Prof. Dr. Tolga Şirin’den 'uyuşturucu operasyonu' uyarısı: 'Bu soruna dur denmelidir'
Avukat Tolga Şirin, uyuşturucu operasyonlarında gözaltı süreçlerinin özel yaşam hakkına müdahale olduğunu belirtti. Tanık beyanına dayanarak gözaltı işleminin yapılamayacağını belirten Şirin "İBB davası ile su yüzüne çıkan bu duruma dur denmelidir" dedi.
Ünlülere yönelik başlatılan uyuşturucu soruşturmasında yeni gelişmeler yaşandı. Şarkıcı Murat Dalkılıç, Kemal Doğulu, Duman grubunun solisti Kaan Tangöze ve oyuncu İsmail Hacıoğlu'nun da aralarında olduğu 19 kişi soruşturma kapsamında gözaltına alındı.
Prof. Dr. Avukat Tolga Şirin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda 'bir kişinin sabaha karşı evinden alındığı her durumun hem kişi hürriyetine hem de özel yaşama saygı hakkına müdahale' olduğunu belirtti.
"BU SORUNA İVEDİLİKLE DUR DENMELİDİR"
Sadece tanık beyanına dayanarak gözaltı ve benzeri tedbirlerin uygulanamayacağını belirten Şirin, "Türkiye'de İBB Davası ile iyice su yüzüne çıkan ve kamuoyunca da tartışılmaya başlanan bu soruna ivedilikle dur denmelidir" dedi.
Şirin paylaşımında şunları kaydetti:
"Uyuşturucu Operasyonu Kapsamında Ünlülerin Gözaltına Alınması" Haberlerine Binaen DÖRT NOT!
1-) Bir kişinin sabaha karşı evinden alındığı her durum hem kişi hürriyetine hem de özel yaşama saygı hakkına müdahaledir. Bir tutma tedbirinin resmî olarak "gözaltı" olarak tanımlanmaması (müdahalenin kan örneği almaya zorlama vs. şeklinde nitelendirilmesi) ortada maddi anlamda bir gözaltı olduğu gerçeğini değiştirmez.
Kişilerin, rızası hilafına hareket serbestisinden yoksun bırakıldığı her koşulda kişi hürriyetine müdahale vardır (Bkz. Fatma Akaltun Fırat/Türkiye, 34010/06, 10/09/2013).
2-) Sadece tanık beyanına dayanarak gözaltı vb. tedbirler uygulanamaz. Aksi düşünce, herkesin herkes hakkında rastgele tanıklık yapması ve hemen herkesin gece yarısı evinden alınması gibi keyfî bir uygulamaya neden olur. Sınanmayan tanığın beyanı, tek başına temel hak müdahalesine dayanak teşkil etmez (Bkz. Rıza Barut, B. No: 2020/14339, 28/12/2021). Türkiye'de İBB Davası ile iyice su yüzüne çıkan ve kamuoyunca da tartışılmaya başlanan bu soruna ivedilikle dur denmelidir.
3-) Kişinin gerçekten uyuşturucu kullandığı durumlarda bile (satma vb. hâller yoksa) ev araması ve evden gözaltına alma gibi tedbirler kategorik olarak ölçüsüzdür. Çünkü "uyuşturucu kullanmak" eyleminde, üçüncü kişinin haklarına doğrudan bir müdahale yoktur. Bir zarar varsa bu kişinin kendine zararıdır. Sağlık sektörü üzerindeki yük vb. zararlar dolaylı ve spekülatiftir. Zarar ilkesi uyarınca; kişiyi kendi kendisinden korumak adına başta mahremiyet ilkesi olmak üzere kişisel haklarına müdahale edilmesi (evine zorla girme, zorla bir yere götürme) kategorik olarak dengesiz bir müdahaledir.
Kişi hakları, kişiyi kendi kendisinden korumak için ihlal edilemez. Bu, yerleşik demokrasilerde 1970'li yıllardan itibaren kabul edilen bir ilkedir (Bkz. Ravin v. State, 537 P.2d 494). Zaten Türk hukukunda da uyuşturucu kullanan kişinin haklarına müdahale, kişinin rehabilite edilmesi amacına matuftur. Ceza, tali ve son çaredir. Cezai yönü ikincil olan bir müdahale için gece yarısı mahremiyet ihlal edilemez.
4-) Bir temel hak müdahalesi gündeme geldiğinde uyuşturucu biçimleri arasında derecelendirme yapılmaması (örneğin esrar ile eroine aynı muamele yapılması) ölçülülük ilkesine aykırıdır (Bkz. Yılmaz Aliefendioğlu karşı oyu, AYM, E. 1980/18, K. 1980/29, T. 29/4/1980)."
Kaynak:Haber Merkezi