Mum ışığında klasik müzik konseri

Mum ışığında klasik müzik konseri, kulağa çok farklı geliyor değil mi? Bir hayli de romantik… Bu konseptin kurucusu viyola sanatçısı Özlem Sevil… “Müziğin Aydınlığı, Işığın Sesi" sloganıyla konuk sanatçılarla birlikte izleyicilere müzik ziyafeti veriyor.

Mum ışığında  klasik müzik konseri

GAZETE PENCERE - Viyola sanatçısı Özlem Sevil’in kurucusu ve sanatçısı olduğu Musicandle Concerts’in Türkiye’de ilk kez yüzlerce mum eşliğinde gerçekleştirdiği “Müziğin Aydınlığı, Işığın Sesi” konser serisi iki yıl önce başladı.

Konserlerin özenle belirlenen repertuvarları, Mozart, Albinoni, Albeniz, Handel, Bizet, Verdi ve Ravel’in bestelerini Türk eserleri, sevilen tangolar ve unutulmaz film müzikleriyle buluşturuyor. Mumlarla aydınlanan olağanüstü bir atmosferde sahne alan dörtlüye konuk solistler, bale ve modern dans sanatçıları eşlik ediyor. Sanatın çok yönlülüğünü vurgulayan farklı konseptiyle Musicandle Concerts, konser mekânlarına özel, sürprizlerle dolu performanslar eşliğinde izleyicilere unutulmaz bir görsel şölen sunuyor.

Musicandle Concerts kuarteti, Ayşe Birden (keman), Aycan Küçüközkan (keman), Özlem Sevil (viyola) ve Funda Altun’dan (çello) oluşuyor.

16 Şubat’ta İstanbul’da St. Antuan Kilisesi’ndeki konserin ardından Özlem Sevil, Ayşe Birden, Aycan Küçüközcan, Funda Altun Gazete Pencere için soruları yanıtladı, ‘Musicandle Concert’ konseptini ve ‘deneyim odaklı sanat’a izleyicinin yaklaşımını anlattı

FARKLI BİR SUNUM

Türkiye’de yüzlerce mum eşliğinde klasik müzik konseri fikri ilk ortaya çıktığında nasıl tepkiler aldınız?

Başlangıçta bu fikir estetik bir yaklaşım olarak algılandı. Oysa benim için mesele dekoratif bir unsur yaratmak değil, dinleme pratiğini dönüştürmekti. Klasik müzik Türkiye’de çoğu zaman belirli bir ritüel çerçevesinde deneyimleniyor. Musicandle ile o ritüele bir yenilik katmayı hedefledik. İlk günden itibaren tepkiler çok olumlu ve heyecan verici; gördüğümüz yoğun ilgi ile bu yaklaşımın karşılık bulduğunu görüyoruz.

Musicandle Concerts iki yılı geride bıraktı. Bu iki yılın sonunda dönüp baktığınızda, “Tam da hayal ettiğim gibi oldu” dediğiniz an neydi?

İki yılın sonunda “Tam da hayal ettiğim gibi oldu” dediğim an, Londra’daki Westminster Chapel konseriydi. Çünkü o gece şunu gördüm: Musicandle artık yalnızca Türkiye’de karşılık bulan bir fikir değil; başka bir kültürel bağlamda, başka bir şehirde, başka bir dinleyiciyle de aynı yoğunlukta bir temas kurabiliyor. Westminster Chapel gibi tarihsel ve ruhani hafızası güçlü bir mekânda, yüzlerce mum ışığı altında çalarken izleyicinin yalnızca performansı değil, atmosferi ve bütünsel deneyimi içselleştirdiğini daha iyi hissettik. O an anladım ki Musicandle bir “konsept” olmaktan çıkmış, taşınabilir bir estetik dile dönüşmüş. Mekân değişse de, ülke değişse de, kültürel kodlar farklılaşsa da öz aynı kalabiliyorsa, işte o zaman hayal gerçeğe dönüşmüş demektir. Westminster Chapel konseri, bu modelin uluslararası ölçekte de karşılık bulabileceğini gösterdi — ve benim için gerçek kırılma noktası buydu.

konser-kilise

SADECE BİR GÖRSEL UNSUR DEĞİL

“Müziğin Aydınlığı, Işığın Sesi” ifadesi çok güçlü bir cümle. Bu konser serisinin felsefesini tek bir paragrafla anlatmanızı istesem, nasıl tarif edersiniz?

Bu ifade disiplinler arası bir algı alanını tarif ediyor. Işık burada yalnızca görsel bir unsur değil; işitsel algıyı yönlendiren bir araç. Mum ışığının titreşimi ile çalgıların titreşimi arasında sembolik bir paralellik kuruyoruz. Müziğin insanlığı aydınlattığı gerçeği ile ışığın titreşimden doğuşunun sesin varoluşu ile örtüşmesi, konserimizin mottosu olan bu derin ifadeyi yaratmama neden oldu.

Mum ışığı sadece bir görsel tercih değil; dinleyicinin algısını da değiştiriyor. Sizce bu atmosfer müziği nasıl dönüştürüyor?

Işık azaldığında görsel algı ile birlikte işitsel algı da derinleşir. Bu, performansın nüanslarını daha görünür –ya da duyulur– kılar. Burada bir başka önemli konu seçtiğimiz mekanların tarihi dokusu. Mum ışığı ile bütünleşen konser mekanları çok daha büyüleyici ve farklı bir atmosferde konser yapmamıza imkan sağlıyor ve bu sahnedeki performansımızı çok keyifli hale getiriyor.

ozlem-sevil
Özlem Sevil

MÜZİK, TİYATRO, RESİM, DANS

Kapalı gişe 58 konser… Bu sayı çok iddialı. Sizce bu ilginin arkasında kitlelerin klasik müzikle kurmak istediği yeni ilişki mi var, yoksa “konsept” mi daha baskın?

Burada iki dinamik görüyorum: İlki, izleyicinin deneyim odaklı sanat arayışı. İkincisi, klasik müziğin daha kapsayıcı bir estetik çerçeveye taşınması. Musicandle, yüksek sanat üretimini erişilebilir bir atmosferle buluşturuyor; fakat sanatsal standarttan ödün vermeden. Bu denge ilgiyi sürekli kılıyor. Ayrıca mekanlara göre konuk solistlerimizin farklı performansları, konsepte göre tiyatro, resim, dans gibi sanatın farklı dallarına da sahnemizde yer vermemizle Musicandle Concerts izleyici için merak uyandıran ve tekrar izlenmek istenen bir deneyim haline geldi.

GENİŞ REPERTUVAR

Repertuvarınız Mozart’tan Ravel’e uzanırken Türk eserleri, tangolar ve film müzikleriyle buluşuyor. Bu dengeyi kurarken kırmızı çizginiz ne?

Programı bir bütünlük içinde tasarlıyorum. Konserin en başında en arkadaki izleyicilerimizin yanına gidip orada yarattığımız mini sahnemizde resim sanatçımız resmine başlarken ben Bach solo suit ile açılışı yapıyorum. İzleyici için sanatçıyla bu kadar yakın olmak tamamen beklenmedik bir tecrübe. Ardından Albinoni, Handel, Mozart, Ravel arasında tarihsel bir mesafe olsa da duygusal süreklilik hiç bitmiyor. Mutlaka bir Türk eseri, kilise orgu ile Bach Toccato and Fugue, tango ya da film müziklerini repertuvara dahil ederken estetik kalite ve yapısal bütünlük temel kriterim. Popülerlik hiçbir zaman belirleyici olmadı; anlatı bütünlüğü izleyiciler için konserimizi farklı kılan en önemli unsur.

Dörtlü olarak (kuartet) çalışmanın hem zorluğu hem güzelliği çok ayrı. Kendi aranızdaki çalışma düzeniniz nasıl? Bir konserin hazırlığı ne kadar sürüyor?

Biz uzun yıllardır aynı orkestrada çalışan, her günü provalarda geçen sanatçılar olarak birlikte çalışmanın en keyifli hali olan yaylı kuartet provalarımız için çok detaylı bir çalışma yapıyoruz. Bireysel çalışmalarımızın yanı sıra kolektif bilinçle zamanı en verimli şekilde kullanarak ortak nefes ve ortak ifade üretmeyi hedefliyoruz. Bir programın olgunlaşması ve müzikal birlikteliğimiz iki yılın sonunda bizim için çok daha konforlu olsa da birlikteliğin sürekli bir inşa süreci olduğunun bilinci ile provalarımızı sürdürüyoruz.

DRAMATURJİK BAĞ

Sahnede sadece yaylılar yok; fagot, korno, perküsyon, hatta bir ressamın fırçası size eşlik edebiliyor. Bu konuk sanatçıları seçerken kurduğunuz dramaturjik bağ nedir?

Her konuk sanatçı programın anlatısına çok büyük katkıda bulunuyor. Fagot ve korno klasik müzik konserlerinde solist olarak daha az yer alan enstrümanlar, izleyiciler orkestra dışında belki de ilk defa bu enstrümanların detaylarına ve seslerinin derinliğine şahit oluyorlar; kilise orgu St. Antuan için olağanüstü bir deneyim, mezzo sopranomuz her konserimizde benzersiz bir repertuvar ile izleyicilere sürprizler yaşatıyor ve bir ressamın performansı ise müziğin görsel karşılığını üretiyor. Bu seçimler sadece estetik çeşitlilik için değil, anlatısal katmanlaşma içinde kurgulanıyor ve konserin sürükleyici hikayesinin ana hatlarını belirliyor.

konser

KLASİK MÜZİK İZLEYİCİSİ DÖNÜŞÜYOR

Türkiye’de klasik müzik izleyicisi dönüşüyor mu? Son iki yılda izleyicide gözlemlediğiniz en belirgin değişim ne?

Evet. Özellikle genç dinleyicide deneyimsel yakınlık arayışı görüyorum. Alkış biçiminden dikkat süresine kadar birçok parametre değişiyor. Klasik müziğin incelikleri doğru ifade edildiğinde ve anlaşılabilir olduğunda izleyici ile aramızdaki bağ daha kuvvetli oluyor. Bu dönüşüm umut verici. Merak eden, sorgulayan, gelişime odaklı bir kitleye ulaşmak en büyük hedefimizdi ve bunu başarmak bixler için çok büyük mutluluk.

Bir sonraki konseriniz 7 Mart’ta Deniz Müzesi’nde, Kadınlar Günü’ne özel olarak gerçekleşecek. Bu konseri programlarken sizin için “Kadınlar Günü” ne ifade ediyor; repertuvar ve sahne dili olarak bunu nasıl yansıtmayı planlıyorsunuz?

Kadınlar Günü’nü temsili bir jest olarak değil, üretim ve görünürlük alanı olarak görüyorum. Sahnedeki dört kadın müzisyen zaten başlı başına bir söylem içeriyor. Eşitlik, adalet, insan onuru ve dayanışma bilinci. Programda güçlü dramatik anlatıları öne çıkararak bu günü müzikal bir bağlama oturtmayı hedefledik. Bizler bu ülkenin yetiştirdiği kadın sanatçılar olarak özgürce sahne alabiliyorsak, müziğimizi izleyicimize ulaştırabiliyorsak, kadının gücünü ve yeteneklerini temsil edebiliyorsak, Dünya Kadınlar Günü’nün temel felsefesini gelecek nesillere de aktarmış oluyoruz.

AYŞE BİRDEN (Keman): BAŞKA BİR DÜNYA

Musicandle’da keman, hem melodik omurga hem de duyguyu taşıyan ana hat gibi. Bu konsept içinde keman çalmak size nasıl bir yorum alanı açıyor?

Müzik yapmak tamamen bir bütünlük, her ne kadar 1.keman çalmak işin aslı gibi görünse de diğer enstrümanların bütünlüğü olmadan o omurga tamamen aslında onlarla bir olarak güzel, biz birlikte birbirimizi dinleyerek güzellik olarak ışığımızı ortaya koyuyor, dinleyiciye yansıtıyoruz ve ben de onların bütünlüğünü hissederek daha güzel sesler çıkarabiliyorum.

ayse-birden

Mum ışığı, mekânın akustiği ve izleyicinin yakınlığı… Bu üçlü, sahnedeki performansınızı nasıl etkiliyor?

Musicandle konsepti benim için hiçbir şeye benzemiyor dinleyici ile bağ kurmak onlarla zaman zaman göz göze gelmek, gülümsemek, mumların çıkardığı ses benim için başka bir dünyada var olmak gibi, gerçekten bizim mottomuz olan, müziğin aydınlığı ve ışığın sesi.

AYCAN KÜÇÜKÖZKAN (Keman): SEYİRCİ İLE BÜTÜNLEŞME

Musicandle repertuvarı klasik eserlerden tangolara ve film müziklerine uzanıyor. Bu geçişlerde keman yorumunuzda en çok neyi dönüştürmeniz gerekiyor?

Müzikte derinlik, eserin içindeki duyguyu karşıya ne kadar taşıyabildiğimizle ilgilidir. Çalınan eser duygusal yoğunluğu, ifade ise o yoğunluğu görünür kılar. Performans olmaktan çıkıp paylaşılan bir duyguya dönüşür.

aycan-kucukozkan

Kapalı gişe 58 konserlik bir yolculukta, sizin kişisel olarak “Bu iş artık bambaşka bir yere gidiyor” dediğiniz kırılma anı hangisiydi?

Bu soruya net bir cevap veremeyeceğim. Benim için ilk konserimizden bugüne her konserimiz bizim için ayrı bir kırılma noktası. Bunun en büyük payı seyircimizle olan bağımız ve onların bu enerjisinin bizim üstümüzde yarattığı güzel etki. Bu güzel atmosfer devam ettiği sürece bu kırılmayı birlikte yaşayacağız. ‎

FUNDA ALTUN (Çello): DENEYİM PAYLAŞIMI

Çello çoğu zaman sahnede “derinlik” ve “kalp atışı” gibi çalışır. Musicandle atmosferinde çellonun rolünü siz nasıl tarif edersiniz?

Çello çoğu zaman grubun kalp atışı bizim için. Bazen tempoyu belirliyor, bazen melodiyi duyuruyor ve duygunun dinleyiciye geçmesini sağlıyor. Musicandle gibi atmosferik bir konserde çello armonik bir temel olmanın ötesine geçiyor ve mekanın ruhuyla bütünleşiyor.

funda-altun

St. Antuan gibi tarihî bir mekânda çalmak, özellikle çello açısından (tını, rezonans, duygu) nasıl bir deneyim?

St. Antuan gibi tarihi mekanlarda konser yaptığımızda dinleyicilerle bir olduğumuzu hissediyoruz. Dinleyiciyle aramızdaki ilişki sahne-seyirci olmaktan çıkıyor. Bu da performansı konserden çok paylaşılan bir deneyime dönüştürüyor.

KADINLAR GÜNÜ’NE ÖZEL KONSER

Musicandle Concerts, Dünya Kadınlar Günü’nü 7 Mart Cumartesi akşamı Deniz Müzesi’nde vereceği özel konserle karşılıyor! “Müziğin Aydınlığı, Işığın Sesi” konserleriyle Türkiye’de bir ilke imza atarak büyük ilgi gören topluluk, bu anlamlı gecede kadınlara, üretime ve sanatın birleştirici gücüne adanmış özel repertuvarıyla izleyicileri yüzlerce mum ışığı eşliğinde müzikle buluşturacak. Konuk sanatçılar Sertaç Çevikkol, Altuğ Tekin, Senem Demircioğlu ve Irmak Tokgöz.

Musicandle Concerts, Dünya Kadınlar Günü’ne özel repertuvarıyla “Müziğin Aydınlığı, Işığın Sesi” konserleri kapsamında 7 Mart 2026 Cumartesi akşamı saat 20.30’da Deniz Müzesi’nde sahne alacak. Sertaç Çevikkol (fagot), Altuğ Tekin (korno), Senem Demircioğlu (mezzo soprano) ve Irmak Tokgöz (perküsyon) solist olarak kuartete eşlik edecek.

mum-detay

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar