Muharrem İnce'nin açıklamaları Ankara'da savcı değişimi: Özgür Özel'den son açıklama!

Özgür Özel, Muharrem İnce'nin yaptığı açıklamayı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na Aykut Çelik'in atanmasını değerlendirdi.

Muharrem İnce'nin açıklamaları Ankara'da savcı değişimi: Özgür Özel'den son açıklama!

GAZETE PENCERE - CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara’ya atanan yeni başsavcı ve Muharrem İnce’nin Ahmet Hakan’a verdiği demeçleri yorumladı.

Özel, T24’ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladığı söyleşide Ankara’ya yeni atanan ve Aziz İhsan Aktaş dosyası ile İBB soruşturmasında görev alan savcı Aykut Çelik için “Şimdi Sayın Çelik'in Ankara'ya gelmesiyle birlikte bu tarz, bu üslup ve bu işte CHP'yi yıpratmaya yönelik operasyonel faaliyetler Ankara'ya da taşınırsa, bu tabii son derece rahatsızlık verici olur. Ama hani sonuçta daha göreve dahi başlamadan peşin bir şey söylemem doğru olmaz ama geçmiş İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın pratiklerine baktığımızda ve kendisi de orada görev aldığına baktığımızda, bu soruyu sormakta haklısınız yani” ifadelerini kullandı.

Özel’e Muharrem İnce’nin “partiden ayrılmak doğru değil yargı kararı uygulanmalı, çatışmadan kırıcı üsluptan vazgeçilmeli” sözleri de soruldu. Özel yaptığı açıklamada, “Kemal Bey'in benim hakkımda kullandığı ifadeler çok kırıcıydı, bayramlaşma diye parti bahçesindeki konuşmada söylediği sözleri düşünsünler. Ben onları Muharrem Bey'in söylediklerini kendi üstüme alınmadım, herhalde Kemal Bey’e söylüyor” dedi.

Özel’e sorulan sorular ve cevapların bir kısmı şöyle:

- Kemal Kılıçdaroğlu’nun salı günü yaptığı konuşmadaki bir bölümden bahsediyorsunuz.

Evet. Yani bu çok tehlikeli sinyal veriliyor. Burada iki ihtimal görüyorum. Bu ihtimallerden bir tanesi, bu yaygın konuşulan meseleye kendini uyumlayarak butlan yönetiminin hem Amerika'dan hem Türkiye'deki düzenden, rejimden meşruiyet arayışı. Beni tanıyın, sizinle yürüyeyim. Bu korkunç, bu çok kötü bir şey. Yok öyle değil, gerçek niyet gerçekten böyle bir anlaşmaya varılmış ve burada yer almaya Cumhuriyet Halk Partisi sürüklenecekse, hani bu çok daha korkunç bir durum. Benim uykularımı kaçıran kendi durumum değil. Butlan ilan edildiği gece yattım uyudum. Ertesi sabah saldıracaklardı, yattım uyudum. Yağmurun altında meclise kadar yürüdük, yattım uyudum. Ama o ifadeleri duyduktan sonra uykum kaçtı.

- Kılıçdaroğlu’nun ‘Osmanlı topraklarında Türkiye olmalı’ çıkışı sonrası durumunuzdan bahsediyorsunuz..

Bu Barack’ın ve Cumhur İttifakı'nın diline dahil olması üzerinden uykularım kaçtı benim. Sürekli aklıma bu nasıl olabilir diye düşünceler geliyor.

- Peki siz Kılıçdaroğlu ve ekibinin, yani sizin deyiminizle butlan yönetiminin fiili olarak Cumhur İttifakı'nın içine dahil olabilme potansiyellerini, tabii eğer partide kalırlarsa olası mı görüyorsunuz?

Şimdi son bir ayda yaşadıklarımızdan sonra hiçbir şeye imkânsız diyemem. Kimseye bu noktada kefalet koyabilecek durumda değilim. Çünkü ne gördüm? 19 Mart'ta Ekrem Başkan tutuklanmadan üç hafta önce, bayramdan hemen önce İmamoğlu tutuklanacak diyen gazeteci Sinan Burhan, ister yazın ister yazmayın, bunu TGRT'de canlı yayında söylemişti. Bu gazeteci geçen hafta partiden ihraç edilecek isimleri saydı. O sırada butlan yönetimindeki arkadaşlarımız, ihraç yok gündemimizde diyorlardı soranlara. Özellikle bizim milletvekillerine ihraç yok fdiyorlardı. Bu cümlelerin üzerinden bir hafta geçti. Dediği isimleri partiden ihraç ettiler. Şimdi öyle bir noktadayız ki Akın Gürlek'ten iyi haber alan ve verdiği bilgilerin, operasyon bilgilerinin doğru çıkmasıyla övünen kişi, CHP yönetiminde kimlerin partiden atılacağını tam isabet biliyor.. Bu kısmını doğrulatamam, şudur diyemem. Ancak hani gazetecilerin sorması lazım mesela, Akın Gürlek'le oturup kaç kez görüştünüz diye, şu anda partinin avukatı olan kişiye. Şimdi bize her yerden; defalarca görüşüldü, bütün adımlar birlikte planlandı deniyor mesela. Ondan sonra, bu kısmı da önemli. Ben bunlara bir ay öncesine kadar, hayır, olmaz, yapmazlar, inanmam diyordum. Bana bir ay önce deseniz ben bu butlan yönetiminde gelen arkadaşların hepsine kefil olurdum böyle bir şeye kalkışmazlar CHP'yi çizgisinden saptırmazlar diye. Ama hem duyduğum Orta Doğu lafları hem de bu ihraçları TGRT'de bir hafta önce duyup MYK üyeleri yok öyle bir şey derken liste sonra çıkıyor ve Sinan Burhan'ın liste tam isabet kaydediyor. O yüzden artık hiçbir konuda hiçbirine kefil olamam.

- Yani butlan ile yönetime gelen ekibin fiili olarak Cumhur İttifakı'na geçmemesine kefil olamam diyorsunuz.

Normalde bir ay önce siz bana sorsanız bu iş olmadan önce, butlan kararı çıksa da partiye gelseler de yönetimde kalmaya çalışsalar da bu başka bir şey ama Cumhur İttifakı'na yanaşırlar mı dendiğinde, ben derdim ki yok ya böyle bir şey olmaz. Ama şu yaşadıklarımızı, biraz önce söylediklerimizi görünce ben artık onlara kefil olamam, yapmazlar diyemem. Bunu Kemal Kılıçdaroğlu'nun şahsında söylemiyorum. Bir bütün halinde baktığım tablodan görüyorum yani. Yani şunu demiyorum. Kemal Bey sarayın adamı falan. Hani böyle basit kolay tüketilen cümleler var böyle. Bu anlamda söylemiyorum, şu anlamda söylüyorum. Öyle şeyler gördük yaşadık ki hal, tutum, tarz, söylem çok kötü ve bu yüzden bir ay öncesinde hayır olmaz dediğim bir şeye şu anda olmaz diyemiyorum.

- Sizin daha evvel partiden ayrılmış isimleri geri davet ettiğiniz isimler var. Birisi de Muharrem İnce. Ahmet Hakan'a söyleşi vermiş. Öne çıkan iki konu var. Bir tanesi, ‘Özgür Bey grup başkanı olarak grup toplantısını açsaydı, sonra Kılıçdaroğlu’nu kürsüye davet etseydi’ diyor. İkincisi de ‘ FETÖ'cüler CHP tartışmasına müdahil oluyorlar, kardeşler arası ihtilafta o FETÖ'cülerin ne işi var’ diye soruyor. Nasıl yorumlarsınız?

Muharrem Başkan'ın ben bazı siyaset okumalarını beğenirim. Ama bazı siyaset okumalarında da çelişirim. Butlan yöntemiyle gelmiş genel başkan, eğer partiyi hızla kurultaya götürmek dışında başka bir plan veya başka bir program dayatıyorsa bunu meşrulaştıramazsınız. Yani benim durumum o. Şu kadarını söyleyeyim. Ben Muharrem Başkan'ın bu söylediğini Kemal Bey'e teklif ettim. Nasıl teklif ettim? Dedim ki eğer kürsüye çıkıp şu tarihte kurultay yapıyoruz diyecekse ben grup toplantıma giderim, toplantımı açarım. Arkadaşlar, parti büyük bir krizin içinde. Ülke büyük bir felakete sürükleniyor ancak bu soruna bir çözüm bulunuyor. Şimdi hepimiz bu kapıdan benim peşimden gelin, çıkıyoruz ve salonu Kemal Bey'e bırakıyoruz ve arkadaşlarına bırakıyoruz. O da bu kürsüden tarihi bir açıklama yapacak, kurultay tarihini belirtecek ve sorun çözülecek. Sonra da kendisini çay içmeye davet ediyorum derim dedim ve bu haberi yolladık. Ama kurultay tarihi açıklamayı ve bir an önce kurultay yapmayı kabul etmedikleri için bu uzlaşma olmadı. Muharrem Bey'in söylediğini söyledikten sonra, atanmış bir genel başkan olarak partiyi yönetmeye devam etme kararlılığı, ona benim elimde bir meşruiyet veriyor, bu olacak iş değil. Ama deseydi ki tamam ben çıkıp kurultayı ilan ediyorum. Ben bu teklifte bulundum zaten. O yüzden bir yanlış, hani bu vakitten sonra veya o aşamada bizim kendisini kürsüye davet etmemiz çok yanlış olurdu. FETÖ'cüler meselesinde mağdur benim. 2011 yılından beri partinin verdiği Balyoz, Ergenekon meselelerindeki mücadele, 15 Temmuz darbesine karşı mücadele, yani tabii bu mevzular olduğunda FETÖ'cüler veya işte geçmişte FETÖ'yle irtibatla iltisaklı olan birtakım hesaplar, bilmem neler, ortalık karışınca kendiliklerinden aktive oluyorlar. Hani onlar her iki tarafa da olumsuz şey de yazabilirler. Ama ben bu FETÖ konusunda mağdurum. Kemal Bey'in benim hakkımda kullandığı ifadeler çok kırıcıydı, bayramlaşma diye parti bahçesindeki konuşmada söylediği sözleri düşünsünler. Ben onları Muharrem Bey'in söylediklerini kendi üstüme alınmadım, herhalde Kemal Bey’e söylüyor.

- Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 402 kişi hakkında İBB davasını açan 7 savcıdan bir tanesi Aykut Çelik, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı oldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskiden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın herhalde CHP'ye yakın falan olduğu yoktu ama İstanbul'daki iş ve işleyişten farklı olarak kendi görev yetki sınırları içinde ve iş görüş tarzı açısından, kendi işini yapma açısından da görevinin icabını yapan bir çizgide ilerliyorlardı. İstanbul'daki gibi görev yetki sınırlarını aşan veya işte yaptıkları basın bildirileriyle kişilerin ailelerine, özel hayatına dahi dokunan, birtakım basın iletişimiyle algı operasyonunda, yargı operasyonuyla algı operasyonunu birbirine karıştıran işleri burada görmüyorduk. Şimdi Sayın Çelik'in Ankara'ya gelmesiyle birlikte bu tarz, bu üslup ve bu işte CHP'yi yıpratmaya yönelik operasyonel faaliyetler Ankara'ya da taşınırsa, bu tabii son derece rahatsızlık verici olur. Ama hani sonuçta daha göreve dahi başlamadan peşin bir şey söylemem doğru olmaz ama geçmiş İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın pratiklerine baktığımızda ve kendisi de orada görev aldığına baktığımızda, bu soruyu sormakta haklısınız yani.

- Devlet Bahçeli hemen her gün CHP üzerine bir şey söylüyor. Bugün (cuma) Türkgün’e ‘CHP’deki sorunun herkesi ilgilendirdiğini’ söyledi. Eleştiriler getirdi. ‘Ne Kılıçdaroğlu ne de Özgür Özel söylem ve eylemleriyle CHP'nin tarihsel sorumluluğuna uygun görüntü vermiyorlar’ diye. Sanki biraz daha ortada duruyor bu kez. Tabii mahkeme kararıyla genel başkan Kılıçdaroğlu’dur da diyor. Devlet Bey, Erdoğan’dan farklı bir şey mi söylüyor yoksa söyledikleri birbirini mi tamamlıyor?

İlk başta işte butlana karşı olduklarını ifade ediyorlardı. Hatta ilk başta attıkları tweetler, yaklaşımları öyleydi. Sonra birden pozisyonlarını katılaştırdılar. Şimdi de biraz daha hani ortadan, daha dengeli bir yerden meseleye bakıyorlar. Düşüncem şu: Bu planlamanın Devlet Bey'in bilgisi dahilinde yapıldığını düşünmüyorum, yani Akın Gürlek meselelerinin. Ama daha sonradan Devlet Bey'in de bu çizilen yol haritasına uyduğunu veya itirazını geri çektiğini gördüm.

- Peki nasıl ikna edilmiş olabilir ? Bir görüşme oldu biliyorsunuz Meclis’te. Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı ziyaret ettiler. Oraya mı bağlıyorsunuz?

Ben şöyle bir şey tahmin ediyorum. Benim hakkımda ya da partinin geleceği hakkında Devlet Bey'e yanıltıcı bilgi verildi. Yani elimizde bilgi var, belge var, göreceksiniz, ileride şu çıkacak, bu çıkacak diyerek Devlet Bey'e ‘siz Özgür Özel'in arkasında durursanız veya işte butlana karşı çıkarsanız, mahcup olursunuz gibi bir dezenformasyonla Devlet Bey'in takındığı demokratik tutuma bir açı yapmasını, oradan uzaklaşmasını sağladılar diye düşünüyorum açıkçası.

- Yeni partiyi de sormam gerekir. O yol bir şık mı?

Şimdi partide hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdürüyoruz. Siyaseten de doğru olduğu için yapıyoruz. Ama bizi fiziken partiden attılar. Adam tuttu, bizi partiden attı polis eliyle. Şimdi biz dedik ki biz Meclis grubuna çekildik. Meclis grubu bizim yerimiz. Şimdi gruptan atmaya çalışıyorlar. Yani en sonunda bu iş nereye varacak? Yani Özgür Özel yeni parti kuracak mı sorusunu, Özgür Özel'e değil de butlan yönetimine sormak gerekiyor. Yani sonuçta kaba kuvvetle, zorla, yani düşünsenize çevik kuvvetle bizi tutup partiden dışarı atmak neyse, MYK kararıyla milletvekili ihraç etmek de aynı şeydir. Neredeyse öbürü daha meşru. Öbüründe hiç olmazsa bir mahkeme kararı götürmüş polise, polis de bilmez o kararın nasıl alındığını, uygular. Burada yani düz üye muamelesi yaparak grup başkanvekilini partiden atıyor adam. Olacak iş değil. Yarın genel başkanı da birisi kalkar partiden atar, bilmem ne yapar.

- Yani butlan kararıyla gelenlerin tavrı belirleyecek.

Şimdi kaba kuvvetle, zorla seni dışarı attığı zaman ne yapacaksın? Yani onlar bunu istiyorlar. Onlar bizim partiden gitmemizi, partinin kendilerine kalmasını istiyor. Bu arada halkın kendilerine bir güvenleri yok, sokağa çıkamıyorlar şu anda, toplumun %99’u yaptıkları işi ayıplı buluyor, AK Parti MHP seçmeni dahil ayıplı buluyor yaptıkları işi ve bizi partiden atıp şuna güveniyorlar. Bizi altı ok, partinin adı ve kurucusu kurtarır, buna güveniyorlar.

- Butlancı ekiple geri dönüş imkansız mı artık? Hâlâ aracılar var mı?

Aracıların da bizim tüm iyi niyetimize karşı gördüğümüzde odur ki; kongre yaparsak Özgür Özel’i yenme şansımız yok, Özgür Özel’i yenmek üzere bir dizayn yapmak için de önce kongre yapmayıp, bunları partiden uzaklaştırıp, sonra kendilerine göre bir delege yapısı oluşturup, ona göre devam etmek gibi bir niyetleri var. Bizim bu niyetle uzlaşmamız mümkün değil. Yoksa biz her türlü uzlaşıya açık olduğumuzu hep söyledik. Yeter ki partiye zarar vermeyecek kararları alsınlar.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar