DEM Parti'den Karayılan'ın 'süreç donduruldu' açıklamasına yanıt

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, PKK yöneticisi Murat Karayılan'ın Öcalan ile görüşme yapılmamasına ilişkin "süreç dondurulmuştur" sözlerine yanıt verdi. Güleryüz, "Biz sürecin dondurulduğu ifadesini kullanmak istemiyoruz" dedi.

DEM Parti'den Karayılan'ın 'süreç donduruldu' açıklamasına yanıt

GAZETE PENCERE - DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, PKK yöneticisi Murat Karayılan'ın "süreç donduruldu" sözleriyle ilgili yaptığı değerlendirmede "Belki tıkanma noktaları var ama mevcut durumu bir 'tıkanma ve dondurma süreci' olarak tariflemek abartılı bir yaklaşım olur" dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, Murat Karayılan'ın PKK'nin silahsızlanmasını hedefleyen ve iktidarın 'terörsüz Türkiye' olarak adlandırdığı sürece ilişkin yaptığı açıklamaları değerlendirdi.

"Biz sürecin dondurulduğu ifadesini kullanmak istemiyoruz" diyen Güleryüz, böyle bir ifadenin "sürecin ruhuna da aykırı olduğunu" düşündüklerini belirterek, "Geçmiş dönemde Erdoğan'ın ifade ettiği şekliyle 'buzdolabına kaldırabileceğimiz' bir süreç değil, öyle değerlendirmiyoruz. İlk gün de süreci biz hiç bu kapsamda ele almadık. Dolayısıyla böylesi bir kaygıyla sürece yaklaşmadık çünkü sürecin nasıl geliştiğini biliyoruz. Bu süreç hasbelkader başlamadı" dedi.

"BİTTİ DİYEBİLECEĞİMİZ BİR SÜREÇTEN BAHSEDEMİYORUM"

Güleryüz, geçmişteki çözüm sürecine atıfta bulunarak "2015 ile 2025 ile arasındaki 10 yıllık süreç bir bütün olarak bir bastırma, bitirme ve teslim alma süreciydi. Hem bunun gerçekleşememiş olması hem de Sayın Öcalan'ın ulus devlet modeli dışındaki çözüm perspektifi böyle bir sürecin açığa çıkmasına vesile oldu. Dolayısıyla bu temelleri sağlam olan bir girişim. Çözüm meselesinde Kürt hareketi de bu konuda iknadır. Devlet Bahçeli nezdinde açığa çıkan o devlet mekanizmasının da bu konuda ikna olduğunu düşünüyorum. O yüzden sağlam bir zemini var diyorum. O yüzden de 'bitti, tükendi' diyebileceğimiz bir süreçten bahsedemiyorum. Evet, aksaklıklar var, sorunlar var. Belki tıkanma noktaları var. Bu tıkanma noktalarını ayrıca açımlayabiliriz ama mevcut durumu bir 'tıkanma ve dondurma süreci' olarak tariflemek abartılı bir yaklaşım olur. Yine başa dönerek ifade etmek lazım. Bu süreçte Sayın Bahçeli'nin açığa çıkardığı irade güçlü bir iradeydi" ifadelerini kullandı.

"FESHETME ÇAĞRISI CUMHUR İTTİFAKI'NIN DA TAAHHÜDÜYDÜ"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin PKK'ye silah bırakma ve kendini feshetme çağrısının ardından yaşanan gelişmeleri anlatan Güleryüz, "Dolayısıyla Sayın Bahçeli bu konuşmayı kendi adına yapmadı. Bu aynı zamanda Cumhur İttifakı'nın da taahhüdüydü. PKK'nın silahları devre dışı bırakmaya hazır olduklarını ifade ederlerken silahların bırakılması için yasal düzenlemelerin yapılması talebi vardı. Bu silahlar nasıl bırakılacak? Kime bırakılacak? Nereye bırakılacak? Silah bırakılanlar ne olacak? Şimdi bütün bu soruların muhatabı devlettir. Yasal ve kanuni düzenlemelerin olması bunun için gereklidir" dedi.

"BİZİM MUHATABIMIZ DEVLETTİR"

Cumhurbaşkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın "DEM Parti, sürekli devlete ve hükümete görev biçiyor, görev tevdi ediyor" sözlerine atıfta bulunan Güleryüz, şu ifadelere yer verdi:

"Bizim sesleneceğimiz mekanizma devlet mekanizmasıdır. Bizim örgüte seslenebilme şansımız yok. Türkiye kamuoyu bu durumu çok doğru değerlendirmelidir. Örgüte seslenecek kişi, örgütün lideri Sayın Öcalan'dır. Örgüt, bunu çok net bir şekilde dünya kamuoyuna ilan etti. Dedi ki, 'benim adıma tek yetkili Sayın Öcalan'dır, başmüzakerecidir.'

Bu noktada bizim örgütle organik ya da inorganik, örgütsel ya da siyasal bir ilişkimiz yok ki biz örgüte bu konuda seslenelim. Velev ki sesleniyoruz. Örgütün bizi kaale alacağına dair bu devletin ve toplumun bir beklentisi var mı? Biz tarafımızı, yolumuzu, yöntemimizi uzun yıllardır belirlemiş olan bir hareketiz. 30 küsur yıldır Türkiye'de demokratik siyaset yürüten bir yapıyız, silahlı mücadeleyi yürütmüyoruz. Türkiye içerisinde yaşıyor. Türkiye'nin kanunları doğrultusunda kurulmuş ve demokratik siyaseti yürütmekle mükellef olan bir yol, yöntem seçmişiz. Dolayısıyla bizim muhatabımız devlettir, hükümettir. Burada bir yanlış yok.

Devlete, hükümete görev tevdi etmiyoruz. Böyle olmadığını hükümet de devlet de biliyor. AK Parti de çok iyi biliyor ama burada verilen mesaj bir manipülasyondur, dezenformasyondur. Biz örgüt lideri değiliz ki, silahların yöneticisi değiliz ki 'Ey örgüt silah bırakın' diyelim. Sayın Öcalan, bu konuda gereken her şeyi söylediği ve bu konuda bir kararlılık var. Örgütün yöneticisi, temsilcisi, örgütün sözcüsü, örgütün lideri 'Biz silah bırakma kararı aldık ve silahların artık bütünüyle devre dışına çıkarılması için de biz yasal sürecin gerçekleşmesini bekliyoruz' diyor. Bu çok net bir irade beyanıdır. Hatta iradenin dışında alınmış olan bir kongre kararıdır. Beklenen şey Sayın Bahçeli'nin yapmış olduğu çağrının ikinci kısmının gerçekleşmesidir. Deyim yerinde ise vermiş olduğu taahhüdün gerçekleşmesidir. Bu taahhüt neydi? Sayın Öcalan'ın yasa dışı olmaktan çıkarılmasıydı, statüsünün belirlenmesiydi."

"HERKES KENDİNCE ÖCALAN ADINA BİR ŞEY SÖYLÜYOR"

Güleryüz, Öcalan'ın "Türkiye ve dünya kamuoyuna kendi sesiyle, kendi sözüyle temas kurmak istediğini" belirterek, Öcalan'ın İmralı'ya getirildiği günden beri ne dediği meselesi üzerine her gün manipülasyon yapıldığını söyledi. Hükümetin Öcalan'ın sözünü başka türlü değerlendirdiğini, DEM Parti'nin, muhalefetin, gazetecilerin başka türlü değerlendirdiğini kaydeden Güleryüz, şöyle devam etti:

"Herkes kendince Öcalan adına bir şey söylüyor. Öcalan da diyor ki, 'Ben bu konumdan çıkmak istiyorum, çıkmak zorundayım. Bu sürecin doğru ve aslına uygun bir şekilde yürütülebilmesinin koşullarından bir tanesi budur. Ben bu pozisyondan çıkarılmalıyım. Herkes benim adıma konuşuyor. Ben kimsenin benim adıma konuşmasını istemiyorum.' Örneğin gazeteci arkadaşlar Öcalan'ın ne düşündüğünü niye bana sorsun? Niye Sayın Öcalan'ın kendisine sorma ihtimali, imkanı yaratılmasın? Şu an tıkanıklık olarak ifade edebileceğimiz meselelerden bir tanesi bu.

Sayın Öcalan müzakereci mi? Devletle görüşen kişi mi? DEM Parti ile görüşen kişi mi? Bu görüşmeler resmi mi, gayri resmi mi, yasal mı, yasal dışı mı? Bunun netleşmesini istiyoruz. Burada anlaşılmayacak bir şey var mı? Şimdi bunu yapacak olan mekanizma kimdir? Hükümet mekanizmasıdır ve bizim sesleneceğimiz mekanizma bu açıdan burasıdır. Bu sürecin doğru ilerleyebilmesinin yolu buradan geçiyor. Siz de bunu taahhüt ettiniz, dediniz ki bunlar yapılırsa biz de bunu yapacağız. Şimdi işiniz daha kolay, Sayın Öcalan Meclis'e gelmek istemiyor."

"Süreçte tıkanan ilk meselenin Öcalan'ın statüsünün belirlenmemesi, ikincisinin silahların bırakılması için konuşulan tespit ve tescil edilme meselesi olduğuna" dikkat çeken Güleryüz, hükümetin atması gereken adımlara ilişkin şunları kaydetti:

"Bu çok basittir. Kanununu çıkarırsın, yol haritanı belirlersin, tarafları net koyarsın. Örneğin birinci maddede, 'silahlar falanca yerde yakılmalıdır, falanca üçüncü göze teslim edilmelidir ya da gömülmelidir.' dersiniz. İkinci maddede, silahı bırakanlar kendi ülkelerine geri döneceklerdir.' Çünkü onların böyle bir talepleri var. Onlar Kürt meselesinin çözümü için dağa çıktıklarını ifade eden insanlar ve her gün kendi ülkelerine, kendi ailelerine, gelmek istediklerini, dönmek istediklerini ve demokratik siyaset mekanizmalarına dahil olmak istediklerini ifade ediyorlar. Şimdi bu iki iş için de yasa gerekli. Bunu yapacak olan kimdir? Hükümettir. Dolayısıyla biz bu konuda devlete, hükümete seslenmeye devam edeceğiz. Yüz yıllık o çözümsüz olan iş deyim yerinde ise iki tane meselede tıkanmış durumda.

"HAZIR OLMAYAN İKTİDARDIR"

'Efendim bu konuda Türkiye kamuoyu hazır değil.' Hazır olmayan kamuoyu değil, hazır olmayan iktidardır. Hazır olmayan hükümetin kendisidir. Hükümet bu konuda seçim hesapları yapıyor. Şimdi biz bu meselenin seçimlere, yeniden bir partinin iktidar olup olmamasına bağlanmasını Türkiye açısından büyük bir felaket olarak değerlendiriyoruz. Bu mesele bu kadar basit ele alınamaz. Türkiye'nin bütün kaynaklarını deyim yerindeyse sıfırlayan, Türkiye'nin çürümesine yoksullaşmasına, dış politikada deyim yerinde ise her gün boşa düşmesine vesile olmuş olan bir meseleden bahsediyoruz. İşçinin, emekçinin, emeklinin açlığına gerekçe olan bir meseleden bahsediyoruz. Toplumsal huzursuzluğun, toplumsal çatışmanın bir şekilde çıkıyor olmasına gerekçe olan bir meseleden bahsediyoruz. E şimdi bu seçim hesaplarına kurban edilcek bir mesele mi? Biz böyle değerlendirmiyoruz. Kürt sorunu çözülsün, varsın DEM Parti olmasın. Kürt meselesi demokratik taamüller çerçevesinde çözülsün, varsın DEM Parti olmasın. Demokratik bir cumhuriyette varsın DEM Parti olmasın. Bizim böyle bir hesabımız yok. Biz meseleye yeniden seçim kazanalım. Bu kadar vekilimiz olsun, bu kadar belediyemiz olsun gözüyle bakmıyoruz."

"NİSAN AYINA KADAR BİTİRECEKLERİNİ İFADE ETTİLER, NİSAN AYI BİTTİ"

Güleryüz, "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" olarak anılan komisyonun hazırladığı sonuç raporunun yasal adımlar için kullanılarak hükümet tarafından hazırlığının yapılacağını söylenmesine rağmen şu ana kadar bir adım atılmadığını ifade etti.

Güleryüz, "Hükümet bu konuda hazırlığını yapacaktı. Bütün partilerin onay verdiği bu süreci bir kanun çerçevesine getirip Meclis'in önüne getirecekti. Partiler bu konuda anlaştı, bu hazırlığı hükümet yetkilileri nisan ayına kadar bitireceklerini defaatle ifade ettiler. E nisan bitti, mayısa geldik. Şimdi bu açıdan bir tıkanmadan bahsedilecekse burada devletin ya da hükümet mekanizmanın işlemeyişinden bahsetmek gerekir. Bir dondurma varsa, bir duraksama varsa burada var" diye konuştu.

"ÖCALAN İLE BEKLENEN İKİNCİ GÖRÜŞMENİN HENÜZ YAPILMADI"

DEM Parti İmralı Heyeti ile komisyon üyelerinden oluşan heyetin Öcalan'la 27 Mart'taki görüşmenin ardından başka bir görüşme yapmadığını hatırlatan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, sözleri şöyle tamamladı:

"Bu görüşme bizim anladığımız kadarıyla çok önemli bir görüşmeydi ve o görüşmede tam da konuştuğumuz bütün meseleler karşılıklı iki heyet tarafından deyim yerinde ise nasıl bir yol haritasına dönüştürüleceğinin toplantısıydı. Sayın Öcalan, baştan itibaren devlet heyetine ve İmralı Heyeti'nin huzurunda çözüm formülünü bir kez daha ifade etti. Bölgesel gelişmeleri bir kez daha konuştu, tartıştı ve bu süreci nasıl çözülebileceğinin yol haritasının gerekli olduğunu söyledi. Bizim bildiğimiz kadarıyla bu konuda bir mütabakat da oluştu.

Aslında bizim bu konudaki beklentimiz bir hafta, 10 gün içerisinde ikinci görüşmenin gerçekleşmesi ve ikinci görüşmeden sonra yasanın Meclis'e sunulması şeklinde idi. Şu ana kadar bu gerçekleşmedi. Aslında tıkandı. 'Tıkandı, ilerlemiyor' denilen meselenin nedeni bu görüşmenin henüz gerçekleşmemiş olmasıdır. Evet, o günden bu yana heyetimiz İmralı'ya götürülmedi. Avukatlar Öcalan'la görüştürülmedi. Bu doğru ama ben devlet mekanizmasının Sayın Öcalan'la her zaman görüşme gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Bunun önünde bir engel yok."

Kaynak:ANKA

Öne Çıkanlar