Tuncer Bakırhan: "Sayın Öcalan’ın tutumu Rojava’da işgalin durmasını sağladı"
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Sayın Öcalan'ın o dört duvar arasındaki bu tutumu, bu duruşu bugün Rojava'da işgalin durmasını sağladı" dedi.
GAZETE PENCERE - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Türkiye'nin bir Kürt sorunu var. Türkiye'de bir Kürt sorunu olduğu için İmralı'da masa kuruldu, müzakere ve diyalog yürüyor. Şimdi görevimiz o kurulan masada Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerine kavuşacağı, Türkiye'nin demokratikleşeceği, emekçinin alın terinin hakkını alacağı demokratik bir Türkiye'yi örme zamanıdır" dedi.
Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ve İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, Gaziantep'te düzenlenen halk buluşmasına katıldı. Bakırhan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
"SAYIN ÖCALAN’IN TUTUMU ROJAVA’DA İŞGALİN DURMASINI SAĞLADI"
Rojava'da 30 Ocak Mutabakatının oluşması için girişimde bulunan bütün Kürt şahsiyetlerinin emeğine sağlık. Teşekkürlerimizi iletiyoruz Antep'ten. Yine en büyük teşekkür Sayın Öcalan'adır. Yalan yanlış algılara bakmayın, partinize bakın. Biz sizi aldatmayız, yalan söylemeyiz. Bir sorun olsa sizinle paylaşırız. Bir kazanım olsa ilk siz duyarsınız. Pervin Başkan oradaydı. İlk günden şu ana kadar Sayın Öcalan SDG'ye, 'Şam'la demokratik diyalog sürecini başlat' dedi. Şam'a dedi ki: 'Kürtlerin varlığını tanı, katliam planlarını kafandan geçirme'. Ankara'ya dedi ki: 'Kürtleri tasfiye etmeye çalışan bir planın içinde yer alma'. Bize ve dostlarımıza da dedi ki: 'Rojava'ya sahip çıkın'. Biz de sahip çıktık. İşte Sayın Öcalan'ın o dört duvar arasındaki bu tutumu, bu duruşu bugün Rojava'da işgalin durmasını sağladı. Kürtler ile Arapların 100 yıllık bir çatışma ve savaş içerisinde olmasının önüne geçti. 30 Ocak sözleşmesinin olmasını sağladı. 30 Ocak bir teslimiyet değildir; Kürt'ün güvenliğini de statüsünü de garanti altına alan bir anlaşmadır. Kürt'ün iç asayişi olacak, demokratik bir Suriye'nin savunmasını yapacak. Kürt sadece Rojava'da, Kürt illerinde olmayacak; Suriye yönetiminin ortağı olacak, bakan olacak, savunma bakanlığında yer alacak. Kendi kentlerini yönetirken Suriye'nin de demokratik bir ülke olması için çabalayacak, emek verecek. Kürt kadını, o seküler yaşayan Kürt toplumu Suriye'de seküler yaşayacak. Kürtler Alevilerin ve Dürzilerin garantisi olacak. O katledilen Hristiyanların garantisi olacak. Kim demiş Kürtler teslim oldu? Yalan söylüyorlar. Sahtekarlık yapıyorlar. Tam tersine Rojava'da hepimizin emeğine, mücadelesine, değerine, bedeline uygun bir sonuç ortaya çıktı. Şimdi o sonucu sahiplenmeliyiz ve Şam hükümetinin o anlaşmaya uygun olarak adımlar atmasını hep birlikte sağlamalıyız. Emek veren, çaba harcayan, başta Sayın Öcalan ve İmralı Heyetimiz olmak üzere herkesin emeğine sağlık. Herkes var olsun, sağ olsun.
"ŞİMDİ KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜLDÜĞÜ DEMOKRATİK TÜRKİYE’Yİ ÖRME ZAMANIDIR"
Televizyonlarda o yalan söyleyen, yazan, çizenler vardı ya; Rojava'da, Suriye'de Kürtlerin kazanımlarını ve statüsünü hep Türkiye'deki sürecin önüne koyanlar, onlara sesleniyorum. Orada müzakereye gidildi ve bir anlaşma sağlandı. Rojava'da, Suriye'de Kürtler ve Araplar masaya oturdular. O paspas saplarıyla haritalar üzerinde konuşanlar artık Rojava'yı, Suriye'yi bir kenara bıraksın. Orası kendi çözümünü arıyor. Tabii ki biz izleyeceğiz, yanlışa karşı da duracağız. Artık gözleri Ankara'ya çevirelim. Burada 27 Şubat'ta başlayan 'Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne bakalım. Suriye kendi çözümünü kendisi bulacak, biz de katkı sunacağız. Onun için hiç kimse Türkiye'de yürüyen sürecin önüne artık Rojava'yı engel olarak koymasın. Artık Ankara'ya, kendi çözümüze odaklanalım. Artık Türkiye'de başlayan bu süreci nasıl başarıyla sonuçlandıracağımızı tartışalım, konuşalım. Artık televizyon yorumcuları, köşe yazarları buna kafa yorsun. Çünkü Türkiye'nin bir Kürt sorunu var. Türkiye'de bir Kürt sorunu olduğu için İmralı'da masa kuruldu, müzakere ve diyalog yürüyor. Şimdi görevimiz o kurulan masada Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerine kavuşacağı, Türkiye'nin demokratikleşeceği, emekçinin alın terinin hakkını alacağı demokratik bir Türkiye'yi örme zamanıdır.
"BU SÜRECİ BAŞARIYA ULAŞTIRARAK HERKESİN YAKINLARINA KAVUŞACAĞI BİR ZEMİNİ BİRLİKTE ÖRECEĞİZ"
Bize siz neredesiniz diyorlar? Biz barışın ta içindeyiz. Barışın en önemli savunucularındanız. Antep'ten, Kürt illerinden Türkiye'nin dört bir yanına kadar biz barışın tarafıyız, barışın tarafındayız. Ama biz hakaretin de Kürtlerin ve demokrasinin aleyhine yapılan girişimlerin de karşısında durduk, durmaya da devam edeceğiz. Şimdi Türkiye'deki çözüme de odaklanma süreci içerisindeyiz. Herkes bu çözüme katkı sunmalı. 100 yıllık bir mesele, 40 yıldır acılara yol açmış bir mesele. Buraya gelmeden önce, 33 yıl sonra cezaevinde çıkan arkadaşların evlerini ziyaret ettik. Bir tane genç kadın arkadaş yanıma geldi. 'Başkan, babam da dönecek mi?' dedi. Babanız cezaevindeyse bir yasal düzenleme yapılacak, inşallah yakınız. 'Yok, babam Rojava'da. Ben bir yaşındayken gitti. 36 yıldır görmemişim' dedi. O çocuklarımızın kardeşleriyle, babalarıyla, anneleriyle buluşmasını sağlamak hepimizin boynunun borcudur. Bu mesele çözülsün ki kimse babasız, çocuksuz kalmasın. Bir şeyini kaybetmemiş, kan görmemiş, barut kokusunu bile çekmemiş insanlar savaş çığırtkanlığı yapıyor. Ama biz barışın ne kadar kıymetli olduğunu yaşayarak öğrendik. İnşallah bu süreci başarıya ulaştırarak herkesin çocuğuyla, babasıyla, kardeşiyle, sürgündeki akrabasıyla buluşacağı bir zemini hep birlikte öreceğiz.
"HİÇBİR DİL, HİÇBİR KİMLİK, HİÇBİR İNANÇ BU DEMOKRASİ ÇERÇEVESİNİN DIŞINDA KALMAMALIDIR"
Meclis’te bir komisyon kuruldu. Komisyonumuz kıymetli çalışmalar da yaptı ama ne hikmetse biraz kendisini rölantiye aldı. Suriye'yi bekliyordu, Suriye'deki gelişmeleri bekliyordu. Şimdi Suriye'deki gelişmeler bir safhaya geldi. Artık Meclis’te kurulan komisyon da yüzünü demokrasiye dönmeli ve somut adımlar konusunda Meclis’e öneriler sunmalı. Bir an önce, özel bir yasayla Türkiye'nin demokratikleşmesine katkı sunacak bir rol oynamalı Meclis’teki komisyonumuz. Meclis de pergelin ucunu barışa koymalı, pergelin döndüğü zemini çok geniş ayarlamalıdır. Çok geniş bir çerçeve oluşturmalıdır. Kürt'ün dışında kalmadığı, Alevi'nin dışında kalmadığı; kadının, gencin, ezilenin, emekçinin dışında kalmadığı bir çember çizmelidir. Türkiye böyle demokratikleşir. Hiçbir dil, hiçbir kimlik, hiçbir inanç bu demokrasi çerçevesinin dışında kalmamalıdır. Partiler de zehirli bir dil değil konsensüsü sağlamalı, diyaloğa ve müzakereye zemini açan bir dil kullanmalıdır. Partiler ayrılığı değil birlikte onurluca yaşamı savunmalıdır. Hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız.
"HİÇ KİMSE KÜRT İLE TÜRK'ÜN KARDEŞLİĞİNE ZEVAL GETİREMEZ"
Antep'teyiz. 100 yıl önce Şahin Bey ile Karayılan omuz omuza mücadele etmedi mi? Siz bilirsiniz. Şahin Bey Türk’tü, Karayılan Kürt. Antep'in, bu ülkenin kuruluşunda, kurtuluşunda birlikte mücadele etmediler mi? Ettiler. Bunu en iyi Antep bilir. Şimdi bu tarihe layık olmak, bu tarihe sahip çıkmak gerekiyor. Kürt'ü ötekileştiren ve yok sayan akla Antep'teki bu kurtuluş mücadelesini hatırlatırım. O zaman kimse Karayılan’a, 'Sen Kürt’sün, Şahin Bey'le omuz omuza mücadele edemezsin' demedi. Peki, bu toprakların kurtuluşunda mücadele eden Karayılanların torunları niye eşit yurttaş olmasın? Niye birlikte yaşamasın? Onların akrabaları, soydaşları olan Rojava'daki Kürtler niye bir statüye kavuşmasın? Niye Kürtlerin elde edeceği her hakkı o siyaset baronları, o gazete köşelerini tutan paralı kalemşorlar kabul etmiyor? Hiç kimse Kürt ile Türk'ün kardeşliğine zeval getiremez. Birlikte yaşayacağız. Ama kimliğimizle, onurumuzla, dilimizle birlikte yaşayacağız. 100 yıldır bu dilimizi söküp alamadılar, alamazlar. Dilimizle niye eğitim yapmayalım? Bu kimi niye rahatsız ediyor? Bu toprağın evlatlarıyız. Bu topraklarda ortak mücadele edenlerin torunlarıyız. Birlikte eşit ve demokratik bir zeminde de yaşayacağız inşallah.
"BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ'NE SAHİP ÇIKACAĞIZ"
En büyük sigorta örgütlülüğümüzdür. Bu zor süreçte örgütlü olmasaydık; Rojava diye bir yer olmayacaktı, İmralı'da kurulan masa olmayacaktı. Onun için emeğinize sağlık. Bizi ayakta tutan, diyalog ve müzakere masasını kurduran, Rojava'da 30 Ocak Antlaşmasını sağlayan sizin örgütlü mücadelenizdir. O emeğinizdir. Biz varız. Bunun için sahadayız ve mücadele ediyoruz. Size layık olmaya çalışıyoruz. Eksiklerimiz yok değil. Yetmezliklerimiz yok değil. Ama siz her hatırlattığınızda, biz o eksikleri ve yetmezliklerimizi gidermeye çalışıyoruz. Biz sizin içinizden çıktık, sizinle var oluyoruz. Bu toplantıları da onun için yapıyoruz. Biraz sonra eleştirilerinizi, önerilerinizi ve sorularınızı alacağız. Ama buradan çıkınca partimize, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine, Rojava'daki kardeşlerimizin gelecekte elde edecekleri demokratik haklara da hep birlikte sahip çıkacağız. Yeri geldiği zaman oturup toplantılarda birbirimizi kıran kırana eleştireceğiz. Ama bizi ezen ve yok sayan sistem karşısında iç sorunlarımızı tartışmayacağız.
"BUGÜNDEN TEZİ YOK ÖRGÜTLENME ÇALIŞMALARIMIZ İÇİN SEFERBER OLMALIYIZ"
Biz böyle bir gelenekten geldik. Biz Antep'ten çıktık, Antep'teki fabrikalardan çıktık, Düztepe'den çıktık. Bugünlere geldik. Tekrar Antep'in o sokaklarına, o fabrikalarına gitme gibi sorumluluğumuz var. Bugünden tezi yok, bu salonu dolduran başta yöneticilerimiz olmak üzere her bir halkımız örgütlenme çalışmaları için seferber olmalıdır. Bu kent Kürtlerin, Alevilerin, emekçilerin ve ezilenlerin kentidir. Bu kentte daha fazla arkadaşlarımızla temsil edileceğiz. Bu kentin gelecekte yönetimine ortak olacağız. Var mısınız?
Hiç kimse 'Hadi bu sizin alın terinizin karşılığıdır, alın' demez. Hiç kimse ama hiç kimse 'Sen Kürt’sün, al dilin; sen Alevi’sin, al cemevin demez'. Bunları örgütlenerek alacağız, örgütlenerek kazanacağız. Başaracağımıza olan inançla hepinizi selamlıyorum."
Kaynak:ANKA