İplikçi'nin kaleminden, sahte cennetler nasıl kurulur, insanlar oralara neden sığınır?

Bazen bir roman, tam da yaşadığımız zamana dokunduğu için ağır gelir. Okurken yalnızca bir hikâyeyi değil, çevremizde olup biteni de görmeye başlarız. Sahte cennetten kaçış, tam olarak böyle bir yerden konuşuyor.

İplikçi'nin kaleminden, sahte cennetler nasıl kurulur, insanlar oralara neden sığınır?

GAZETE PENCERE - Müge İplikçi’nin yeni romanı 'Sahte Cennetten Kaçış', bir kadının adım adım kuşatılmasını anlatıyor. Dışarıdan bakıldığında “aidiyet”, “inanç” ya da “aşk” gibi görünen yapıların, içeride nasıl bir baskı ve itaat mekanizmasına dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Roman, okuru rahat ettiren bir yerden değil; huzursuz eden, düşündüren bir yerden yakalıyor.

Hikâyenin merkezinde gazeteci Selin var. Bir haberin izini sürerken kendisini kapalı, hiyerarşik ve şiddeti meşrulaştıran bir tarikat yapısının içinde buluyor. Burada Selin’in bedeni, hafızası ve iradesi, ideolojik bir projeye dönüştürülmek isteniyor. Okur, Selin’le birlikte şu soruyla yüzleşiyor: İtaat gerçekten güvenli mi, yoksa yalnızca konforlu bir teslimiyet mi?

muge-iplikci-2

Roman, yalnızca Selin’in hikâyesini anlatmakla yetinmiyor. Onu arayan arkadaşı Handan üzerinden, bu yapıların nasıl çalıştığını, kadınları nasıl susturduğunu ve nasıl yönettiğini de gösteriyor. Dostluk, dayanışma ve küçük ama kararlı direniş anları, karanlığın içinden sızan tek ışık olarak beliriyor.

Müge İplikçi, Sahte cennetten kaçışta büyük sloganlara yaslanmıyor. Aksine, gündelik hayatın içinden gelen, tanıdık ama ürkütücü detaylarla ilerliyor. Roman, “kaçış”ın kolay olmadığını; bazen zihinsel, bazen duygusal, bazen de fiziksel bedelleri olduğunu hatırlatıyor.

İPLİKÇİ, OKURLARIYLA BULUŞACAK

23 Ocak’ta Bakırköy’de düzenlenen “Bakırköy Muhabbeti”nde, 25 Ocak’ta ise Caddebostan Kültür Merkezi’nde söyleşi ve imza gününde romanın arka planını, yazma sürecini ve bu “sahte cennetler”in neden bu kadar cazip göründüğünü konuşacak.

Bu kitap, tarikatlar ya da kapalı yapılarla sınırlı bir hikâye anlatmıyor. Daha geniş bir yere işaret ediyor: Güç, inanç, erkeklik ve iktidarın kadın bedeni ve zihni üzerinde kurduğu baskıya. Ve belki de en zor soruyu soruyor:

Gerçekten kaçmak mı zor, yoksa kalmak mı?

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar