Eski İstihbarat Daire Başkanı eski defterleri açtı: Rahip Santoro öldürüldükten sonra neden Haydar Baş’a telefon açtı?
Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun 2006 yılında Trabzon’da öldürülen Rahip Santoro cinayetine ilişkin bir mesaj yayınladı. Cinayetten sonra bir yazı okuduğunu ve Haydar Baş’ı aradığını söyleyen Uzun görüşmeyi aktardı.
GAZETE PENCERE - Trabzon'daki Santa Maria Kilisesi'nin rahibi Andrea Santoro 5 Şubat 2006'da öldürüldü.
Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Rahip Santoro cinayetine ilişkin bir mesaj yayınladı. Cinayetten sonra bir yazı okuduğunu ve Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) merhum lideri Haydar Baş’ı aradığını söyleyen Sabri Uzun görüşmeyi aktardı.
Sabri Uzun’un mesajı şöyle:
“Katolik Papaz Andreo Santaro, 05 Şub 2006 Trabzon’da öldürüldüğünde bir gazetenin Ankara Temsilcisi, ‘Olayın failinin Haydar Baş gurubu olduğu anlamında’ bir haber yazmıştı.
Telefon açıp, ‘Siz ne yapmak istiyorsunuz?’ diye sitem etmiştim.
Hüseyin Baş’ı dinleyince saygı duydum.”
Yani, dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, cinayetin hemen ardından Haydar Baş grubundan şüphelenen bir gazetecinin mesajıyla Haydar Baş’ı aradığını ancak onu dinleyince saygı duyduğunu, cinayetle ilgili olmadığını anladığını belirtiyordu.
Peki, Hrant Dink cinayetiyle bağı olduğu sık sık ifade edilen Rahip Santoro cinayetinde neler olmuştu?
KATİL 16 YAŞINDA!
Katili, o zaman 16 yaşında olan Oğuzhan Akdin’di. Üç gün sonra yakalandı. Emniyet ve savcılıkta susma hakkını kullandı. Savcı, Akdin için “tasarlayarak insan öldürmek” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet istedi. Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi Akdin’e 18 yıl 10 ay 20 gün hapis cezası verdi. Yargıtay kararı onadı. 2011 yılında yaptığı başvuru sonucu Akçaabat Yarı Açık Cezaevi'ne nakledildi. Yani, cinayetten 5 yıl sonra!
Ancak, Oğuzhan Akdin bu cezaevine geçince durmadı, 20 Temmuz 2012'de buradan firar girişiminde bulundu fakat kısa sürede yakalandı. Tabi, sonra da Bahçecik Kapalı Cezaevi'ne konuldu. Firar etmese daha erken tahliye edilecekti. Yine de bu firar girişimine rağmen 25 Ağustos 2016’da cezaevinden tahliye oldu.
10 yıl...
Türkiye’yi ayağa kaldıran, infial uyandıran bir cinayetin bedeli 10 yıl...
26 yaşında yeniden hayata karışan Oğuzhan Akdin, Bodrum’a yerleşti. Ağabeyi Alparslan Akdin’le birlikte burada yaşıyordu. İki kardeş o dönem Sebastian Beach’te ‘bodyguard’ olarak çalışıyordu.
2 yıl...
Cezaevinden çıktıktan 2 yıl sonra yerleştikleri Bodrum’da ağabey-kardeş silahlı saldırıya uğradı. İkisi de ayaklarından vuruldu.
Oğuzhan Akdin ile ağabeyi Alparslan Akdin’i vuran Emre Dayıoğlu ve Samet Kaya’ydı.
Dayıoğlu ile Kaya ikilisi Trabzon’da karıştıkları suçlardan arandıkları için Bodrum’a kaçmıştı. Akdin kardeşlerle daha önce cezaevinde birlikte yatan bu ikili aslında cezaevi arkadaşıydı. Akdin kardeşlere silah vermişlerdi. Sonra da silahı geri istediler.
Emre Dayıoğlu ve Samet Kaya 4 Kasım 2018’in ilk saatlerinde Akdin kardeşlerle Ali Kelle Ormanı’nda buluştu.
Emre Dayıoğlu’nun ifade tutanağına göre olay şöyle gelişti:
“Araçtan indik, sarıldık, muhabbet ettik. Oğuzhan silahımı uzattı. Bana ‘Abi senin bu yaptığın adamlık değil, hem veriyorsun, hem alıyorsun’ dedi. Böyle söyleyince kafasına doğru elimle iki kez hızlıca vurdum. Alparslan bana silah çekti. Ben de korkutmak amacıyla ayaklarına doğru üç ya da dört el ateş ettim. Alparslan ‘Vuruldum’ diye bağırdı. İnanmadım, çünkü yere ateş etmiştim. Samet de Oğuzhan’da silah olacağını düşünerek, yere 2-3 el ateş etti. Araçlarımıza binerek, oradan ayrıldık. Biz vurulduklarını bilmiyorduk. Tabancaları denize attık. Olayı öğrendikten sonra panik yaptık. Samet ile Antalya’ya gittik.”
Biz adaletle ilgili ne söylersek söyleyelim, gerçekler işte böyle...
SİLAHLARIN İZİ
Oğuzhan Akdin’in cinayette kullandığı Glock marka bir tabancaydı.
Cinayette kullanılan bu silah, “Sarı Osman” olarak bilinen Osman Köse tarafından 28 Ocak 2006’da Trabzon’daki Yeşilyurt restoranda yaşanan ve adam öldürmeyle sonuçlanan bir eylem sonrası Alparslan Akdin’e verilmişti. O da silahı eve getirmiş ve evlerde “yüklük” olarak bilinen yatakların arasına saklamıştı. Alpaslan Akdin bir ifadesinde, silahı Irak’tan gelen bir kamyon şoföründen aldığını söylemişti.
Bu restoranda 28 Ocak 2006’da bir cinayet işlenmişti, silahı ise “Sarı Osman” lakaplı Osman Köse, Alparslan Aksin’e vermişti. Kimdi bu Sarı Osman, Trabzon’un yeraltı dünyasından Şeniz Dervişoğlu’nun adamı.
Şeniz Dervişoğlu, Dink cinayetinde de karşımıza çıkıyor.
Hrant Dink’i 19 Ocak 2007’de öldürdükten sonra 20 Ocak sabahı Trabzon’a gitmek üzere saat 10.30’da otobüse binen ve aynı gün saat 22.30’da Samsun otogarında yakalanan Ogün Samast’ın Giresun’da öldürülmesinin planlandığı iddiası vardı.
DİNK CİNAYETİNE ÇIKAN YOL
Ogün Samast kaldığı Kocaeli F Tipi cezaevinde Başbakanlık Müfettişlerine 15 Nisan 2008 günü yaptığı açıklamalarda Hrant Dink’i öldürdükten sonra İstanbul’da teslim olmayı düşündüğünü anlattıktan sonra şunları söyledi: “…Ama ‘Burada bana ne yaparlar’ diye düşündüm, ‘Hiç değilse annemi babamı son bir kez görürüm, Trabzon’da teslim olurum’ diye düşündüm. Sonra beni Samsun’da yakaladılar. İyi ki de yakaladılar. Yoksa beni Giresun’da öldüreceklerdi.”
Dink öldürüldüğünde Trabzon Emniyet Müdürü olan Reşat Altay’ın dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile Başbakan’a ulaştırması için verdiği bir bilgi notu ile telefon görüşmesi tapesinde, milliyetçi çevreye yakınlığı ile bilinen çete üyelerinin Samast Samsun’da yakalanmadan beş saat önce toplantı yaptıklarını, yakalanmadan iki saat önce de Samast’ı almak üzere Trabzon’dan Samsun’a doğru yola çıktığını gösteriyordu.
İşte bu telefon konuşmasındaki kişiler Şeniz Dervişoğlu ile ilişkilendiriliyordu.
O dönem bu her yerden çıkan silahlar, işlenen cinayetler matruşka gibi..
Matruşkayı bilirsiniz, Rus yapımı bir oyuncak bebek türü. Bebekler ortasından açıldığında başka bir bebek çıkar, onu açtığınızda bir başka bebek çıkar.
Rahip Santoro cinayetinden de Hrant Dink cinayetinin ipuçları çıkıyor.
Kaynak:Haber Merkezi