Büyükada’da Aya Yorgi yoğunluğu: İnanç, ritüel ve umut bir arada
23 Nisan’da Aya Yorgi Tepesi’ne çıkan yüzlerce kişi dilek diledi; kimileri için inanç, kimileri için umut olan gelenek, ada sakinleri için ise çevre ve yoğunluk tartışmasını yeniden gündeme getirdi.
Ezgi Oğraş
GAZETE PENCERE - “Büyükada’daki Aya Yorgi Manastırı’nda, kökleri bin yılı aşan bir gelenek sürüyor. Tepeye çıkan kalabalıkların dilek ritüelleri, bu kadim inancın modern bir yansımasına dönüşüyor.
Bir 23 Nisan günü dana yüzlerce kişi tepeye çıkarak yine dileklerini diledi. Kimi iş, sağlık ve gelecek için umut isterken, kimi de kişisel hayatına dair beklentilerini sembolik ritüellerle ifade etti. İnanç ve umut arayışının iç içe geçtiği bugün, ada sakinleri artan kalabalığın yarattığı baskıyı dile getirse de geleneğin sürmesini destekliyor. Esnaf içinse gözler bu yoğun günlerde…
AYA YORGİ İSİM GÜNÜ YORTUSU NEDİR?
Kapadokya doğumlu olduğu kabul edilen Aya Yorgi’nin, Roma ordusunda yüksek rütbeli bir asker olduğu ve putperestliği bırakıp Hristiyanlığı benimsedikten sonra bu inancı yaymaya başladığı Hristiyan geleneğinde aktarılıyor. “Savaşçı Aziz” ve “martir” olarak anılan Aziz George, özellikle ejderha ile mücadelesini konu alan tasvirlerle öne çıkıyor. Ancak bu anlatı tarihsel bir olaydan ziyade sembolik bir hikâye olarak değerlendiriliyor. Efsaneye göre bir şehrin suyunu kesen ve kralın kızını esir alan ejderhayı öldüren Yorgi’nin, bu yolla halkın Hristiyanlığa yönelmesine vesile olduğu anlatılıyor. Bu anlatılar, onun İngiltere, Gürcistan, Yunanistan ve İstanbul başta olmak üzere birçok yerin yanı sıra askerlerin ve izcilerin koruyucu azizi olarak kabul edilmesinde etkili oluyor.
Aya Yorgi’nin 23 Nisan’da anılmasının nedeni ise, Hristiyan dünyasında bu tarihin onun şehit edildiği gün olarak kabul edilmesine dayanıyor. Roma İmparatoru Diocletian döneminde Hristiyanlara yönelik baskıların arttığı bilinirken, Yorgi’nin bu süreçte idam edildiği genel kabul görüyor. Ancak hayatına ilişkin ayrıntıların önemli bir bölümü tarihsel belgelerden çok dini anlatılara dayanıyor. 23 Nisan tarihi, 1222 yılında Oxford Kilise Meclisi tarafından resmi “Yortu Günü” ilan edilirken, 15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da önemli dini günlerden biri olarak kutlanmaya başlıyor.
ÇOBAN MUCİZESİ VE MANASTIRIN HİKÂYESİ
Aya Yorgi Manastırı’nın geçmişi bin yılı aşıyor. 963 yılında Bizans İmparatoru Nicephorus II Phocas tarafından inşa ettirildiği belirtilen yapı, yüzyıllar boyunca çeşitli saldırılara maruz kaldı. 1204’te Haçlılar, 1302’de ise Venedikli korsanlar tarafından tahrip edilen manastırda keşişlerin, değerli eşyalarla birlikte Aziz Yorgi’ye ait kutsal ikonayı yağmadan korumak için toprağa gömdükleri anlatılıyor.
Kayıp ikonanın yeniden ortaya çıkışı ise halk anlatılarında “çoban mucizesi” olarak yer buluyor. 17. yüzyılda ya da bazı kaynaklara göre 1751 civarında bir Rum çobanın rüyasında Aziz Yorgi’yi gördüğü, kendisine ormanda yürümesini ve duyacağı çıngırak sesinin geldiği yeri kazmasını söylediği aktarılıyor. Çoban, tarif edilen noktada yaptığı kazı sonucu yüzyıllardır kayıp olan ikonayı buluyor. Bu olayın ardından manastırın aynı tepeye yeniden inşa edildiği ifade ediliyor.

TEPEDE DİLEK RİTÜELİ: “UMUT ARAYAN ÇOK”
Günümüzde 23 Nisan, dini anlamının yanı sıra bir dilek gününe dönüşmüş durumda. Ziyaretçiler tepeye çıkan yolu çoğu zaman sessiz yürümeyi tercih ediyor; yanlarında getirdikleri ipleri yol boyunca açıyor, tepeye ulaştıklarında ise ağaçlara bağlayarak ya da mum yakarak dileklerini sembolleştiriyor.
Aya Yorgi’de ilk kez bulunan Yılmaz Yiğit ritüellere eleştirel yaklaşıyor:
“Buraya ilk kez geliyorum. Ben Türküm, sonradan Hristiyan oldum, üstünden 4 sene geçti. Birlikte kiliseye gittiğimiz arkadaşlarımızla buraya geldik. Hristiyanlıkta ‘özgürce aldınız özgürce verin’ diyor İsa. Tek yapmanız gereken iman etmek aslında. Batıl inançlara çok anlam yükleniyor, halbuki sadece dua etmek yeterli. Turistik olarak görmek için geldik. Arkadaşlarımız gitarlarını da aldı ve kilise ortamı olduğu için ilahiler söyledik.”
İlk kez geldiğini belirten Zeynep Yılmaz ise deneyimini şöyle anlatıyor:
“İlk defa geliyorum. Ben Müslümanım ama kiliseye girdim, kendi inancıma göre dualarımı ettim. Şart değil Hristiyan olmanız, böyle düşünmek lazım bence. Arkadaşımdan duyarak geldim. Onun dileği kabul olmuştu, bu sene yeniden gelerek lokum getirdi. Bir nevi teşekkür gibi. İp ritüelini gerçekleştirdik, ardından kırmızı iplerimizi ağaca bağladık. Yol biraz yorucu ama varacağınız yer umutlarınızın olduğu yer olduğu için o yorgunluk önemli gelmiyor. Buraya gelişim daha çok kişisel bir deneyimdi.”
Ancak ziyaret sırasında en çok dikkatini çeken şey, alandaki genel atmosfer oluyor:
“Bakıyorum da insanlarda arayış çok fazla, çok umutsuzlar, çok dilek dileyen var. Umut bekleyen insan çok fazla burada bunu gördüm. Gençler iş arıyor, en çok onlar için umut ediyorum.”
Elif Aydın ise uzun yıllardır düzenli gelen ziyaretçilerden biri:
“Ben 14 yaşındayken ailemle birlikte gelmiştim. İki sene önce evlenmek için dilek diledim ve bir süre sonra evlendim. Hatta ablam da benzer şeyi yaşadı. Burada dilediğim dilekler gerçek oldu. Müslümanım ama herkesin inancına saygım var. Buraya geldiğimde İncil de aldım. Dua etmenin kimseye zararı yok, burası niyetlerimi ulaştırmak için bir alan benim için.”

ADA SAKİNLERİ YOĞUNLUK VE ÇEVRE ETKİLERİNE DİKKAT ÇEKİYOR
Her yıl artan yoğunluk, ada sakinleri için bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. Adada 30 yıldır yaşayan Tunç Yılmaz durumu şöyle anlatıyor:
“Ben 30 yıldır adada yaşıyorum. Uzun yıllardır geliyorum bu sebeple. Adadaki imkanlar kısıtlı, olan nüfus on katına kadar çıkabiliyor böyle günlerde. Her şeye ulaşamıyoruz, her gün alışveriş yaptığımız yerlerde kuyruk görüyoruz, ulaşım zorlaşıyor. Bu anlamda zor ama hem esnafın kazanması hem de canlılık olması açısından güzel bir yandan.”
Yılmaz, çevresel etkilere de dikkat çekiyor:
“İnanca saygı duyuyoruz ama buradaki yolları biz sürekli kullanıyoruz. Bu yüzden sonrasında ne olacağını da düşünmek gerekiyor. İpler, ağaca bağlanan plastikler doğa için zararlı. Adanın kapasitesi ve temizlik için çalışan personel belli. Bu nedenle özellikle yoğun günlerin ardından kendi kendimize de temizlik için destek veriyoruz. Adanın yerlileri olarak oluşturduğumuz bir ekip var. Hem yaşadığımız yeri güzelleştirmek hem de ziyaretçilerin adayı daha iyi görmesi için zaman zaman toplanarak gönüllü olarak ormanları temizliyoruz.”
Esnaf Mehmet Kaya ise değişimi şöyle anlatıyor:
“16 senedir bu işi yapıyorum. Doğma büyüme adalıyım, belediyede imar planlamadan emekliyim, emekli olduktan sonra bu işe başladım. Çocukluğumdan beri bugünü yaşıyorum ama eskiden beş kişiyi geçmezdi. 90’lardan sonra kalabalık artmaya başladı, sanırım gazeteye ‘dilek günü’ diye yazılmasıyla. Buradaki ipler, bağlamalar eskiden yoktu, Rumlar çıplak ayakla çıkardı buraya.”
Kaya, artan yoğunlukla birlikte ortaya çıkan temizlik ihtiyacını da şöyle anlatıyor:
“Çalışırken bir yandan elimde makasla dolaşıp ipleri kesiyorum. Burası dağılınca çöp kamyonu gelip toplayacak ama o zamana kadar kuş geliyor ayağı dolanıyor, kedi geliyor yemeye çalışıyor. Bu yüzden temizlik ekipleri çalışmalarını tamamlayana kadar bir yandan elimden geldiğince etrafı toparlıyorum.”

ESNAF BUGÜNÜ BEKLİYOR
Esnafın bir bölümü ise yoğunluktan memnun. Esnaf Ali Çelik şunları söylüyor:
“Esnaflar olarak biz bugünleri bekliyoruz. Özellikle böyle güneşli günlere denk geldiğinde bizim için en iyi zamanlar oluyor. Ben normalde bugün iki katı ziyaretçi bekliyordum, hava durumu sabah bulutlu olduğu için beklediğim kadar gelen olmadı. Çok kalabalık olsa bile ulaşımda büyük sorun olmuyor. Çünkü burada adalılara özel hatlar var. Tur arabaları Aya Yorgi’ye götürüyor, turistik amaçla gelenler onları kullanıyor. Bu yüzden yoğun günlerde ulaşım çok sekteye uğramıyor. Öncesinde fayton varken daha büyük yoğunluk oluyordu.”
Kaynak:Haber Merkezi