Artık AK Parti yok

Son dönemde Sedat Peker’in videolarında yaptığı açıklama ve iddialar, AK Parti hakkında sezgisel olarak var olan kimi tartışmaların gerçek olduğunu gösterdi.

Peker’in hedefinde olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, iddialara cevap vermek için katıldığı TV programlarında söyledikleri bunu teyit etti.
AK Parti de diğer tüm partiler gibi bir koalisyon. İçinde farklı siyasi gelenek, görüş ve çıkar grupları var.
Bununa ek olarak Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra AK Parti, hukuken bir parti olsa da, işleyişi özel şirket gibi. Ve her “şirket” gibi temel güdüsü “kâr”.
Ortaya çıkanlar da, kârı nasıl elde ettiğinin öneminin kalmadığını gösteriyor.

HEDEF SADECE ERDOĞAN SONRASI DEĞİL
Nitekim Süleyman Soylu’nun katıldığı TV programında dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun görevden uzaklaşmasına neden olan gelişmleri anlatırken, parti içindeki güç odaklarını deşifre etti. Bu üç güç odağının mücadelesinin sadece Erdoğan sonrası için olmadığını da.
Ortaya çıkanlardan bu üç güç odağının ortak bir özelliğinin, toplumu referans alan bir siyaseti değil, devleti, devletin gücü üzerinden üretilen rantı merkeze koyan bir siyasallığın temsilcisi olduklarını da gördük.
Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu ile geçtiğimiz günlerde yaptığımız söyleşide mealen, bu güç odaklarının kendi varlığını, kurmak istedikleri yolsuzluk düzenine engel olarak gördükleri için tasfiye ettiklerini söyledi.
Ortaya çıkan bu iddialar karşısında yargının sessizliği, iddiaların inandırıcı olmasına yol açıyor. Bu ise Peker’in toplum nezdindeki inandırıcılığı daha da artırıyor.

BU SATIRLARI YAZANLAR NEREDE?
Bütün bu tartışmalarda görüldüğü gibi “parti” yok, “fikir” yok, “siyaset” yok. Saray’da Erdoğan çevresinde biriken güç üzerinden bir paylaşım mücadelesi var ve bu denklemde parti olarak AK Parti yok.
Bu durumda akla ister istemez AK Parti’nin kuruluş süreci, partiyi kuranların o dönem söyledikleri, yazdıkları geliyor.
Örneğin bugün parti sözcüsü Ömer Çelik’in milletvekilleri Yasin Aktay’ın, Ömer Çaha’nın 1990’larda gazete ve dergilerde yazdıkları geliyor. Onlar acaba yazdıklarını hatırlıyorlar mıdır?
Kişileri bırakıp, partiye geçtiğimizde de durum farklı değil.
AK Parti’nin kuruluşu, ‘Milli Görüş’ siyasetinden kopuş idi. Bu kopuş ‘muhafazakâr demokrat’ siyasal çizgi ile kuramsallaştırılmaya çalışıldı.
O dönem Erdoğan’ın danışmanlarından olan Yalçın Akdoğan, partinin ‘muhafazakâr demokrat’ kimliğini anlattığı aynı adlı bir kitap kaleme aldı.
Akdoğan’ın kitabının sunuşunda, «Muhafazakarlığa göre siyaset bir uzlaşı alanıdır. … AK Parti’ye göre de farklılıklar tabii bir durum ve zenginliktir. Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler, demokratik çoğulculuğun üreteceği tolerans ve hoşgörü zemininde siyasete bir renklilik olarak katılırlar. Katılımcı demokrasi de kendisini bu farklılıklara temsil olanağı sağlayarak ve siyasal sürece katarak geliştirir. …
Muhafazakârlık siyasal iktidarın bir kişi veya zümrenin elinde yoğunlaşmasını reddeder. Dayatmacı ve baskıcı bir hal alan otoriter ve totaliter anlayışları kabul etmez. … AK Parti’ye göre de sınırlandırılmayan, keyfiliğe ve hukuksuzluğa olanak sağlayan, katılımı ve temsili önemsemeyen, bireysel ve kollektif hak ve özgürlükleri hiçe sayan totaliter ve otoriter anlayışlar sivil ve demokratik siyasetin en büyük düşmanlarıdır. AK Parti her türlü dayatmacı, buyurgan, tektipçi, toplum mühendisliğine dayanan yaklaşımları sağlıklı bir demokratik sistem için engel olarak görür. …
AK Parti’ye göre de hukuk devletinin gereği, siyasal iktidarı ve tüm kurumları yasal çerçeve ile sınırlamaktır. Ayrıca devletin ideolojik bir tercihle kendisini dogmatik bir alana hapsetmesi de savunulmaması gereken bir durumdur. Asli fonksiyonlarına çekilmiş, küçük ama dinamik ve etkili bir devlet olmak, vatandaşını tanımlayan, biçimlendiren, ona tercihler dayatan değil; vatandaşın tanımladığı, denetlediği ve şekillendirdiği bir devlet olmaktır. …”

180 DERECELİK SAVRULUŞ
Yukarıdaki satırlar parti olan AK Parti’yi anlattığı açık.
Bugün ise şirket olarak varlığını sürdüren AK parti’nin Türkiye’ye ne yazık ki siyaseten hiç bir katkısı yok.
Bugün Türkiye, AK Parti’nin kendini teorik olarak kurumsaltırdığı siyasal anlayışın, 180 derece tersinde yaşıyor.
Bu da; kültürel kimliği ne olursa olsun, yönetim zihniyetinin demokrat değil otoriter olduğunu gösteriyor. Nitekim, yeni hükümet sistemi ile siyasal iradenin dar bir merkezde ve bir kişide toplanması da, bu zihniyetinin bir yansımasıdır.
Bu zihniyet ise otoriter devlet özünü korumak için siyaseti, toplumu değil siyaset dışı yapıları önceliyor.
O yüzden Erdoğan çevresinde biriken gücü paylaşanların çıkarları farklı olsa da bugün tek ortak amaçları var o da ne olursa olsun iktidarı kaybetmemek.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Murat Aksoy Arşivi