Rabia Naz dosyasında 8 yıldır cevapsız kalan 8 kritik soru
Gülistan Doku soruşturmasında yaşanan gelişmeler gözleri Rabia Naz'a çevirdi. İşte AYM'nin ihlal kararı ve Araştırma Komisyonu'nun raporları ışığında Rabia Naz Vatan'ın ölümüne dair hâlâ yanıt bekleyen sorular ve mercek altına alınması gereken detaylar.
GAZETE PENCERE - Tunceli'de 2020'de kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlamasıyla tutuklanması, şüpheli Zeinal Abakarov'un çelişkili ifadelerinin ortaya çıkması ve firari Umut Altaş hakkında kırmızı bülten çıkarılması, Türkiye'de yıllardır karanlıkta kalan onlarca şüpheli ölüm dosyasını yeniden gündeme taşıdı. Bunlardan biri Giresun'un Eynesil ilçesinde 12 Nisan 2018'de hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan.
Gülistan Doku'nun cansız bedenine hâlâ ulaşılamamış olması ve yıllarca "intihar" söylemiyle kapatılmaya çalışılan dosyanın yeniden açılması, Rabia Naz'ın babası Şaban Vatan'a umut oldu. Baba Vatan, Gülistan Doku soruşturmasını "emsal" olarak nitelendirip yetkililere çağrıda bulunurken, 8 yıldır dinmeyen acısını ve mücadelesini bir kez daha haykırdı.
Öte yandan Adalet Bakanlığının, 2006-2026 yılları arasında "çözülmeden kapanan" ve "faili meçhul" kalan tam 122 dosyayı incelemeye aldığı ve bu kapsamda Rabia Naz Vatan ile Rojin Kabaiş dosyalarının da yeniden mercek altına alındığı iddialar arasında. Rabia Naz Vatan ailesi için 8 yıl sonra gelen bu gelişme, bir yandan umut vadederken diğer yandan akıllara şu soruyu getiriyor: 11 yaşında bir çocuğun şüpheli ölümü neden 8 yıldır aydınlatılamıyor?
İşte, AYM'nin ihlal kararı ve TBMM Araştırma Komisyonu'nun raporları ışığında, Rabia Naz Vatan'ın ölümüne dair hâlâ yanıt bekleyen sorular ve mercek altına alınması gereken detaylar.
Evrensel'den Eylem Nazlıer'in haberine göre Rabia Naz'ın şüpheli ölümüyle ilgili yanıt bekleyen sorular şöyle:
2020'de kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlamasıyla tutuklanması, şüpheli Zeinal Abakarov'un çelişkili ifadelerinin ortaya çıkması ve firari Umut Altaş hakkında kırmızı bülten çıkarılması, Türkiye'de yıllardır karanlıkta kalan onlarca şüpheli ölüm dosyasını yeniden gündeme taşıdı. Bunlardan biri Giresun'un Eynesil ilçesinde 12 Nisan 2018'de hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan.
Gülistan Doku'nun cansız bedenine hâlâ ulaşılamamış olması ve yıllarca "intihar" söylemiyle kapatılmaya çalışılan dosyanın yeniden açılması, Rabia Naz'ın babası Şaban Vatan'a umut oldu. Baba Vatan, Gülistan Doku soruşturmasını "emsal" olarak nitelendirip yetkililere çağrıda bulunurken, 8 yıldır dinmeyen acısını ve mücadelesini bir kez daha haykırdı.
Öte yandan Adalet Bakanlığının, 2006-2026 yılları arasında "çözülmeden kapanan" ve "faili meçhul" kalan tam 122 dosyayı incelemeye aldığı ve bu kapsamda Rabia Naz Vatan ile Rojin Kabaiş dosyalarının da yeniden mercek altına alındığı iddialar arasında. Rabia Naz Vatan ailesi için 8 yıl sonra gelen bu gelişme, bir yandan umut vadederken diğer yandan akıllara şu soruyu getiriyor: 11 yaşında bir çocuğun şüpheli ölümü neden 8 yıldır aydınlatılamıyor?
İşte, AYM'nin ihlal kararı ve TBMM Araştırma Komisyonu'nun raporları ışığında, Rabia Naz Vatan'ın ölümüne dair hâlâ yanıt bekleyen sorular ve mercek altına alınması gereken detaylar.
OLAY NE ZAMAN VE NASIL GELİŞTİ?
12 Nisan 2018 akşamı, Giresun'un Eynesil ilçesine bağlı Gümüşçay Mahallesi'nde yaşayan 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan, okuldan çıktıktan sonra annesinin yanına uğrayıp evine geçti. Saatler 19.30'u gösterdiğinde, kızlarına seslenmek için dışarı çıkan anne ve babası, Rabia Naz'ı evlerinin önünde, yolun kenarında ağır yaralı bir şekilde yerde yatarken buldu. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri, küçük kızı hemen hastaneye kaldırdı. Doktorların 45 dakika boyunca devam eden tüm çabalarına rağmen Rabia Naz Vatan kurtarılamadı. Acılı aile, o gece bir yandan kızlarının yasını tutarken diğer yandan aynı soruyu soruyordu: “Çocuğumuza ne oldu?”
İlk andan itibaren olayın bir “intihar” ya da “düşme” olduğu yönünde bir algı oluşturulmaya çalışılsa da, baba Şaban Vatan ilk günden beri kızına bir aracın çarptığını ve acil müdahale edilmediği için “ölümüne sebep olunduğunu” savundu. Aradan geçen 8 yılda yaşanan tüm hukuki süreçler, aslında bir çocuğun ölümündeki sır perdesini aralamak yerine, devletin “yaşam hakkını koruma” ve “etkili soruşturma yürütme” yükümlülüğünün nasıl yerine getirilmediğini gösteren bir ders kitabına dönüştü.
KESİN DELİL VAR MI?
Dosyanın en büyük düğüm noktası, Rabia Naz'ın ölümüne neyin sebep olduğu sorusu. Bu soruya verilen cevaplar, 8 yılda birbirini yalanlayan farklı raporlar ve çelişkili uzman görüşleri nedeniyle tam bir muamma haline geldi. Olaydan hemen sonra hazırlanan adli tıp raporu, ölümün “genel beden travmasına bağlı kırık ve iç organ yaralanması sonucu meydana geldiğini" ve bulguların "yüksekten düşme ile uyumlu" olduğunu belirtti.
Ancak bu noktada tablo net değil, aksine oldukça bulanık. TBMM Araştırma Komisyonu'na sunum yapan Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Tümer, kırıkların nedenine dair çarpıcı bir tespitte bulundu: “Omurilik bölgesindeki kırıklar var. Çocuklarda bu tür kırıklar en fazla trafik kazalarında, ikinci olarak yüksekten atlamada olur. Ayaktaki kırıklar ise trafik kazalarında %10, yüksekten düşmelerde ise %3 oranında görülür.” Tümer, bulgulara dayanarak “Bu olayda kemik kırıklarına bakarak bunun bir trafik kazası mı yoksa yüksekten düşme mi olduğu ayrımını yapamıyorum” diyerek, ancak ölüm nedeninin “kesinlikle yüksekten atlama olmadığını” vurguladı.
Olaydan günler sonra, Rabia Naz'ın bir süre aranan okul çantasının, evlerinin çatısında bulunduğu açıklandı. Ancak çanta, adli süreçler tamamlandıktan sonra, takipsizlik kararıyla birlikte babaya teslim edildi. Baba Şaban Vatan, çantayı adli torbasından hiç çıkarmadan, "yeniden incelensin" diye sakladığını belirterek, çantanın altında bulunan simsiyah çizgiye dikkat çekti: “Çantanın altında simsiyah çizgili bir iz var; üzerinden bir şey geçmiş gibi. Araç lastik izi olma olasılığı çok yüksek.”
Daha sonra yapılan bir kriminal incelemede, Rabia Naz'ın kıyafetlerinde "araç lastik izi olabileceği" sonucuna da varıldı. Hal böyleyken savcılığın "olay yerinde araç çarpması emaresi bulunamadı" diyerek dosyayı kapatması, kamuoyunda büyük soru işaretleri yarattı.
OLAY YERİ NEDEN KORUNMADI?
Rabia Naz’ın ölümüne dair ihmaller zincirinin ilk halkası, olayın hemen ardından olay yerinde başladı. Anayasa Mahkemesinin (AYM) ihlal kararında, kolluk görevlilerinin olay yerine intikal ettiğinde, bölgeyi koruma altına almak ve delilleri muhafaza etmek şöyle dursun, en temel görevleri dahi yerine getirmediği açıkça tespit edildi. Kararda, “olay yerinin çok kalabalık olmasına karşın, delillerin bulunarak toplanması ve muhafaza altına alınması ile değiştirilmesinin önlenmesi amacıyla olay yerinin koruma altına alınmadığına” dikkat çekildi.
Bu ihmallerin sonuçları, TBMM Araştırma Komisyonu'nun 2020 tarihli raporunda da ayrıntılı olarak yer buldu. Rapora göre, olay mahalli olan binaya ve Rabia Naz'ın düştüğü iddia edilen fındıklık alana olaydan sonra birçok vatandaşın girip çıkması “delil olabilecek izlerin kaybolmasına” yol açmış olabilirdi. Bu durum, olayın ilk anlarından itibaren ciddi bir delil karartma veya en azından özensizlik olduğunu gösteriyor.
Ailenin avukatı Emel Bodur Kılıç'ın yaptığı bir başvuru ise ihmali aştı, bilinçli bir müdahale şüphesini gündeme getirdi. Kılıç, Rabia Naz'ın okul çantası çatıda bulunduğunda, olay yeri inceleme polislerinin çantanın yerini değiştirerek fotoğraf çektiğini belirterek, “Bu, delillerin değiştirilmesine ilişkin bir suçtur” dedi. Dahası, Rabia Naz'ın babası Şaban Vatan, 4 Temmuz 2018'de olay yeri inceleme polisleri hakkında suç duyurusunda bulunmuş, ancak bu başvuru aylar sonra, ancak nisan 2019'da işleme konularak "görevi ihmalden" soruşturma başlatılmıştı. Avukat Kılıç bu gecikmeyi, “Gelişmeler geç de olsa umut verici. Ancak savcılık makamı neden bu kadar geç kaldı? Biri bana bunu açıklasın” sözleriyle eleştirmişti.

OTOPSİDE NELER OLDU?
Prof. Dr. Ali Rıza Tümer, TBMM komisyonundaki sunumunda, Rabia Naz'ın otopsi raporunda dikkat çeken tam 13 eksik tespit ettiğini açıkladı. Bu eksiklikler, ölüm nedeninin belirlenmesi için hayati önem taşıyan detayları içeriyordu. Buna ek olarak TBMM raporu, Rabia Naz'a ait bir çorabın kaybolduğuna ve ayakkabısının delil torbasına konulmaması nedeniyle, ayakkabı altındaki beyaz tozlar ile çatıdaki çimentonun eşleştirilemediğine vurgu yaptı. Daha da vahimi, AYM kararında “Savcının dahi olay yerine gitmediği” ve “Görüntü kaydı alınmadığı” tespitine yer verilmesiydi. Bu kadar temel hatalar zinciri, bir çocuğun ölümünü aydınlatma çabasından ziyade, soruşturmanın “usulen yürütüldüğü” algısını güçlendirerek ailenin adalet arayışını derinden yaraladı.
TANIK İFADELERİNDEKİ ÇELİŞKİLER...
Bir diğer kritik nokta ise, Rabia Naz'ın ölüm anına ve öncesine dair tanık ifadelerindeki büyük çelişkiler. TBMM Araştırma Komisyonu raporu, “Rabia Naz'ı ilk gören kişi olan Mürsel Küçükal'ın soruşturma süreci içerisinde verdiği ifadelerde tutarsızlıklar ve tenakuzların görüldüğü” tespitine yer verdi. Bu durum, olayın ilk anlarına dair en kritik tanığın güvenilirliğini zedelerken, dosyadaki şüpheleri artırdı. Öte yandan, Rabia Naz'ın babası Şaban Vatan, “Rabia Naz'a araç çarptığı net olarak belliydi, hatta fail araç aranıyordu” derken, soruşturma başlangıcında kolluk kuvvetlerinin de bir trafik kazası ihtimali üzerinde durduğu belirlenmişti. Nitekim AYM kararında da “kolluk görevlilerinin ilk etapta trafik kazasına ilişkin emareler aradıkları" ancak daha sonra bu ihtimalin üzerinde yeterince durulmadığı belirtildi. Bu gelgitler, dosyanın başından beri bir yönlendirme içinde olduğu şüphesini güçlendiriyor.
Rabia Naz'ın ölümünün ardından başlayan hukuki süreç, adeta bir "cezasızlık kültürü" ve "devletin koruma kalkanı" örneği olarak tarihe geçti. Kamuoyunun yoğun baskısı ve vicdanları sızlatan ihmaller zinciri karşısında, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli'nin 2019'da Meclis araştırma önergesi vermesi, siyasetin olaya ilk müdahalesi oldu. Bunun üzerine, “Rabia Naz Vatan başta olmak üzere şüpheli çocuk ölümlerinin araştırılması" amacıyla TBMM'de bir Araştırma Komisyonu kuruldu ve rapor 2020'de yayımlandı. Ancak bu rapor, olayı aydınlatmak bir yana, ihmaller listesini kabartmakla yetindi ve CHP ile HDP'li üyelerin muhalefet şerhleri koyduğu bir belge olarak kaldı.
İKTİDARIN TUTUMU...
Dosyanın hukuki seyrindeki en kritik dönüm noktası ise 1 Eylül 2025'te geldi. Anayasa Mahkemesinin (AYM) verdiği tarihi kararda, soruşturmanın "özensiz ve eksik" yürütüldüğü hükme bağlanarak yaşam hakkının ihlal edildiği tespit edildi. Mahkeme, soruşturmayı yürüten iki savcıya, "meslekte yeni ve tecrübesiz oldukları gözetilerek" sadece "uyarma" disiplin cezası verildiğini ortaya çıkardı. Benzer şekilde, bir dizi polise de kınama veya aylıktan kesme gibi cılız cezalar verildiği belgelendi. AYM'nin aileye ödenmesine karar verdiği 350 bin liralık manevi tazminat ise baba Vatan tarafından, "Biz tazminat istemiyoruz beyefendiler, biz katillerin yargılanmasını istiyoruz" sözleriyle reddedildi. Baba Vatan, bu sözlerle maddi bir karşılık değil, evlat acısının hesabının sorulmasını istediğini tüm Türkiye'ye haykırdı.
Dosya, AYM kararının ardından 2025'in son günlerinde, ailenin avukatları tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşındı. Bu başvuru, Rabia Naz'ın ölümünün üzerindeki sır perdesinin aralanması için uluslararası hukuk nezdinde verilen bir mücadelenin başlangıcı oldu.
YALAN HABER YAPTIRILDI MI?
Süreç ilerlerken asıl şoke edici gelişme, adalet arayan baba Şaban Vatan'ın başına geldi. Vatan, dönemin Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'yi hedef gösterdiği gerekçesiyle "hakaret" suçundan yargılanarak 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı ve 2023 yılında cezaevine girdi. Yaklaşık 38 gün cezaevinde kalan baba Vatan, 25 Ağustos'ta tahliye edildi. Bu süreç, bir babanın kızının katillerinin bulunması için verdiği mücadelenin, bizzat devletin aygıtları tarafından nasıl bastırılmaya çalışıldığının en somut kanıtı olarak hafızalara kazındı.
Süreç içerisinde Canikli'nin yeğeni Kemal Canikli de çeşitli iddialarla gündeme geldi. Gazeteci Metin Cihan'ın 2022'de paylaştığı belgelere göre Kemal Canikli, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden saatler önce, bir milletvekili dokunulmazlık kartı taşıyan araçla Yunanistan'a çıktı. Ayrıca Kemal Canikli, eşi Rüzgar Canikli tarafından şiddet uygulamakla suçlanmıştı. Rüzgar Canikli, Nurettin Canikli ile Kemal Canikli'nin Rabia Naz'ın babası Şaban Vatan hakkında yalan haberler yaptırdığını iddia etmişti.
Kaynak:Haber Merkezi