Medeniyetler dille yıkılır: Shahzadeh İgual ile 'Bir Gecede Binbir Gece'

Rüyalarını hâlâ Mevlâna’nın ana dili olan Farsça gören ancak en güzel cümlelerini Türkçe kuran, Türkçe edebi eser veren ilk ve tek yabancı yazar unvanına sahip sosyolog Shahzadeh N. İgual, Neslişah Şar'a konuştu.

Medeniyetler dille yıkılır: Shahzadeh İgual ile 'Bir Gecede Binbir Gece'

Neslişah ŞAR - GAZETE PENCERE

Dünyanın gözü Orta Doğu’da; uzmanların “algoritmaların ilk büyük savaşı” olarak tanımladığı 2026 İran – Amerika, İsrail Savaşı’nın füzelerle, siber saldırılarla ve ateşten nehirlerle kararttığı o ağır atmosferdeyken; diplomasi dilinin sertleştiği ve bir medeniyetin topyekûn yok edilmesi tehditlerinin havada uçuştuğu bu kırılgan dönemde, barışın narin sesini duymaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Tam da bu noktada, tıpkı 800 yıl önce Moğol istilasının yarattığı yıkımda Belh’ten Konya’ya gelen ve gönül köprüleri kuran Hz. Mevlâna gibi, bir başka göçmen ruh sesleniyor bize… Rüyalarını hâlâ Mevlâna’nın ana dili olan Farsça gören ancak en güzel cümlelerini Türkçe kuran, Türkçe edebi eser veren ilk ve tek yabancı yazar unvanına sahip sosyolog Shahzadeh N. İgual ile birlikteyiz. İgual, 7 Mayıs’ta KKM Sahnesi’nde sergileyeceği “Bir Gecede Binbir Gece: Bin Şems Bir Celaleddin” anlatısıyla; savaşın gürültüsünü, UNESCO tescilli kadim “Naqqāli” geleneğinin o sabırlı insan nefesiyle susturmaya hazırlanıyor. Bugün yurdunun bombalanan kadim meydanları ve yıkılan tarihi yapıları ve kaybedilen canlar karşısında, Mevlâna’nın evrensel barış mesajını Türkçenin gücüyle dünyaya yeniden fısıldayan Shahzadeh Hanım ile hem güncelin acısını hem de Şems ve Celaleddin’in bin güneşli hakikatini konuştuk.

Bir sosyolog ve yazar olarak görsel bir anlatıyla insanların karşısına çıkma fikri nasıl ve neden gelişti?

Ben kelimenin görünmek ve duyulmak için de yaratıldığına inanıyorum.

Sosyoloji bireyden çok insana anlam üreten toplumsal bir varlık olarak bakar. Ritüeller, insanın dağınık duygularını ortak bir hafızaya dönüştürür; imgeler, görünmeyen gerçekleri görünür kılar; söz de bireyin iç sesini toplumsal bir yankıya çevirir. İnsan çoğu zaman tek başına düşünerek varamadığı noktaya, birlikte inanarak, hissederek ve birlikte anlatarak varır. Çünkü içsel olgunluk gibi kimlik de ilişkiler içinde şekillenir; derinlik kimi zaman bir cümlenin, bazen bir sembolün, bazen de paylaşılan bir sessizliğin içinde doğar.

Sosyoloji bana, insanın imgelerle, ritüellerle ve ortak duygularla yaşadığını öğretti. Yazmak kelimenin iç ateşini gösterdi. Bir noktadan sonra metnin sayfada kalması bana yetmedi; cümlelerin nefes almasını, suskunlukların konuşmasını istedim. Sahne benim için tam da bu yüzden doğdu: kelimeyle suretin, düşünceyle sezginin buluştuğu yer olarak.

Gösterinizin adı olan “Bin Şems Bir Celaleddin”, tekil bir hikâyeden çıkıp evrensel bir hakikate işaret ediyor. Sizce bugün modern dünyanın o kalabalık yalnızlığı içinde, bir insanın ruhuna "bin Şems"in doğması ne anlama gelir?

Bugün insan, kalabalıkların içinde yalnız; ekranların ışığında karanlık, bilgi çağında manasızlıkla baş başa. Böyle bir hengamede bir insanın ruhuna “bin Şems”in doğması, içeriden yükselen tek bir uyanıştır. Bin Şems demek, insanın içine bin fark edişin, bin merhametin, bin cesaretin doğması demektir. Yani insanın yeniden kendine kavuşmasını ifade eder.

“Mevlâna bir mertebedir, Celaleddin ise bir yolculuk”

“Bir Gecede Binbir Gece: Bin Şems Bir Celaleddin“ Neden “Bin Şems” ve neden “Bir Mevlâna” değil de “Bir Celaleddin”?

Çünkü “Mevlâna” bir mertebedir, “Celaleddin” ise bir yolculuk. Mevlâna "olmuş" bir isimdir; Celaleddin, hâlâ arayan, yanan. Ben o büyük makamdan önceki iç kırılmayı, o sancılı dönüşümü sahneye taşımak istedim.

Ve Şems… O tek bir kişi değildir artık. Her çağda insanı uyandıran her ses, her yara, her aşk biraz Şems’tir. Bu yüzden bin Şems vardır fakat o çağrının karşısında hâlâ tek ve çıplak bir insan durur: Celaleddin...

“Bir Gecede Binbir Gece”, 2018 yılındaki prömiyerinden bu yana sürekli evrilen bir yapıya sahip; 7 Mayıs’taki bu yeni versiyonda Şems ve Mevlâna’nın manevi yolculuğunu dinlerken bizleri bu kez hangi farklı patikalara sokuyorsunuz?

Bu yeni yorumda seyirciyi tarihi bir seyrin yanı sıra çağımızın ruhsal çoraklığına götürüyoruz. Şems ile Celaleddin’in karşılaşmasını iki insanın buluşması olarak değil, insan ile hakikat arasındaki kadim yüzleşme olarak ele alıyoruz. Bu kez patikalarımız daha içsel: sessizlik, kayıp, sancı, öfke, sürgün, hız çağında büyük kalabalıkta yalnızlık var. Seyirci geçmişe bakarken kendi bugünüyle karşılaşacak. Çünkü gerçek hikâyeler dün yaşanmaz; her defasında yeniden doğar.

bir-gecede-binbir-gece-1

Mevlâna’nın Farsça yazdığı o mistik derinliği Türkçe cümlelerle sahneye taşırken; iki dilin birbirine en çok yaklaştığı sır kelime hangisidir?

Bence o sözcük “gönül”dür. Gönül, ne yalnızca kalptir ne de sadece ruh. İkisinin arasında titreyen ilahi bir menzildir. Farsçada “dêl”, Türkçede “gönül”… İki ayrı ses, tek bir sır. Her iki lisanda da insanın "manadan ibaret" tarafına dokunur bu kelimeyle. Bu yüzden ben sahnede hangi dili konuşursam konuşayım, asıl tercümeyi gönül yapar.

“Hakikati anlatmak için bağırmak gerekmez”

2026 İran – Amerika, İsrail Savaşı, uzmanlarca algoritmaların ilk büyük savaşı olarak tanımlanıyor; diplomasi dili ise sosyal medya üzerinden ergenleşen ve sertleşen bir yapıya büründü. Siz ise sahne estetiğinizi İran’ın derinlik ve sabır isteyen kadim nakkallik geleneği üzerine kuruyorsunuz. Hızın ve dijitalin her alanı manipüle ettiği bu çağda insanlar sizin gösterinizde ne bulacak.

Bugün dünya gürültüyle düşünüyor, öfkeyle konuşuyor, aceleyle hüküm veriyor. Ademoğlu zihni sürekli uyarılırken, ruhu giderek uyuşuyor. Benim sahnemde insanlar hızın karşısında nefesi, gürültünün karşısında sesi, manipülasyonun karşısında gerçek insan hikâyesini bulacak. Kadim nakkallik geleneği bize şunu öğretir: Bir hakikati anlatmak için bağırmak gerekmez. Derin olan, aheste gelir. Seyirci yalnızca izlemek yerine içini dinlemeye davet edilecek.

“Hakiki metinler modaya yenilmez”

Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin 800 yıllık mirası olan Mesnevi, bugün modern dünyanın merkezi sayılan ABD’de bile en çok tanınan ve en çok satan şair unvanını korumakta; öyle ki bazı dönemlerde satış rakamları küresel popüler kültür fenomeni Harry Potter gibi eserleri geride bırakıyor. Bir yazar ve sosyolog olarak; her şeyin saniyeler içinde tüketilip unutulduğu, kullan-at hikâyelerin hâkim olduğu bu hız çağında, sabır ve derinlik isteyen mistik bir anlatının popüler ikonları dize getirmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Herkes eğlenmekle oyalanabilir lakin ancak anlamla iyileşir. Popüler kültür çoğu zaman dikkat çeker; fakat ruhu uzun süre besleyemez. Oysa Mesnevi sekiz asırdır insanın değişmeyen açlığına sesleniyor: sevilmek, anlaşılmak, affedilmek, kendini bulmak. Zaman değişir, araçlar, ekranlar, seslenenler değişir fakat buna karşın kalplerin yaraları nadiren iyileşir. Bu yüzden hakiki metinler modaya yenilmez. Çünkü onlar trende değil, yaradılışa hitap eder.

Sizce modern insan, Harry Potter’ın sihirli dünyasında bulamadığı hangi mucizeyi Mevlâna’nın o kadim ve zamansız dizelerinde arıyor?

Modern insan dış dünyayı sözde kurtaran büyülerden yoruldu; şimdi iç dünyayı değiştiren mucizeyi arıyor. Harry Potter’da asa var, Mevlâna’da ayna. Biri nesneleri dönüştürür, diğeri insanı. İnsan bugün görünmez olmak yerine gerçekten görünmeyi istiyor. Uçmak yerine yüklerinden kurtulmayı diliyor. En büyük mucize, taşı altına dönüştürmek değil; öfkeden merhamet, yalnızlıktan dostluk, kırılmış bir kalpten yeniden hayat çıkarabilmektir.

bir-gecede-binbir-gece-2

“Medeniyetler Dille Yıkılır”

2026’nın nisan ayında dünya liderlerinin “tüm bir medeniyet bu gece ölecek” veya “onları Taş Devri'ne geri göndereceğiz” gibi karanlık tehditler savurduğuna şahit oluyoruz. Hz. Mevlâna’nın “her gün yeni bir şey söylemek” gerektiğine dair öğretisi, bu yıkım retoriğinin ortasında edebi bir hatırlatma mı yoksa liderlerin Taş Devri karanlığına karşı, insan ruhunun küllerinden yeniden doğabileceğine dair bir ruhsal restorasyon mı? Sizin sahnede kurduğunuz cümleler, dünyayı yok etmekle tehdit edenlerin eskimiş nefretine karşı söylenmiş şifalı kelimeler mi? Bu, küresel vicdanı aydınlatabilir mi?

Evet, çünkü medeniyetler dille yıkılır. Kelimeler kabalaştığında kalpler taşlaşır; cümleler karardığında tehdide dönüşür, şehirler kararır. Mevlâna’nın “her gün yeni bir şey söylemek” çağrısı, yalnız edebi bir estetik olarak değerlendirilemez; aynı zamanda ruhu çürüten nefretin tekrarına karşı diriliş teklifidir. Ben sahnede nahif cümleler kurmaya çalışıyorum; çünkü zarif söz zayıf söz olarak algılanmamalı. Bazen bir merhamet cümlesi, yüz tehdidin başaramadığını başarır. Dünya bir anda değişmez elbette ama içimizdeki karanlık bir cümleyle aydınlanabilir. Her büyük barış, önce bir sözcüğün kalpte filizlenmesiyle başlar.

Gösterinin akışından bahseder misiniz? İzleyenleri sahnede ne bekliyor?

Hikâye; Celaleddin’in ilimden irfana, bilgiden aşka, kelâmdan sessizliğe yürüyüşü üzerine. Şems’in gelişiyle sarsılan bir dünyanın, sonra yeniden kurulmasına tanıklık ediyoruz. Yer yer tebessüm, yer yer sükût, zaman zaman da iç sızısı… Müzik, söz, hikâye ve ritim birbirine karışıyor. Seyirci salondan yalnızca bir performans izlemiş gibi çıkmıyor, kendi içine "uğramış" olarak ayrılıyor. Çünkü bazı geceler insan eve değil, kendine döner...

shahzadeh-n-igual18-jpg

Not: Shahzadeh N. İgual, bugün nükleer krizlerin ve karşılıklı güvensizliğin tıkadığı o ontolojik çıkmazlara karşı, Şems ve Mevlâna’nın narin ama sarsılmaz teslimiyetini bir ruhsal restorasyon olarak önümüze koyuyor. Savaşın ve siyasetin ergenleşen diline inat; Mevlâna’nın o meşhur “Motreba! Aheste vur! Tâ ruh insin bedene” nidasını sahnede bir yaşam manifestosu olarak yankılandırıyor. Belki de Şems’in Mevlâna’nın gönlünde yaktığı o ışık, bugün binlerce isimsiz sivile tutulan kolektif bir yastan, yepyeni bir insanlık sabahı çıkaracaktır. Shahzadeh Hanım’ın sahnede dediği gibi; tek bir Celaleddin’in yüreğine bin Şems doğabiliyorsa, bu karanlık coğrafyanın çocukları için de umut hâlâ o kadim masalların ve sahici sevdaların içindedir.

*7 Mayıs 2026 Perşembe akşamı saat 20.30’da gerçekleşecek olan gösterinin biletleri, Biletinial üzerinden temin edilebilir.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar