Cemil Tugay: Ekrem Başkan'ı engellediklerinde zaafiyete uğruyorsak bu problemdir

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, "Hangimizi alırlarsa alsınlar, yerine birini koyabilen bir parti olmalıyız. Ekrem Başkan’a böylesi muamele edilmesiyle, onu kısıtlayan tavırla zafiyete uğruyorsak bu bir problemdir. Bunu çözmemiz lazım" dedi.

Cemil Tugay: Ekrem Başkan'ı engellediklerinde zaafiyete uğruyorsak bu problemdir

Yıldız Yazıcıoğlu

İZMİR - İzmir Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Cemil Tugay, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu itibariyle CHP’yle ilgili tartışma tablosunu “Ekrem Başkan çok başarılı bir lider ama onu engelledikleri zaman biz zafiyete uğruyorsak bu bir problemdir” açıklamasıyla değerlendirdi.

Tugay, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yargı kararıyla CHP’nin başına geçme ihtimaliyle ilgili ise “CHP’nin bu kadar ağır baskı altında olduğu, demokrasinin ağır tehdit altında olduğu bir zamanda yüzde 100 hukuki ve haklı bir şekilde değilmiş bir genel başkanlık kurultayı süreci sonrasında iktidar tarafından siyasi baskılarıyla verilmiş gayri hukuki bir kararı kendisine zemin olarak görme düşüncesi varsa, bu tarihin affetmeyeceği bir hatadır” dedi.

Tugay, Karşıyaka Belediye Başkanlığı sonrasında 31 Mart 2024’ün ikinci yıl dönümünde İzmir’in yönetiminde belediyecilik hizmetlerinde yaşadığı sorunları ve hedeflerini Gazete Pencere’yle paylaştı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığındaki üçüncü yılı başlangıcında neler düşündüğünü ve AK Parti iktidarınca hangi baskılarla karşıya kaldığını anlatan Tugay’ın İzmir özelindeki yanıtlarını sizlerle yarın paylaşacağız.

Bugünse İstanbul ve Ankara’nın ardından Türkiye’nin üçüncü büyük kentini yöneten CHP’li Cemil Tugay’ın ülke siyaseti ve partisiyle ilgili sorularımıza yanıtlarını yayımlıyoruz:

“İZMİR’DE OLMAZ, BAŞKA YERDE OLMAZ DİYEMEM”

Bursa operasyonuyla birlikte Genel Başkan bir rest çekti; hem erken seçim çağrısını yineledi hem de yerel seçimler için bir ara seçim formülü önerdi. Bu gidişatı nasıl görüyorsunuz? İzmir’de de operasyon yaşanır mı?

Nereye doğru gittiğini kimse göremiyor. Herkesin her an benzer bir durumu yaşayabileceği çok aşikar. ‘İzmir'de olmaz’ ya da ‘başka bir yerde olmaz’ diyemem. Sorun şu; bir belediye başkanı ile ilgili saptanmış bir bulgu varsa, bunun bir yasal prosedürü vardır.

Uzun yıllardır Türkiye’de benzeri pek çok durum bu şekilde yürütüldü. Ne oldu? Bir soruşturma açılır. Arkasından eğer bulgular varsa başkanlar da devlet memuru sınıfında olduğu için bakanlıktan izin, onay alınır. Sonra avcılık araştırmasını yapar, suç unsuru bulursa dava açar. Dava sürecinde yargılanır eğer gerçekten hatalıysa, suçluysa, ondan sonra bir ceza alıyor ve ondan sonra ceza infazına geçiliyor. Normalde hukuk devletinde olması gereken yöntem bu.

2

Ama daha iş soruşturma aşamasındayken, iddianame bile yazılmamışken Bursa’da olduğu gibi. Basına bilgiler sızdırıldı, iddialar ortaya ortaya kondu. Ama ortada resmi bir şey yok iken henüz Mustafa Bozbey Başkan’ın ifadesi alınmamışken. Bu nedenle bu iş siyasi. Ben demiyorum, hiç kimse de ‘Belediye başkanları yargılanmamalıdır’ diyemez ama böyle bir yöntem daha önce hiçbir zaman izlenmedi. Askeri darbe dönemlerinde bile yaşanmadı. Öylesine gayri hukuk dışı, abartılı bir şey var ki tamamen algı oluşturma çabası içinde oldukları aşikar.

İktidar toplumda nasıl bir algı oluşturmaya çalışıyor, gayesi nedir?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) seçmen gözünde hem oy oranı artıyordu hem CHP’nin ülkeyi yönetebileceğine olan güveni artıyordu. Bir yükseliş eğilimi vardı. Bu seçmen güvenini bu yolla kırmaya çalışıyorlar. Maalesef Ekrem İmamoğlu’yla ve İstanbul belediyeleriyle başladı. Sonra Antalya, Adana, Adıyaman buralara sıçradı. Maalesef Uşak’ta operasyon sürecine girdi.

Bir belediye başkanı hatalı olabilir ama onu hukuka uygun olarak yargılama sürecine tabii tutmak gerekir. Burada ise baskınlar, sabahın köründe gözaltına almalar, ailelerle birlikte gözaltına alınanlar, sonra uzun süreli tutukluluklar. Bu tutukluluk durumuna ne gerek var, kimse bir yere kaçacak değil. Yurt dışı çıkış yasağı hatta ev hapsi kararları da verebilirsiniz. Ama görüntülerle oluşturulan manzarada CHP siyasetçilerine, belediyelerine karşı güven duyulmasını yok etmeye çalışıyorlar, bunun için çaba gösteriyorlar.

“CHP’Lİ BAŞKANLAR DIŞINDA TÜRKİYE’DE HERKES TERTEMİZ Mİ?

Operasyon süreci böyle olurken hepimiz elimizi vicdanımıza koyalım ve şunu soralım; CHP’li belediye başkanları dışında Türkiye’de herkes tertemiz mi? Hiç kimsenin hiç mi suçu, hatası olmuyor? O belediyelerde, bürokratlarda niye bu soruşturmalar yok? Neden bu yargılamalar yok? Uzun uzun, aylar yıllar boyunca cezaevinde tutmalar yok. O kadar çok iddia görmezden gelinirken, bizim İzmir’de kendi bildiğimiz bir sürü şey var; CHP’li olmayan belediyelerle ilgili bariz hatalı ve belki yargı konusu olsa suçlu uygulamaları var. İzmir’de herkesin gözünün önünde olan şeyler. Mesela en fazla 6 katlı imar olan bir yerde 13 kat için ruhsat verilmiş. Bunlarla ilgili hiç kimsenin en ufacık bir müdahalesi olmuyor. Sadece CHP’li belediyeleri sürekli hatalı, suçlu göstermek için bir çaba var.

3

İzmir’in eski belediye başkanı Tunç Soyer’in şu an cezaevinde olması size ve İzmir’deki CHP’lilere bir mesaj mı?

Bu yargılamalardaki hukuksuzluk onun için de geçerli. Bir suçlama, bir soruşturma ve bir yargılama ihtiyacı varsa tutukluluk olmadan yapılabilir. Tutuklu kalması gerekmiyor. Bu insanlar bir yere gitmeyecek. Bu yargılamalar yapılabilir. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı için de mesela geçerli. Her kim olursa olsun gerçekten somut bir kanıt varsa yargılanabilir herkes. Benzer durumda kendi adıma da yargılama olmasına itiraz edemem. Ama yöntem öyle ki soruşturma aşamasında tutuklusunuz. İddianame hazırlanıyorken tutuklusunuz. Bu arada tüm iddialar gerçeklermiş gibi kamuoyuna sunuluyor. Yargılama sürecinde tutuklusunuz. Sonu gelmeyen duruşmalarda tutuklusunuz. Bu tamamen algı oluşturmaya yönelik.

"HAVLUYLA GÖRÜNTÜ SERVİS EDİLMESİ DEVLETİN YAPACAĞI İŞ DEĞİL"

Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olması size ne hissettirdi?

Çok şaşırdım diyemem. Mevcut yönetim anlayışındaki insanlardan birisi ve o yönetim anlayışı benzeri kararları alan insanlardan birisi, O kendisi de bu kararlardan birisi diye düşünüyorum.

Özkan Yalım örneği itibariyle bir belediye başkanı özel hayatı ve CHP’yi temsil anlamında nelere dikkat etmesi gerekir?

Bizim konumumuzdaki insanların özel yaşantılarına da kurumdaki idari anlayışlarına da çok dikkat etmeleri lazım. Buralarda hatasız olmak belki çok kolay değil ama çok büyük hatalar da yapmamak gerekiyor. Toplumun ahlak değerlerini etkileyecek, kanaatlerini size bir suçlamaya dönüştürecek davranışları doğru bulmamız mümkün değil. Ama evrensel hak-hukuk çerçevesinden baktığımız zaman, yani burada (Uşak) belediyede işe alındı meselesi kısmını kenara koyuyorum çünkü doğruluğunu bilmiyorum. Eğer sadece bir gayrimeşru ilişki varsa, bunun muhatabı öncelikle kendi ailesi ve yakın çevresidir. Hukuken bunun suç olup olmadığı zaten tanımlanıyor. Tam ne olduğunu da bilmiyoruz, çünkü bize bir görüntüyle birlikte bir şeyler, iddialar servis edildi ve servis edilen bilgilerden şüpheye düşüyoruz.

Hukukçu değilim ama gerçekçe belediye ile ilgili kısımları cezalandırması yapılır. Ama bir insan, bir başka insanla gayrimeşru ilişkiye girdiği için cezası yok. Ancak toplum önünde kuşkusuz cezası var. Zaten hukuki yargılamaya değil o görüntüsüyle ahlaki yargılamaya maruz bırakıyorlar. Bizim hukuk çerçevesinde durumu görmemiz ve değerlendirmemiz gerekiyor. Orada çok büyük hukuki ihlal var. Ben Özkan Yalım’ın özel hayatını hiçbir şekilde bilmiyorum. Kiminle nasıl ilişkisi vardı bilmiyorum. Ama bildiğimiz şey şu; bir insanın oteldeyken alelacele oda kapısının zorlanarak açtırılarak, havluyla görüntüsü çekilip hemen basına servis edilmez.

Bu devletin yapacağı iş değil. Devlet bunu yapamaz. Mesela en son apartmanlardaki aidat borcu listesiyle kimin borcu varmış açıklanması yasaklandı. Bunu ahlaki bulmuyorlar. Niye? Bireysel hakları korumak için, insanlar recide olmamalı diye. Ancak aynı iktidar, bir belediye başkanı söz konusu olunca otelde bornozuyla ya da havlusuyla fotoğraflarını çekip basına servis ediyor. Buradaki birbirinden inanılmaz farklı iki tutumu herkes görebilir. Bu tamamen siyasi amaçlı bir tutum.

4

“STRATEJİK HER ŞEYİ YABANCILARA TESLİM ETMİŞ DURUMDAYIZ”

İktidar, neden böylesi bir siyasi tutuma ihtiyaç duyuyor?

Türkiye iyi yönetilmiyor. Son 23 yıla baktığımızda ekonomide, kalkınmada, gelişmelerde nereye gidiyoruz? İşsizlik, borçlar, enflasyon, faiz, kur... Her şey artmış durumda. Turizmci, çiftçi kan ağlıyor. Asgari ücret, emekli maaşları yerlerde sürünüyor. Madde bağımlılığı inanılmaz derecede artmış. Şiddet sürekli artış eğiliminde. Kötü kentleşme, altyapı eksiklikleri artıyor. Bunun basit örnekleri var, mesela şehir hastaneleri devleti 25 yıl borca sokuyor, yüksek kiralar ödeniyor. Aynı durum otoyollarda ve köprülerde var. Devlete ait ne kadar fabrika ve tesis varsa satıldı; bu paralar nereye gitti? Devletin borcu ne kadar arttı? İç ve dış borçlarımız şeffaf şekilde açıklansa, ne kadar arttı?

Türkiye’nin gerçekçi ve ulusal kalkınma politikası yok, çizilmiş yönü yok. Enerji, hammadde ve mesela petrokimya gibi alanlarda dışa bağımlıyız. Stratejik konularda, örneğin kimya sanayisinde dışa bağımlıyız. Limanlar çoğunlukla özelleştirildi, hemen hepsi yabancılar elinde. Çinliler, Mersin Limanı’nı kendi limanı yaptı. İzmir’i de satacaklardı ama alınmıyor, işe yaramaz durumda diye. Stratejik her şeyi yabancılara teslim etmiş durumdayız. Türkiye’de sağlık hizmetinde inanılmaz geriye gidiyoruz. Devlet hastaneleri kan kaybediyor, doktor bulamıyorlar çünkü doktorları kaçırdılar. Sürekli özel hastane açılıyor ve devlet buralara kaynak ayırıyor. Küçük yerleşim yerlerinde uzman doktorlar, aile hekimleri azalıyor, hastalar randevu alamıyor. Türkiye bu iktidar geldiğinde temel sağlık hizmetlerinde çok daha iyi bir durumdaydı. SGK hastaneleriyle ilgili karar gibi sağlıkta olumlu adımları da oldu. Ama sonra özel sektörü desteklemeye ağırlık verdiler ve sürükle kötüye gitmeye bağladı. Eğitimde de durum aynı.

5

“BİZ KİŞİLERE BAĞLI BIR YAPI DEĞİL, BIR ÖRGÜT OLMALIYIZ”

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak Ekrem İmamoğlu. Ama ceza davalarını kenara bıraktığımızda dahi diploma iptali gerçeği var. Diğer forvet ise Ankara’da. Sonuçta siyasetçisiniz ve her siyasetçi üst makamlarına doğru yol düşünür. Cemil Tugay ne düşünüyor? İzmir neden hiç konuşulmuyor hissiyatınız var mı?

Yok kesinlikle yok. Açık söyleyeyim; böyle bir hayalim veya tahayyülüm yok. Aklımdan bile geçirmiyorum. Ama ilkesel olarak şunu düşünüyorum, bunu bütün Cumhuriyet Halk Partililer de aynı şekilde düşünmesine taraftarım; elimizde bir tane Ekrem İmamoğlu vardı. Hepimiz gerçekten çok inandık, destek olduk, yanında olduk. Ekrem İmamoğlu’nu tutuklayarak cezaevine koydukları ve aday olmasına engel oldukları zaman biz eğer bunalıma giriyorsak açıkçası o zaman biz örgütlü olarak değil, kişilere bağlı bir yapı olarak varız demektir.

Ben bunu çok önemseyerek söylüyorum. Hangimizi alırlarsa alsınlar, yerine birini koyabilen bir parti olmalıyız. Dolayısıyla Ekrem Başkan inanılmaz başarı bir insan, gerçekten çok büyük bir şanstı ve iyi bir lider olarak çok iyi yönetti alanı. Ancak Ekrem Başkan’a böylesi muamele edilmesiyle, onu kısıtlayan tavırla eğer biz zafiyete uğruyorsak bu bir problemdir. Bunu bizim çözmemiz lazım. Dolayısıyla Ekrem Başkan aday olmadığı zaman yerine koyacağımız birisi vardır. O adayı da koyamadığımız zaman yerine başka birisi vardır. Onu engellediklerinde de başka birisi vardı. Hangimizi nereye alırlarsa alsınlar yerimizi dolduracak başka birisi olmalıdır, vardır. CHP zaten aslında böyle bir parti. Elinde çok güçlü insan kaynağı olan bir partidir. Kime ne yapılırsa yapılsın yerine gelecek birisi ve aynı şeyleri yapacak diye bakmalıyız.

Genel Başkan “kadro hakereti” diyor ama sizce topluma anlatımı mı eksik kalıyor?

Bizim bence örgüte bunu biraz böyle anlatmamız lazım. Parti içine anlatmalıyız. Bu bir mücadele. Bu mücadelede bazılarımızı saf dışı edebilirler ama kim olursa olsun yerine başka arkadaşımız gelecek aynı anlayışla görevine ve mücadeleye devam edecek. CHP’nin böyle olduğuna emin olduğum için konuşuyorum; bizim neyi yapmaya çalıştığımızı biraz daha fazla anlatmaya çalışmalıyız.

Biz topluma kapsayıcı yaklaşan, tamamına eşit muamele ederek hizmet etmeyi amaçlayan, demokrat, laik ve cumhuriyet ilkelerine bağlı, ülkeyi de kalkındırmak için gerçekten çok çaba gösterecek yüzde 100 vatansıver, yüzde 100 halkçı bir partiyiz. Bunun dışında bireysel hatası, davranışı olan varsa bireyseldir, CHP’nin hatası değildir. Bu ilkeler çerçevesinde kendi üyelerimizi, parti aidiyeti olan insanları, seçmenleri daha aktifleştirmeli ve biraz daha fazla mücadelenin parçası olmalarını sağlamalıyız. Birkaçımız sadece mücadele ediyor, diğerleri de onları seyrediyor gibi görünürse toplum bunu sağlıklı bir şey olarak algılamaz.

“GAYRİ HUKUKİ BİR KARARI KENDİSİNE ZEMİN GÖRME DÜŞÜNCESİ VARSA AFFEDİLMEYECEK BİR HATADIR”

Kemal Kılıçdaroğlu eksenli tartışmaları ve topluma bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da “CHP ülkeyi yönetemez kendi içinde anlaşamıyorlar” mesajı verilmesini CHP aşabilir mi?

Kemal Bey’in ne düşündüğünü bilmiyorum. Kemal Kılıçdaroğlu’nun ağzından mutlak butlan talebiyle ilgili açıkça sözler duymamız mümkün olmadı. Ama eğer şöyle bir düşüncesi varsa; CHP’nin bu kadar ağır baskı altında olduğu, demokrasinin ağır tehdit altında olduğu bir zamanda yüzde 100 hukuki ve haklı bir şekilde değilmiş bir genel başkanlık kurultayı süreci sonrasında iktidar tarafından siyasi baskılarıyla verilmiş gayri hukuki bir kararı kendisine zemin olarak görme düşüncesi varsa, bu tarihin affetmeyeceği bir hatadır.

Gerçekten hiçbir CHP’li böyle bir şeyin parçası olamaz. Bu partide herkesin hem emeği hem de gönül bağı var, bunun bizim için onula ilgili bir tarafı var. Biz bu siyaseti kendimiz için değil; dedelerimiz, babalarımız, çocuklarımız desteğiyle ve umutlarıyla göreve gelmiş ve bu ülkenin iyi insanları için mağdur insanları için siyaset yapıyoruz.

Kendi kariyeri için, kendi konforu için veya kendi zenginleşmesi için bunu yapan varsa lanet olsun. Böyle bir şey varsa hakikaten lanet olsun. Ben böyle birşeyi kabul edemem ve tanıdığım CHP’liler bunu kabul edemez. Bizler ülkemizle dertlenen insanlarız. Türkiye böylesi kötü durumdayken, CHP en doğru alternatifken eğer birileri siyasi baskılarla alınmış gayri hukuki kararları kendilerine iktidar yolu olarak görecekse yazıklar olsun derim.

Biz bu baskılardan, eziyetten, zulümden kendi içimizde iyileşmelerle çıkacağız. CHP’nin yıkılacağını, yok olacağını kimse hayal etmesin. Cumhuriyet’in kurucusu partimizin her zaman halkla ciddi bir karşılığı vardır. İnsanlarda yalanlara, iftiralara dayalı kafa karışıklığı yaratabilirsiniz ama şüphe bulutları dağılır ve elbet gerçek apaçık ortaya çıkar. En kötü şartlarda bile mücadeleden vazgeçmeyen insanların partisiyiz, kime ne yaparlarsa yapsınlar bu boşluğu doldurulacak ve bu mücadele devam edecek. Unutmayalım Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik yıkımın sorumlusu CHP'li belediyeler değil, bunu daha çok konuşmalıyız. Hukuki güven sağlansa, yatırımcılar hukuk devleti olduğuna inansa Türkiye yatırım cenneti bir ülke mesela bunları konuşmalıyız.

Türkiye'de yakın zamanda bir seçim bekliyor musunuz?

İnşallah olur. Ama kazanamayacakları belli olan bir seçimi yaparlar mı bilmiyorum.

Kaynak:Yıldız Yazıcıoğlu

Öne Çıkanlar