13 yaşındaki bir çocuğun gözünden savaş
Video art projeleriyle dikkat çeken Erkan Özgen, G-Art Galeri’de açılan ‘Takımyıldızları’ sergisinde 13 yaşındaki Muhammed’in gözünden savaşı anlatıyor...
Eda YILMAYAN
GAZETE PENCERE - Çukurcuma’daki G-Art Galeri’de açılan ‘Takımyıldızları’ sergisinde dikkat çeken çalışmalardan biri Diyarbakırlı sanatçı Erkan Özgen’e ait. Özgen, Suriyeli dilsiz sağır küçücük bir çocuğun gözünden savaşı anlatıyor bize. Ekranlar nedeniyle her şeyin olağanlaştığı bir zamanda savaş evlerimizin içine kadar giren seyirlik bir izlenceye dönüştü. Oysa Özgen’in çalışması bir çocuğun bedeninden taşan duyguları, yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla gösteriyor.
Özgen’in İstanbul Modern’de de çarpıcı bir video art projesi yer alıyor. Eşeğin sırtında Diyarbakır’dan Londra’daki modern sanatlar müzesi Tate Galeri’ye varmak üzere yola çıkan iki sanatçının yolculuğunu anlatıyor Özgen. Projeleriyle ilgili merak ettiklerimizi Erkan Özgen’le konuştuk.

Suriyeli çocuğun yaşadıklarına nasıl tanık oldunuz?
Mardin’in Derik ilçesinde, savaş nedeniyle sınırı geçerek gelen ailelerle karşılaşmam bu sürecin başlangıcı oldu. O dönemde hem Diyarbakır’da hem de Derik’te sığınmacılarla dayanışma içinde bulunuyordum. Orada tanıştığım 13 yaşındaki Muhammed, Kobane’ye bağlı Şeran köyünden gelmişti. Ailesiyle birlikte IŞİD saldırılarından kaçarak sınırı geçmişlerdi. Onun yaşadıklarını hem çevresindeki insanlardan dinledim hem de zamanla kendisiyle kurduğum ilişki üzerinden gözlemledim.
Muhammed’in tanık olduğu şiddet, onun bedenine ve hafızasına doğrudan işlemişti. Bu karşılaşma, benim için sadece bir tanıklık değil, aynı zamanda derin bir yüzleşmeydi.
Savaşı çocuğun gözünden görmek çok çarpıcı. Çekim sürecinizi anlatır mısınız? Siz neler hissettiniz?
Savaşın yarattığı yıkımın bir çocuk bedeninde nasıl karşılık bulduğunu görmek son derece sarsıcıydı. Özellikle Muhammed’in kelimelere ihtiyaç duymadan, sadece beden diliyle yaşadıklarını anlatması, alıştığımız tüm anlatım biçimlerini etkisiz hale getiriyordu.
Çekim sürecinde çok hassas davranmak zorundaydım. Öncelikle ailesinden izin alarak, güven ilişkisi kurarak ilerledim. Amacım onun hikâyesini kullanmak değil, onun anlatımına alan açmaktı. Onu izlerken, aslında dünyanın büyük bir kısmının görmezden geldiği bir gerçeklikle yüzleştiğimizi düşündüm. Ekranlarda sürekli karşılaştığımız savaş görüntüleri zamanla bir tür duyarsızlık yaratıyor. Bu işte ise o mesafeyi kırmak, izleyiciyi doğrudan bir karşılaşmanın içine çekmek istedim.
Benim için de zorlayıcı bir süreçti. Çünkü onun anlattıkları, sadece ona ait değil; bu coğrafyada büyüyen birçok insanın ortak hafızasına dokunan bir gerçeklikti.

İstanbul Modern’de sergilenen ‘Tate Modern yolunda’ isimli bir video projeniz var. Diyarbakır’dan Tate’e gitmek için eşekle yola çıkan iki kişiyi anlatıyorsunuz. Bir düş gibi. O projenin hikâyesini de öğrenebilir miyiz?
O proje, ironik ama aynı zamanda oldukça trajik bir düşünceden ortaya çıktı. Mardin Derik’ten Tate Modern’e doğru yola çıkan iki kişinin hikâyesi... Bir anlamda imkânsız bir yolculuk. Sanat dünyasının merkez–çevre ilişkisini, coğrafi ve kültürel mesafeleri sorguluyorum. Mardin gibi bir yerden dünyanın en önemli sanat kurumlarından birine ulaşma fikri bile başlı başına bir gerilim barındırıyor. Eşeğin seçilmesi tesadüf değil. Hem gündelik hem de tarihsel bir taşıyıcı. Aynı zamanda bu seçim, Don Kişot’un imkânsız mücadelelerine de bir gönderme içeriyor. Bu yönüyle yolculuk, absürt olduğu kadar politik bir anlam da taşıyor.
Bir düş gibi görünüyor ama aslında oldukça gerçek. Çünkü bu yolculuk, yalnızca fiziksel bir mesafe değil; aynı zamanda tarihsel, kültürel ve ideolojik mesafelerin de ifadesi. Bu coğrafyadan çıkan bir sanatçının görünürlük mücadelesini, taşıdığı yükü ve aşmak zorunda olduğu sınırları anlatıyor.
G-Art Galeri’deki sergi 3 Mayıs Pazar gününe kadar ziyaret edilebilir.
Kaynak:Eda Yılmayan