İmamoğlu 'diplomada sahtecilik' davası ertelendi: 'Bir ıslık çaldığında sıçan gibi kaçacaklar'

İmamoğlu, 31 yıllık diplomasının iptal edilmesinin ardından “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla açılan davada bir kez daha hakim karşısına çıktı.

İmamoğlu 'diplomada sahtecilik' davası ertelendi: 'Bir ıslık çaldığında sıçan gibi kaçacaklar'

GAZETE PENCERE - CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 31 yıllık diplomasının iptal edilmesinin ardından “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla açılan davada bir kez daha hakim karşısına çıktı.

İmamoğlu'nun savunmasından sonra mahkeme 6 Temmuz 2026 tarihine ertelendi.

DURUŞMADA YAŞANANLAR ŞÖYLE:

12:45 | DAVA 6 TEMMUZ'A ERTELENDİ

İmamoğlu savunmasını tamamladı. İddia makamı, duruşmada “Savunmaya bir diyeceğimiz yok” dedi. Öte yandan, İdare Mahkemesi’ndeki dosyanın kesinleşip kesinleşmediğinin kamu adına sorulması talep edildi. Diploma davası 6 Temmuz'a ertelendi.

12:30 | SAVUNMA SONA ERDİ

İmamoğlu savunmasını tamamladı. İddia makamı, duruşmada “Savunmaya bir diyeceğimiz yok” dedi.

12:00 | İMAMOĞLU: BENDEN CASUS OLMAZ

"Akıl diyorum, başka bir şey düşünmeyin. Gene dava açar falan, o akıl, aynı akıl; sahtekarlığın alası, sistematik sahtecilik, ahlaktan, vicdandan, erdemden nasibini almamış bir dönemle, rezaletle karşı karşıyayız. Bugün, algı fabrikalarında sabah akşam içerik üretenler şunu iyi bilsin: Milleti kandırdıkları her şey, yarın önlerine tek tek konacak, nasıl milleti kandırdılar; emeklileri aç bıraktılar, Silivri’de kira 35-40 bin lira, bu millet nasıl geçinecek?

Bu, bir insanın iradesini yargılamaya çalışmak. Baştan söyleyeyim: Ben çok gerçeğim, benden sahtecilik çıkmaz. Siz ne yaparsanız yapın, bu millet size, az önce dediğim gibi, şakşak milyonlarca tokat atacak. Bu dosyanın boş olduğunun, delille ilgisi olmadığını, bomboş olduğunu ilk günden beri söylüyorum; çünkü ortada suç yok, fiil yok, irade yok. Sadece kötü niyet bile yetmez, ama kötü niyetle yazılmış senaryolar var. Tam bu noktada, bu dosyanın nasıl çöktüğünü kendi ağızlarıyla da ifade ettiler. Diplomasını iptal eden İstanbul Üniversitesi’nin avukatı, İdare Mahkemesi’ndeki duruşmada aynen şunu söylüyor: “1 saat anlattılar, içinde Ekrem İmamoğlu yok.” Döndüm dedim ki, “Eee?” Dedim, “Ekrem İmamoğlu’nun doğrudan yaptığı bir eylemi zaten belirtmiyoruz.

CASUSLUK DAVASI HAKKINDA AÇIKLAMA

Yargıyı da alet etmek için yaptıkları en absürt operasyonlardan biridir. 24 Ekim sabahı CHP’ye yönelik mutlak butlan davası ile ilgili nihai kararın beklendiği gün, henüz gün ışığı düşmeden, Hüseyin Gün isimli ajan olduğu iddia edilen bir şahsın tartışmalı, çelişkilerle dolu ifadesi üzerinden bir operasyon duyuruldu. Kararı bekliyorum; karar beklerken o ara bir Son dakika: Casusluk, ajan, Ekrem İmamoğlu. Allah’ım dedim, herhalde rüya görüyorum. Yani nereden çıktı bu? O ara bir son dakikada 'bulanla ilgili işte karar lehte çıktı.' Çat, casus Ekrem İmamoğlu! Şaka gibi. İfadeye davet edilmiştim.

Ve yani, karanlık bir akıl ya… Böyle bir şey olamaz. Yani milletle dalga geçiyorlar. Ahlaksız bir dosyada, hiçbir mantığa sığmayan bir şekilde casusluk suçlaması, ifadeye çağrıldı. Yetmedi; savcılıktaki sorgu öncesi, yaklaşık sabah onda oraya vardık, akşam 4:30’da ifadem alındı. Buz gibi-yedinci katta. Nedir, Ekrem yoğun olma, zalimlik yapalım, Ekrem İmamoğlu’na zülüm ya, çektirelim! 6,5 saat yedinci katta bekletildi. Çıktım, gayet gergin bir savcı var karşımızda; gergin, gerilmiş. Yani niye geriliyorsun sanki o bekledi 6,5 saat? Aşağıda dedim, niye gergin? 'Ve gergin değilim' ya, cevap böyle: 'Ben gergin değilim.' 'Nasıl gergin değilsin?' dedim. 'Ya sakin ol” dedim. Yani bekleyen alındımışım; ben benden çıkaracaksınız, veya asker, avukat, Türkiye’nin en değerli iletişim uzmanlarından Necati Özkan’dan casusu çıkaracaksınız, veya gazeteci, fikir özgürlüğünü savunan Merdan Yanardağ’dan casus çıkaracaksınız. Adam daha gözaltına alındı... El konuldu. Bir cesaret olur mu ya? Bu nasıl bir düşmanlık"

12:00 | İMAMOĞLU JET İDDİALARI HAKKINDA KONUŞTU

"Milletimizi uyandıracağız. Kimin kime oy verdiğinin bir önemi yok, kimin hangi inançlı olduğu, kimin hangi fikirde olduğunu hiç mi önemi yok? Milletimizi uyandıracağız, bir uyanışa ihtiyaç var. Bu memleket uyanmazsa, Allah bizi muhafaza eylesin. Bu tür insanlardan uçurumun kenarında bizi gezdiriyor; kendini düşünüyor, şürekasını düşünüyor, bir avuç insanı düşünüyor, ne burada.

Beni bir tek sahtekarlar anlayamaz.

Hangi belgeyle, hangi fiillerle, hangi vicdanla bana sahte diyeceksin? Soruyorum; hangi belge bu? Beyannameyi yazana soruyorum, beni hangi belgeyle sahte diyeceksiniz? 19 yaşındaki Ekrem‘e nasıl sahte diyeceksiniz? Hepsi dosyada, atalarımın mezar taşlarından bugüne didik didik kazıdılar; oralara bile gitti, baktılar. Oralara bile gidip baktılar, Atamın mezar taşlarına bile köyümde gidip baktılar, videolarını çektiler. Evlerimizin, arsalarımızın, babamızın, eşimin, ailemin, herkesin tarlalarını kazıdılar. Tarlalar utanç verici, evlerde aranmadık yer bırakmadılar. Yazıklar olsun size, bunu yapan sahtecilere, sahtekarlara. Bu ülkenin siyasi tarihi, bu tür kötülüklerle doludur.

JETİ VAR DEDİLER

İmamoğlu’nun jeti var dediler. Benim çocukken oyuncağım bile olmadı, ya! Köy çocuğum, çocukken oyuncağım bile olmadı. Benim ya… Benim jetim varmış, benim varsa jetim binerim, yani gösteririm. Yok, arabamı gizlemedim, bir şeyimi gizlemedim. Benim hayatımda her şey gerçek. “Jeti varmış” yalan; bu yalanlar nerede? TRT’de yayınlandı ya! Sizin, benim vergilerim de, milletin, milletimin huzurunu ayrı mı aşılandı? Çocuklarımız, gençlerimiz aşılandı; evlatlarımız aşılandı; kadınlar aşı aldı, erkekler aşı aldı; akrabalarım aşı aldı. TRT’de, TRT’de benim paramla, senin, öbürünün parasıyla orada iş yapan onursuz, haysiyetsiz, şerefsiz insanların imza attığı haberlerle ben bunları televizyondan izledim. Sayın hakim."

11.46 | "BENİM DİLİMDE İFTİRA YOKTUR”

"Her gün televizyona çıkıp, kürsüden eğilerek söylüyorsun: O kızgın yüzlerin, ülkeyi ifade ettiği biçimde milleti aldatan cümleler kurmamak, amaca ulaşmak için her yolu mübah görmem, çatır çatır millete kendimi emanet eder; milletim ne derse onu yapar. Yalan konuşmam, insan kandırmam.

Benim siyasetimde hile yoktur. Benim yolumda pusu yoktur. Benim dilimde iftira yoktur. Benim yolumda sahtecilik yoktur. Ama bunu bir tek sahtekarlar anlayamaz. Bu söylediklerimi bir tek sahtekarlar anlayamaz; dinler ama anlamaz. Ruhunda sahtekarlık olan beni dinler ama anlamaz. Bu kadar nettir. Söz, sahtekarlar anlamaz, anlayamaz.

Ve şunu çok net söylüyorum: Ekrem İmamoğlu dürüsttür. Ekrem İmamoğlu ahlaklıdır, namusludur.

11: 45 | İMAMOĞLU: TECRİT ALTINDAYIM

"Öyle bir tecrit ki vallahi billahi hastalık değmedi bize, yani birbirimize merhaba bile diyemiyoruz. Çünkü hastalık bile değmedi bize. Öyle bir tecrit… Ne yapmışsak, bizi öyle bir tehdit içinde tuttukları bir hapishanedeyiz. Ama ben onlara söyleyeyim: Mikrop aranızda, hapishanede değil. Siz dikkat edin, mikrop aranızda. Dosya üretenlere bunu hedef olarak ifade edin. Ben aslanlar gibi buradayım.

Ben Trabzon’un Akçaabat ilçesinin Sidika Köyü’nden selamlar alıyorum. Anlayana, ağlayan annelerin teyzeleri mektuplarını alıyorum. Dilini tam anlamasam da çalışıyorum. Adıyaman’da annem benim için Kürtçe ağıtlar söylüyor; o yürek bana yetiyor. Çankırı’da, Konya’dan, Van’dan, Edirne’den, Manisa’dan, yaylalardan, bağlardan, tarlalardan, İstanbul’un her semtinde sevgi ve umut yağıyor bana.

Ne sarayından, bana ne senin sarayından… İktidar zihniyeti öyle bir duruma gelmiştir ki, değil 1, 10 tane saray yapsa içine sığmaz. Benim yerim ise milletin gönlündeki o sıcacık, o mini minnacık yer. O mini minnacık yer dediğin içinde zannetmeyin siz. Yetişkinler varsınız; inanın, 4-5 yaşındaki çocukların televizyonda mikrofon uzatıldığında, çat diye ağzından dökülen kelimeleri duyduğunda tüylerim diken diken oluyor. Allah’ım, bana nasıl bir güç bahsetti, nasıl bir sevgi verdin diye yaradana sığınıp dua ediyorum. Ya Rabbi, şükür diyorum. Onun için on tane saraya da sığmayacaksınız; o sıcacık yeri tadamayacaksınız.

İşte ben böyle hissederim. Ama sahtecilikler, sahtecilik hayatı, sahtecilik olan insanlar sahteciliklerine devam ederler ve benim bu hissettiklerimi anlayamazlar, anlayamayacaklar. Onun için ben buradayım; ben gerçeğim. Ben doğduğum günde, gerçekten doğum belgeme ne zaman dava açacaklar diye merak ediyorum, ne zaman dava açacaklar diye…

Kişilik olarak hayatımı gerçek bir şekilde yaşadım. Siyasette ise, belediye başkanlığında milletine hizmet etme prensibi ile hareket eden yine gerçek İmamoğlu oldu. Benim ölçüm nettir: dürüst olmak, açık olmak, aleniyet; hiçbir hesabı milletten saklamamak. Hayatımın her anını böyle yaşadım. Kapalı kapılar ardında pazarlık yapmak hiç olmadı; her zaman milletimin huzurunda oldu. Karanlık ilişkilerim olmadı; karanlık ilişki yanıma yaklaşanlardan uzaklaştırdı, uzak durduk. Benim çünkü yüzümü dönmem gereken milletim olduğunu bilen bir insanım. Her adamın amının önünde olmuştur.

Beni gidin, İstanbul’un her semtinde kurulan pazarlardaki pazarcılara sorun. Beni gidin esnaf lokantalarına girin, şu komilere sorun, garsonlarına sorun. Beni İstanbul’un sokaklarına sorun, caddelerine sorun, meydanlarına sorun, evlerine sorun. Beni ilkokul, lise, ortaokul, üniversite arkadaşlarıma sorun; iş dünyasındaki arkadaşlarıma sorun. Allah’ıma şükür, referanslarım çok kuvvetli.

Ben gerçeğim. Şu anda, gerçek olduğu şekliyle yanıltmaya çalıştığı topluma kendini gösteren insanlar gibi ne sahteyim ne sahteciyim. Defalarca “Hakkımı yemem, hakkımı da yedirmem” diye haykırdım. Hırsızlara, seçimi çalanlara, özgürlüğümü çalanlara karşı mücadele ettim. Kazandım, mücadele ediyorum, yine kazanacağım. Çünkü esasen baktığın pencerenin milletime kazandırmak olmasıdır.

11: 30 | SAVUNAMSINA BAŞLADI: "SIÇAN GİBİ KAÇACAKLAR"

İmamoğlu diploma davasında savunma yaptı. İmamoğlu'nun ifadeleri şu şekilde:

Ramazan ayına giriyoruz. Bu hafta ne yazık ki Ramazan ayları böyle talihsiz durumlarla ülkemizi yorduğumuz yılları bize yaşattı. Halbuki Ramazan ayı berekettir. Ramazan ayı, insanların birbirini hissetmesidir; vicdanını harekete geçirir, insanın aklını başına getirmesine vesile olur, neredeyim demesine, makam, mevki, varlık, yokluk nedir, gözden geçirmesine vesile olur ve yaradana sığınır. Aslında insanların eşitliğini, insanların eşitlenmesini hissetmesi adına bir fırsat ayıdır ve bu fırsat ayının bu şekilde hissedilmesi ve değerlendirilmesi buradan temennimdir.

Ama üzücüdür ki 2019’da Ramazan ayında seçimi iptal eden zihniyet, 2025 yılında yine Ramazan ayında diplomamı iptal eden zihniyet, yine Ramazan ayına denk düşürerek, içi tamamen yalanla, iftira ile, ne kadar büyük günah varsa içine doldurulmuş şekilde, sahtecilik kavramı adı altında toparlanmış bir iddianame ile yine Ramazan ayında, Mart ayında yargılanacağımız bir süreci yaşayacağız. Bu dava, Ramazan ayının arifesi denk geldi. Umuyorum bu gün, bu duruşma… Dilerim ve isterim, ümidim çok değil ama dilerim ve isterim ki ülkemiz ve yargı düzeni açısından sağlıklı bir sonuca evrilir.

Ama Ramazan ayının hemen içine girdiğimiz an itibariyle sizlerle yine çirkin diye absürt bir davayla buluşacağız; çirkin kavramıyla bir dava içerisinde olacağız. Ne kadar olmaz denilen bir şey varsa yargı düzeni içerisinde bizlere bu dönemde yaşatılıyor. Bu milletimiz adına, inanan insanlar adına, yüce yaradana sığınan ve gerçekten bu inancın bir parçası olmaktan da onur duyarak, kendi vicdanında ve ahlakımda bana yol gösterici olan inancıma hiç yakışmayan ama o inancı kullanarak kendine yol ve hat çizenlerin utanç verici güzergahlarında çok net bir şekilde izleyip, onlara haddini bildirme konusunda kararlı bir birey olarak ben Ramazan’ı karşılıyorum ve dua ediyorum: Allah bu zihniyete sahip insanların insanlara akıl versin.

Elbette ki bu güzel ayda, bu Ramazan ayında milletimizin evine, sofrasına bereket gelsin; kalbi kötülüklerle dolu, dili ağza alınmayacak kirli dile sahip en üst makamlara gelmiş insanların diline terbiye gelir inşallah, Ramazan ayı vesilesiyle. Ve aynı zamanda bu ülkede yargı adına görev yapan insanların da iftiranın, insanların arkasından iş çevirmenin, kumpas kurmanın, tuzak kurmanın, işkence yapmanın, insanların çoluğuna çocuğuna, ailesine, kadına, erkeğe, gence göz dikmenin ne kadar ahlaksız bir tutum olduğunun hissetmesini, hissetirilmesini diliyorum.

İnancımız o kadar güzeldir ki; insanın kalbinde yaşar, vicdanında yaşar, beyninde yaşar; göstermeye hiç ihtiyaç yoktur. Yani gösterirseniz, onun bütün tılsımı kaçar gider. O kadar güzeldir inancımız. Allah herkese o güzel inancı yaşamayı nasip etsin. Ama şu anda göstererek insanların gözüne sokarak yaşatıldığını düşünen, yaşatılacağını düşünen zihniyete şunu söylüyorum: O, bizim bildiğimiz ve yüce yaradana sığındığımız inanç değildir. İnancın o güzel ruhunu umarım yaşarlar ve hissederler.

Bu güzel Ramazan ayında ben öyle büyüdüm, öyle yetiştim. Anadolu’nun da öyle bir toprak olduğuna inanan bir insanım. Yüce Türk milletinin de öyle bir inançla bu topraklara ve bu yaşama sarıldığını, yaşamış ve o şekilde büyümüş bir insanım. Aziz milletimiz, siyasi tarihimiz ne yazık ki demokrasi, milletimizin özgür iradesini ve umudunu hapsetmeye çalışan sayısız utanç verici, yüz karası davalarla doludur. Ama bugün öyle bir skandal ötesi iddianame sonucuyla buradayız ki, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve yüce Türk yargısını düşürüldüğü bu mevcut durum, bu tablodan gerçekten hiç hak duyuyorum.

Yaklaşık 16 aydır iktidarın başındaki zihniyetin talimatı ve İstanbul’a konumlanmış bir avuç muhteris ile yürütülen operasyonlar ve ne yazık ki planlanan ne var, onu bilmiyorum; ama oluşan davalar zinciri tarihte görülmemiş yargı skandalı dönemi ülkemize yaşatmıştır. Milletimize maliyeti, maddi ve manevi olarak büyük olmuştur. Koltuk kursu için yürütülen 19 Mart darbesinin maliyeti 250 milyar doları aşmıştır. Milletimiz daha da fakirleşmiş, işsizlik artmıştır. İtibarsız bir dönemi yaşanmasına sebep olmuşlardır. Devlet, gelen eğitimle, kanunla, anayasa ile ilgisi olmayan, devletin kurumları ve yargı eliyle kumpaslar, işkenceler, aileye, namusa, iffete, ahlaka el uzatma, insanları lekeleyen düzen ile hem hallolmuş bir dönem yaşanmıştır.

İşte böyle bir dönemin çöp bir iddianame ile oluşan diploma evrakta sahtecilik davasında, iki celseden sonra hakimi değiştirilen, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, doğal hakim ilkesinin yok sayıldığı bir uygulamayı da dördüncü duruşma için buradayım. Utanç verici iddianameyi yazan savcı ise sözüm ona amacına ulaşmış, terfi ettirilerek İstanbul’da bir ilçenin başsavcı vekili konumuna getirilmiştir. Bilinmelidir ki, bu konu ne diplomadır ne de yolsuzluk davalarının komikliğine, korkunun vesile olduğu yargı sefaletine bakınız: ahmak, çirkin, casusluk, diploma iptali, diploma evrakta sahtecilik, savcıya, bilirkişiye hakaret, rezalet, rezalet, rezalet.

Ama olan millete oluyor, olan geleceğimize oluyor, adaleti, olan inancı yerle bir ettiniz. Toplumun %80’i aşan bir oranda insanlarımız artık adalete inanmıyor. Bundan utanılacağına gerile gerile konuşan insanlarla karşı karşıyayız. Bu kötü zihniyet sadece haysiyetcelli ailelere saldırı yapmıyor, diplomamı iptal etmiyor; milletimizin en temel hakkı olan demokratik yolla iktidarı değiştirme iradesi de gasp ediliyor, millete gözdağı veriliyor. Malına, mülküne, tapusuna, bütün varlığına istediğinde el koyarım diyen mesaj veriliyor ve el konuyor. Olan millete oluyor, olan milletimizin geleceğine oluyor. Milletin nefesini, neşesini, umudunu çalan bir düzen yaşatılıyor.

2024 yerel seçimlerinde açık ara birinci parti olan Cumhuriyet Halk Partisi, esasen normal bir atmosferde, demokratik bir ortamda süreç yönetilsin diye adım atmak istemesine rağmen, kazanmak için her yolu, çatışmayı ve her türlü kötülüğü göze alan iktidar zihniyeti, 2024 yılı yazından itibaren… Dikkatle dinleyiniz lütfen: 2024 yılı yazından itibaren düğmeye basılmıştır. Yerel seçimden dört ay sonra İstanbul’a atanacak başsavcı ve başarılı olursa getirileceği makam çoktan belirlenmiştir.

Bu sebepledir ki yürütülen her işlemde, her operasyonda ve yapılan tutuklamalardaki hukuksuz, ahlak dışı uygulamaları ilk savunan ve sürecin savcılığına soyunan, iktidarın başındaki zihniyet olmuştur. İstanbul’daki yargı makamı değiştikten sadece bir ay sonra Esenyurt ile uydurma, yalanlar, iftiralar, operasyonlarla sürece başlanmıştır.

Ömrünü akademiye atanmış sayın Profesör Dr. Ahmet Özer, 65 yaşındaki saygın bir belediye başkanını sabahın köründe evinden aldırmak, tutuklamak ve bir yılı aşkın sürece cezaevinde tutmak… Nasıl bir vicdan çöküş ise, bütün tutuklu yargılanan arkadaşlarımızın maruz kaldığı tabloda tam olarak budur. Bir yıl o insanı hapiste yatırdınız ve hakkında hiçbir şey bulamadınız; herkes masum diye haykırıyor. İşte benim hapiste yatan bütün arkadaşlarım aynı şekilde masumdur. Bu sahte sürecin içindeki tüm uygulamalar tamamen siyasidir ve hedef bellidir. Sahteciliğin zirvesi yaşatılmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi, muhtemel adayı Ekrem İmamoğlu ile birlikte hedeftir. Hem partimiz hedeftir, hem Cumhuriyet Halk Partisi hedeftir. Elbette başkaları da hedeftir. Tüm işlemler adım adım, vahşice, hukuksuzca yürütülmüş; 19 Mart operasyonu devreye sokulmuştur. Kısacası, 19 Mart siyasi darbe girişimi, öncesi ve sonrasıyla ifade ettiğim gibi çöptür, hukuksuzdur ve geçersizdir. Burada yargılananlar ve yargılanacak olanlar da mahsundur.

İnanın, zaman öyle tahmin ettiğiniz kadar uzun da değil, çok kısadır; yakındır, kapının eşiğinde, dedir. Her türlü haksız kazanımlarınızın, yanlış iş ve işlemlerinizin hesabını adil mahkemelerde veriyor olacaksınız. Kulaklarınıza küpe olsun: Yaşadıklarınız, makamlarınız, yaşattıklarınız sahtedir, sahteciliktir. Benim çok iyi bildiğim bir duyguyu hatırlatayım: Esas makam nedir biliyor musunuz? Esas makam, aziz milletimizin gönlündeki makamdır. Ben her zaman o makama talip oldum, milletimi çok sevdim, milletimin de yaptığım görevden dolayı beni çok sevmesini arzu ettim; tek dileğim o olmuştur.

İktidarın zihniyeti yolunu şaşırmış; milletin gönlündeki makamı unutmuştur. Makamı öyle bir şaşkınlığa verilmiştir ki seviyeleri, bir kişinin gönlündeki makam zannediyor artık. O insanlar, o Makam-ı aziz milletin gönlündeki makam yerine koydukları o bir kişinin gönlü makamını zannedenlere hatırlatayım: O makam sahtedir, o makam aldatmacadır. Vakti dolduğunda, zamanı bittiğinde anlayacaksınız. Güç, kendinden emin olana değil, korkana sertleşir.

Bakınız, koltuğunu kaybetmekten korkanların yolu hep sahtecilik olmuştur. Koltuk düşkün olanların koltuğunu korumak için ortaya koydukları her zaman yöntem sahtecilik olmuştur, ahlak dışı yöntemler olmuştur; tarih boyu bu böyledir. Dosya üretenler, ülkemizden, bakalım manşet üretenler; TRT, Anadolu Ajansı, itibarsız ve kişiliksiz sözcüler; medya kuruluşlarının içindeki tetikçiler… Bir ıslık çalındığında sıçan gibi kaçtıklarını yakın tarihte görebilirsiniz.

11: 05 | İMAMOĞLU SALONA GETİRİLDİ

Ekrem İmamoğlu, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan 8 yıl 9 aya kadar hapisle yargılandığı davanın duruşması için hakim karşısında. Ekrem İmamoğlu duruşma salonuna getirildi.

Savcılık, İmamoğlu’nun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden (KKTC) İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptığı süreçte usulsüzlük yapıldığı iddiasını esas alarak mütalaasını açıklayacak.

18 Mart 2025 tarihinde İstanbul Üniversitesi, İmamoğlu’nun diplomasını “açık hata” ve “yokluk” gerekçeleriyle geçersiz kılmıştı. Ancak aynı dönemde KKTC’den yatay geçiş yapan diğer öğrenciler hakkında herhangi bir ceza davası açılmamıştı.

DAVA REDDEDİLDİ

İmamoğlu’nun üniversitenin iptal kararına karşı açtığı idari dava ise heyetin dağıtılmasının ardından yeni üyelerle yeniden oluşturulan 5. İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.

Diplomanın geçersiz sayılmasına ilişkin ceza davasına bakan hakim de, karar duruşması öncesinde son HSK kararnamesi ile Kahramanmaraş’a atanmıştı.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar