Kötülük kendiliğindendir, İyilik çaba ister.

İnsanın insana yaklaşmasına izin vermeyen bir dönem yaşıyoruz, daha düne kadar böyle bir iddia atılsaydı hiçbirimiz inanamaz ve gülerdik eminim. Şimdi acıklı bir durumun içindeyiz insanlığı korona virüsü etkisi altında ve bir salgın içinde yaşama tutunmaya çalışıyoruz. Aslında her şey insanoğlunun verdiği kararlardan kaynaklanıyor ve işin özünde yine insan kendine ediyor bu dünyada. İlk kez insanlık virüsten kaynaklı bir salgın karşısında eşit ve herkesi tehdit ediyor ayırımı yok korona virüsünün. Keşke bunca zaman birbirimizi ayırmadan sevebilseydik değil mi? 

Reklamcı, marka danışmanı, akademisyen ve yazar Prof. Dr. Uğur Batı herkesin yakından takip ettiği ve sevdiği bir isim. Sıra dışı bir akademisyen, hayata ve insana dair tespitleri, çalışmaları, kitapları, yorumları ile insanları farklı bir yolculuğa çıkaran özel bir isim. 

Kendisiyle yeni kitabı ‘Kusursuz Kararlar Vermek Ve İkna Sanatı’ kitabı için bir araya geldik. Belki de insanoğlunun hatalar üzerine hatalar yaparak aldığı kararlar bizi buralara kadar getirdi ve geç kaldığımız kararlar eşliğinde ikna çabalarımız ise işe yaramadı. Dünyanın kusursuz kararlar alarak insanlığın güzel günler göreceği zamanlar dileyelim… Birbirimizi ikna ettiğimiz durum sevgiye uzanan bir yol olsun. Prof. Dr. Uğur Batı yeni kitabında yine kapsamlı, bilimsel ve analizlerle işleyerek ve örnekler vererek önemli bir çalışmaya imza atıyor. Başucu kitabı niteliğinde ‘Kusursuz Kararlar Vermek Ve İkna Sanatı’ hepimizin başucunda bulunması gereken önemli bir kitap, sığdırabildiğimiz kadarıyla Prof. Dr. Uğur Batı ile gündeme, kitabına, hayata ve insana dair röportajımıza işte yansıyanlar…

Kötü bir yere gidiyorsak dünya olarak kötü bir yere gideceğiz. 

Dünya nereye gidiyor, nasıl bir dönem yaşıyoruz? 

Dünyaca enteresan bir sınavın içinden geçiyoruz. Jenerasyonların değiştiği, evrensel vatandaş kavramının ön plana çıktığı -her ne kadar burada mülteci görüntülerini görüyorsak da- dünyanın büyük bir bölümünde sınırların ortadan kalktığı, teknolojinin hız kazandığı, McLuhan’ın ‘Global Köy’ tezinin üstsel bir kapasite ile uygulandığı bir süreçteyiz. Bir taraftan korumacı politikalar insanın sınırlarını belirlemeye çalışırken bir takım siyasi yönelimler de oraya doğru ilerliyor. Avrupalılar cam fanusta yaşıyor ve mültecilerden korkuyor; gelecekler ve bütün hayat standardımızı konforumuzu mahvedecekler diye düşünüyorlar. Ne yapalım o zaman bunları engelleyecek milliyetçi politikacılara oy verelim diyorlar. Kendisi sınırsızlığı savunuyor ama verdiği oy tamamen sınır çizen bir anlayıştan besleniyor. Şimdi karşı karşıya kaldığımız dünyanın en gelişmiş, teknolojik, hayat standartı en yüksek ülkesinden çıkan bir hastalık belki de dünyayı yok edecek. Şimdi korkumuz eşit ülke, millet, dil, din, cinsiyet, ırk ayırmaksızın herkese uğrayan bir virüs ile dünya en büyük sınavını veriyor. 

Hepimizi aynı gemideyiz durumunu ilk kez bu kadar hissediyor ve görüyor insanlık galiba…  

İnsanın eğer ütopik bir geleceği olacaksa bu yine insan imal yeteneği ve yaratıcılığı ile olacak. Gelecekte o ne olur bilmiyorum; parti mi olur, akım mı olur ama şunu biliyorum hayal gücü iktidara gelecek, insan anlamını ancak böyle bulacak. Zaten bu yoksa insanın dünyada anlamı yok. İnsanlık bunları yapmazsa o zaman yapay zeka dünyayı inşa eder. Dünyayı tehdit edecek bir sürü sorun ortaya çıkacaktır. Şu anda korona virüsü ortaya çıkmıştır. Dünyayı tümden yok eden bir gelecekte insanın önemi yok. Korkunun ecele faydası yok mu? 

Ben dünyanın geleceğine ilişkin felaketlerlerle ilgili bizim gibi insanların uyarı yapması gerektiğine inanıyoru. Ama diğer taraftan da bütün bu kötücül distopik meselelerin dünyamı karartmasına izin vermiyorum. İnsan bence anda umutlu olmalı. Geleceği şimdiden inşa ediyoruz, geleceği ilişkin kötü olan şeyleri de bertaraf etmek için hep birlikte çaba göstermemiz gerekiyor. Hayat devam ediyor ama şu sıralar büyük bir bilinmezlik söz konusu. Çocuklar çok etkileniyor bu durumdan, kızımdan biliyorum, ‘baba korona virüsü gelmiş hepimiz ölecek miyiz’ diyor. Konuştuğumuz her şeyin çocukların zihninde nasıl yer bulduğunu hepimizin düşünmesi lazım. Şöyle düşünmek lazım dünyanın bundan sonra ki seyrinde üretim kaynaklı, iklim kaynaklı bu tür koşullar olduğunda nasıl davranacağımız konusunda artık bilinçlenmeliyiz.

Kusursuz karar vermek, o an diliminde kusursuz olabilecek bir karardır.

Gelelim yeni kitabın ‘Kusursuz Kararlar Vermek ve İkna Sanatı’na, hayırlı olsun. Tam da bu dönemde bu kitaba ihtiyacım vardı ve bana rehber oldu. Acaba ben nerede hata yapıyorum da buradan bir ipucu yakalayabilirim durumunda başucu kitabı oldu.  

Çok güzel bu cümleleri duymak teşekkürler. Kitabın adı bile ikircikli kusursuz kararlar vermek, kusursuz karar bence karar kelimesinin epistemolojisine aykırı, kusursuz karar olur mu? Kararları insan beyni diyelim biz bunu ilk önce rasyonalize ederiz sonra karar veririz aslında tam tersi olmalıdır. İlk önce karar verip sonra süreç içerisinde rasyonalize etmemiz gerekir ki, karar sonrası rasyonalizasyon süreçleri de diğer taraftan çok güçlü çalışır. Tüketim malını satın aldıktan sonra kimse kazıklanmak istemeyeceğinden dolayı kendisine bir dolu anlam çıkarır, o anda en doğru kararı vermiştir, ihtiyacı vardır, fiyatı öyledir gibi. O malı hiç kullanamadığı bir durum ile karşılaşmadığı müddetçe kararının arkasındadır. Biz ona deriz ki  beyin kendisini haklı çıkartmaya çalışan bir avukattır, fakat kararların çoğunun doğru olup olmadığını, kusursuz olup olmadığını geçmişe dönüp bakarak anlayabiliriz ancak. Bugün karar veriyorsun sonra aradan zaman geçiyor dönüyorsun ve bu durumda evet en doğru karar vermişim diyorsun ya da demiyorsun, diyemiyorsun. O yüzden kusursuz karar vermek, o an diliminde kusursuz olabilecek bir karardır. Ve belli bir düzen içerinde bu zaman, bu mekan, bu koşullarda en iyi karar verdim dediğiniz an kusursuz karar vermişsiniz demektir. İnsanlar karar verirken nefsani ve vicdani beynin etkisi altında karar veriyor. Yüksek bilişsel bir çaba gerektirmeyen kararların hepsi nefsani beyin tarafından veriliyor; şu kahveyi içmek, bir diğer mekana gitmek bu alana giriyor. Bir de vicdani beyin dediğimiz kararlar bütünü var. Burada yüksek bir bilişsel çaba var ama düşük kapasite ile çalışıyor. Vicdani beyinle karar vermemiz gereken birçok kararı otomatik olarak nefsani beyinle verdiğimiz için sistematik hatalar yapıyoruz. Dolayısıyla baştan giden değer zincirinde yanlış düğümlenen ilk düğme gibidir bu. 

0  0,00