Galeriden üniversite kampüsüne yayılan sergi : Toprak ve Su Akdeniz Geçişi
16
GAZETE PENCERE - ARUCAD iş birliğiyle gerçekleşen sergi, 17 Şubat’a kadar pazar hariç her gün 13.30–20.30 saatleri arasında izlenebilecek. Küratörlüğünü Başak Şenova’nın üstlendiği sergi, heykelden performansa, araştırma temelli üretimlerden arşiv çalışmalarına uzanan geniş bir seçkiyle Akdeniz’i bir coğrafyadan öte, katmanlı bir geçiş alanı olarak ele alıyor.
Bu kapsamlı sergiyi küratör Başak Şenova ile konuştuk.
26
“Soil & Water: Mediterranean Crossing” sergisinde toprak ve suyu yalnızca tema olarak değil, anlatının kurucu unsurları olarak konumlandırıyorsunuz. Bu sergide küratöryel dil nasıl şekillendi?
Soil & Water: Mediterranean Crossing [Toprak ve Su: Akdeniz Geçişi]’te küratöryel dil, başından itibaren toprağı ve suyu temsil edilen birer konu olarak değil, serginin düşünsel ve mekânsal yapısını kuran etkin unsurlar olarak ele alma yaklaşımı üzerinden şekillendi. Bu nedenle sergi, bir tema etrafında örnekler sunan klasik bir sergi kurgusundan ziyade, toprağın ve suyun biriktiren, saklayan, dönüştüren ve açığa çıkaran doğasına paralel biçimde katmanlı bir anlatı kuruyor. Toprak ve su, kimi işlerde maddesel süreçler üzerinden, kimi işlerde ise hafıza, beden, göç ve tanıklık gibi kavramlar aracılığıyla görünürlük kazanıyor. Bu yaklaşım, serginin dilini sabit bir söylemden çok, izleyicinin farklı giriş noktaları üzerinden kendi ilişkisel okumasını kurabileceği açık bir düşünme alanına dönüştürdü.
36
Akdeniz, kültürel katmanları ve çoklu hafızasıyla sanat için güçlü bir referans alanı. Bu sergide Akdeniz’i bir coğrafyadan öte nasıl bir düşünsel ve estetik alan olarak ele aldınız? Sergide yer alan sanatçıların farklı coğrafyalardan ve disiplinlerden geliyor olması, anlatıyı nasıl çoğullaştırdı?
Bu sergide Akdeniz’i sabit sınırları olan bir coğrafya olarak değil, yüzyıllar boyunca geçişlerin, dolaşımların, çatışmaların ve eşitsizliklerin biriktiği yoğun bir düşünsel alan olarak ele aldım. Akdeniz, burada hem tarihsel hem de güncel anlamda hafızanın yoğunlaştığı, toprağın ve suyun taşıdığı izlerin birbirine eklemlendiği bir kesişim noktası olarak işlev görüyor. Bu bağlamında, bu sergi Afrika, Güney Amerika, Avrupa gibi başka coğrafyalardan üretimleri de Akdeniz’e taşıyarak, bu bölgenin birikimiyle birlikte araştırmayı yeni sorularla genişletiyor.
46
Bu sergi aynı zamanda, Güney Afrika’da henüz gösterilmemiş işleri sunuyor: Bu işlerin sanatçıları arasında Akdeniz-Afrika arasında balıkçılık, göç, sosyal katmanlar üzerine araştırmalar yaparak fotoğraf serileri üreten Sicilyalı sanatçı Francesco Bellini, Afrika’da toprağın ve suyun kalitesinin olumsuz etkileyen maden endüstrilerini, toprak üzerinden çalkantılı tarihini ve politik direniş hareketleri belgeleyen ve sanatsal bir dille sunan Güney Afrikalı Alet Pretorius, Johan Thom, Seretse Moletsane, Senzo Masondo, ve Tshepiso Mahooe, şiirsel bir dille iklimlere ve ekolojik dönüşümlere dikkat çeken Hindistanlı sanatçılar Atul Bhalla ve Mithu Sen, Etiyopyalı kadınların zorla evlendirme, eğitime erişim ve suya erişim gibi alanlarda karşı karşıya kaldıkları sistematik engelleri konu alan ödüllü 2024 yapımı The River (Nehir) filmiyle Herrana Addisu, İstanbul Modern’de şu anda misafirlik programı kapsamında yerel su örneklerini inceleyen İsveçli kollektif Lundahl & Seitl, Fransa’da kırsal alandaki dönüşümleri yine şiirsel bir dille filme aktaran Eugénie Touzé yer alıyor.
56
Galeriden üniversite kampüsüne yayılan sergi kurgusu, izleyici deneyimini dönüştüren bir yapı kuruyor. Mekânın sergi anlatısındaki rolünü nasıl düşünüyorsunuz?
Mekânı, serginin yalnızca içinde gerçekleştiği bir çerçeve olarak değil, anlatının aktif bir bileşeni olarak ele alıyorum. Art Rooms’tan ARUCAD Girne ve Lefkoşa Bandabuliya kampüslerine yayılan sergi kurgusu, bu yaklaşımın somut bir yansıması. Galeri mekânı, yoğunlaşmış bir düşünme alanı sunarken; kampüs mekânları bu düşünceyi gündelik yaşama doğru açıyor.
Öğrencilerin sıklıkla kullandığı kütüphane, kafeterya ve öğrenci işlerinde yer alan işler, izleyiciyle rastlantısal karşılaşmalar yaratarak sergi deneyimini zamana yayıyor. Bu mekânsal geçiş, sanatsal araştırma ile akademik bilgi üretimi arasındaki geçirgenliği görünür kılıyor. Ayrıca Soil & Water [Toprak ve Su] projesi, araştırmaya dayalı yapısı gereği başından itibaren moleküler biyologlar, genetikçiler, botanikçiler, toprak ve çevre uzmanları ile su bilimcileri dâhil olmak üzere farklı disiplinlerden bilim insanlarıyla iş birlikleri üzerine kuruldu; sanatçılar da bu araştırmalardan doğrudan besleniyor. Dolayısıyla üniversitedeki mekânların kullanımı bir taraftan projenin bilim insanlarıyla iş birliklerine gönderme yaparken, bir taraftan da Güney Afrika’da Pretoria Üniversitesi öğrencileriyle kurulan bağa yakın bir bağı öğrencilerle kurmayı hedefliyor.
66
Soil & Water [Toprak ve Su] projesi, araştırma temelli bir sanat yaklaşımına dayanıyor. Sizce günümüz çağdaş sanatında araştırma, estetik üretimle nasıl bir ilişki kuruyor? Bu sergi bu ilişkiyi nasıl görünür kılıyor?
Günümüz çağdaş sanatında araştırma, estetik üretimin ön aşaması ya da arka planı olmaktan ziyade, üretimin kendisi hâline gelmiş durumda. Soil & Water [Toprak ve Su] projesi de bu anlayıştan yola çıkarak, araştırmayı yalnızca bilgi toplama süreci olarak değil, sanatsal formun ve anlatının kurucu unsuru olarak ele alıyor.
Bu sergide araştırma, bilim insanlarıyla kurulan iş birlikleri, saha çalışmaları, arşivsel okumalar ve yerinde üretim süreçleri aracılığıyla görünür kılınıyor. Ortaya çıkan işler, araştırmanın estetikle nasıl iç içe geçtiğini; bilginin görsel, mekânsal ve deneyimsel formlar aracılığıyla nasıl dönüştüğünü gösteriyor. Böylece sergi, estetik üretim ile araştırma arasındaki sınırların giderek geçirgenleştiğinin altını çiziyor.
Kaynak:Haber Merkezi