
Türkiye olarak bu süreci yalnızca değişerek, dönüşerek ve demokratikleşerek başarıyla sonuçlandırabiliriz. ‘Silahlar bırakılsın, barış olsun’ buna kim itiraz edebilir. Burada çıkacak yasalar da silah bırakma aşamasından ileri gitmeyecektir. Güvenlik meselesini, terör meselesini ihmal etmede Kürt meselesini haklar ve özgürlükler meselesi, demokrasi meselesi, millet olarak zenginleşme, refah ve kalkınma meselesi olarak ele almak gerekirdi. Bu yapılmayıp mesele terör parantezine sıkıştırıldıkça hem haklar hem de özgürlükler kısıtlanmaya devam edecek, hem de millet olarak demokrasimizden ve refahımızdan feda etmeye devam edeceğiz.
Biz bu nedenle ‘Terörsüz Türkiye’ şeklinde adlandırılan bu sürecin ‘Terörsüz ve Demokratik Türkiye’ şeklinde genişletilmesini önerdik. Fakat iktidarın, özellikle de bu süreci kendi çıkarına olacak biçimde dar tutma eğilimini de görüyoruz ve bunu değiştirmeye çalışıyoruz. İktidar açıkça demokrasiye ve hukuk devletine dönmek istemiyor. Bu dönüşümü varlıklarına, iktidarlarına bir tehdit olarak görüyorlar.
Böyle bir yaklaşımla ancak liderlik düzeyinde bireysel pazarlıklar olur. Yurttaş lehine buradan bir şey çıkmasını bu haliyle çok zor görüyorum.
Erdoğan, bütün süreci kendi siyasi takvimine bağlamış bir şekilde yola devam ediyor. Elbette bölgemizde yaşananlar titizlikle hareket edilmesini gerektirir. Fakat özellikle sürecin toplumsallaşması nezdinde ne siyasette ne medyada ne de düşünce dünyasında bir adım bile hareketlenmenin olmaması, iktidarın niyetini gösterir.
Ben gerçekten çok üzülüyorum süreçte gelinen noktaya. İçinde milletin olmadığı bir süreç yürütülüyor.
Görüyorum ki bir kez daha milletin barış ve huzur umudu, siyasetin vesayeti altına alınıyor.”
Kaynak:Haber Merkezi