SSCB’nin başkenti Rusya… Ne ülke ama!
SSCB bitmiş olabilir. Ama kodları hala çalışıyor. Rusya da tam olarak bunun üzerinde duruyor.
Doğuşcan Kara
Rusya’ya adım atar atmaz şunu hissediyorsunuz. Burası sıradan bir ülke değil. SSCB’nin mirası tabelalarda ya da müzelerde değil, sokakta ve düzende yaşıyor.
Ayrıca her şey bir film gibi.
Başlıyoruz… Yılbaşı gecesi ve 3 Ocak’a kadar süren yolculuk.
Aziz Vasili Katedrali’nin zenginliği…
Kızıl Meydan’ın tam göbeğinde, emekle örülmüş bir tarih. Ve o emeği insanın beynine dank ettiren Lenin’in mumyalı naaşı.
Biraz keşiften sonra ilk iş olarak anıt mezarları ziyaret ettim.
Önce onları görmeliydim sanki.
1917 devriminin lideri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSBC) kurucusu, Vladimir İlyiç Lenin…
Onu öylece yatarken görmek. Canlı gibi. Hem duygulandırdı hem umutlarımı yeşertti. Sınıf için!
Demek ki buymuş. Yıllardır milyarlar harcanmasına rağmen onu mumyalamaya devam ettiren itki ve tutku.

Hiç vakit kaybetmeden heyecanla Troçki ve Stalin’i görmeye gittim.
Omuz omuza hissediyorsun. Büyük bir saygıyla, içimden gelenleri kendimce dile getirdim.
Köklerle buluşmak gibi… İdeolojik kök. Can suyu. Bu noktadan ayrıldım. Keşfe devam.
80 milyar varili aşan ham petrol rezerviyle, doğal gazda dışarıya muhtaç olmadan ayakta duran bir ülkeden söz ediyoruz. Ambargo sonrası tabloya bakınca şunu net görüyorsunuz. Rusya yalnız değil. Kırgız, Özbek, Azerbaycanlı nüfusun yoğunluğu ve Türki cumhuriyetlerle kurulan fiilî organizasyon, “kendine yetme” refleksinin sahadaki karşılığı.

Asya bloğuna güven yüksek. Çin başrolde. Raflarda, vitrinlerde, sokakta bunu hissediyorsunuz. Huawei zirvede.
Buna rağmen iPhone hala yaygın.
Seçenek var.
Tüketim var.
Ruble’yi de küçümsememek lazım. 2025 yılı getirisi yüzde 44’ün üzerinde.
Alışveriş düşkünlüğü sürüyor. Giyim neredeyse lükse yakın. Temel ihtiyaçlarda sorun yok. Enerjide hiç yok.

Fiyatlar mı?
Türkiye ile aşağı yukarı aynı. Hatta bazı yerlerde daha pahalı.
İtalyan restoranları kaliteli. Bosca Cafe’ye uğrayın.
Gastronomi ilginç. Her ülkenin mutfağı mevcut ama alışkanlık Rus mutfağından ziyade Gürcü, Ermeni, Türk ve Asya mutfağı yönünde. Sığır eti ve deniz ürünleri yaygın.
Türki kardeşlerden duyduğum bir başka konu Recep Tayyip Erdoğan.
Neden onlar?
Çünkü demografik olarak çalışan kesim ağırlıkla onlar ve doğal olarak sohbet ediyorsunuz. Ve Türkçe konuşuyorlar akıcı olmasa da.
Duyulan güven yüksek. Bunu özellikle Türki kardeşler dile getiriyor ama bu algı onlarla sınırlı değil. Afrika’dan gelen emekçilerde de benzer bir eğilim var. Cezayirli işçilerin sayısı dikkat çekici ölçüde fazla.
Diğer yandan Rusya’yı ele alacak olursak, ülke her an jeopolitik ve karar alıcıların tercihleri ile ilgili olarak sancılar çekiyor. Putin ve ekibine duyulan güvenin ötesinde, asıl güven SSCB’den kalan kodlara. Bu güven bugünün değil, tarihin meselesi.
SSCB’nin “ilkeleri”, ülkeyi hâlâ ayakta tutan kolonlar gibi. En küçük düzen ayrıntısında bile bunu hissediyorsunuz. “SSCB kodları bizi korur” anlayışı canlı.
Sonuçta büyük bir külliyat.
En büyük kolaylık ulaşım. En büyük zorluk internet.
2022’den bu yana internet ve sosyal medya kısıtlamaları hayatın bir parçası. Turist için sistem oturmuş değil. Yılbaşı gecesi internet planlı şekilde kesildi. VPN’le girilebilen internet o gün ciddi biçimde aksadı. Taksi çağırmak, navigasyon, ödeme… Hepsi zaman zaman durdu.
VPN kullanımı yaygın ama Rus hattı olmadan iş zor. Rus hattı almak ise tanıdık işi.
Ya da pahalı üstelik alsan da çalışacağı meçhule giden gemi.
Benim şansım yaver gitti.
O Özbek taksiciye selam olsun. Kıvrak Türkçe imdada yetişti. Kalpten kurulan bağ, internete belli ölçüde erişmemi sağladı.
Sağ ol gardaş… O bilir.
Hava mı?
Eksi 14, eksi 20.
İnsanlar mutlu. Somurtan görmedim. Bu bir tesadüf değil bana kalırsa güvenin sonucu.
“Devletin gücü” inanın her trafik ışığında bile hissediliyor. Uyarıları kimse ikiletmiyor. Disiplin var, evet. Ama kör bir disiplin değil. Karşılıklı anlayışla işliyor. “Yasak ama şuradan geçeyim” kültürü yok. Uygun değilse alternatif hemen gösteriliyor ve herkes orayı kullanıyor.
Ekipler arı gibi çalışıyor. Yoğun kar yağışına rağmen üç gün içinde trafikte neredeyse hiç kalmadım. Bir kez, o da on dakika.
İnsan ister istemez “Ah İstanbul” diyor.

Geldik ustaya…
Nazım Hikmet’in mezarı da Rusya’da.
Ne ülke ama…
Vardım.
Ayaklarım çözüldü.
Sanki öğretmen karşılıyor.
Özellikle şiire düşkünsen…
Sanki sarıldık.
“Sağ ol kardeş” dedi sanki.
Dayanamadım, bir de şiir okudum yanında.
Hakim olamadım.
Affola
Varalım dedik.
Görelim dedik.
Yapışıp sapanın sapına
şol kardeş toprağını biz de bir yol sürelim dedik.
Düştük dağlara dağlara,
aştık dağları dağları…
Dostlar,
ben yolculuk etmem bir başıma.
Bir ikindi vakti can yoldaşıma
dedim ki geldik.
Dedim ki bak.
Burada insan toprak gibi, güneş gibi, deniz gibi bereketli.
Burada insan gibi verimli deniz, güneş ve toprak.
İşte buydu.
Okudum.
Yine onun kaleminden.
Saygıyla.
Sonra bir çırpıda çıktım.
Görünce içim depreşti.
Bir daha votkanın kapısını çaldım.
Sigara aradım.
Vodka keskin.
Ama Rusya’nın ki daha keskin bence.
O duygudan çıkarır mı?
Çıkardı.
Böyleydi yolculuk…
Ustalaşıp taşı kıranları görmek müthişti.
SSCB bitmiş olabilir. Ama kodları hala çalışıyor. Rusya da tam olarak bunun üzerinde duruyor.
Can suyu için…
Teşekkür ederim.
Kaynak:Haber Merkezi