1 Mayıs, madenciler ve DİSK: Sınıf yürüyor geride kalan kaybediyor
"Sınıf bir şekilde yürürken geride kalan maalesef temsiliyetini kaybedecektir"
GAZETE PENCERE - Bu 1 Mayıs milyonların, kimi alanda, kimi çalıştığı yerde, kimi de evinde kendi biçimiyle yüzünü yeniden Taksim’e dönmesini sağladı.
Tarihsel bir yön tayininin nasıl şekilleneceğine dair günün kırılımı devrimciler açısından önemli olan Şişli Meydanı’na yakın Mecidiyeköy’de ortaya kondu.
Dayanışmaya olan ihtiyaç her zamankinden daha yakıcı hale gelmiş durumdayken tam da bu nedenle, kapsayıcı bir devrimci program artık zorunluluk haline gelmiştir. Toplumsal gelişmenin olmazsa olmazı bilinçli ve devrimci pratiklerdir.
Mecidiyeköy’de de gördüğümüz tam da bu odak olmuştur.
Kolektif varlığımızı, kendiliğimizden kopmayan bir bütün haline getiremediğimiz sürece ileriye doğru bir sıçrama yaratamayacağımız hakikat haline gelmiştir.
Buradan baktığımızda bir kez daha açıkça görüyoruz ki mücadele hattı, dönüp dolaşıp işçi sınıfına yaslanmak zorunda. 2026 1 Mayıs’ını, Ankara’da Kurtuluş Parkı’nda baretleriyle 9 gün süren madenci direnişinden ayrı düşünmek mümkün değil. Direncin ne anlama geldiği, hepimizin yüzüne sert bir gerçeklik olarak çarptı.
Bu noktada “hatırlamak” kritik bir yer tutuyor.
Çünkü hatırlamak bugünü anlamlandırmanın anahtarı. Lenin’in sözünü ettiği gibi “Proletaryanın sınıf mücadelesinde örgütten başka silahı yoktur.”
Tüm açıklığıyla geçerliliğini koruyor.
Yine ve yeniden Lenin’in perspektifiyle baktığımızda halkın tek tip bir bütün olmadığını, üretim ilişkileri içinde ayrışan sınıflardan oluştuğunu daha net kavrıyoruz ki bu gerçeklik, sömürülenlerin ittifakını kaçınılmaz kılıyor.
Bu ittifakın ilk izlerini Ankara’da, ardından Mecidiyeköy’de gördük. Ancak burada belirleyici olan soru şu. Aynı kaygılarla yürütülen bu mücadeleler nasıl ortaklaştırılacak?
Bu sorunun yanıtı, doğrudan adalet meselesine bağlanıyor. Sokakta, fabrikada, tarlada, okulda, hastanede kısacası üretimin farklı biçimlerinde emek, karşılığını bulamıyor.
Temelde gözden kaçırılan gerçek de burada yatıyor.
Bugünün Türkiye’sinde halk, pek çok alanda kendiliğinden bir örgütlenme eğilimi gösteriyor ve bu eğilimin temel nedeni adaletsizlik örüntüsünde buluşuyor. Ancak bu birleşim çoğu zaman yanlış yönlendiriliyor. Düşünsel ve pratik hazırlıksızlık, toplumsal kesimleri irrasyonel bir tabloyla baş başa bırakıyor. Uzun süredir karşımıza çıkan ve giderek kemikleşen bu tablonun özeti “İtiraz olsaydı insanlar tepki verirdi.” şekliyle karşımıza çıkıyor.
Oysa gördük ki veriliyor. Hem de açık ve net biçimde veriliyor.
Yine unutmayalım! Che Guevara dikkat çekiyordu. “Kurtarıcılar diye bir şey yoktur. İnsanlar kendilerini özgürleştirirler”
Peki sorun nerede düğümleniyor? Sorun, bu itirazın sürekliliğini ve yönünü koruyabilmekte; yani stresi ayakta tutabilmekte.
Bugün örgütlü olsun ya da olmasın, toplum kesimlerinin kendisine yönelen açmazlara karşı itiraz etme eşiğini aştığı açık. 2026 1 Mayıs’ı bunu net biçimde ortaya koydu.
Ancak kendinden kopuk, tepeden inme hedefler bu itirazı derinleştirmek yerine savrulmayı büyütüyor; zaten savrulan kesimler içinse yeni dağılma alanları açıyor.
Talepleri gerçekten bilerek ve anlayarak yapılan çağrılar her zaman olduğu gibi karşılık bulacaktır. Önemli olan ve çıkarılacak ders, örgütleyici rolün kapsayıcılığıyla birlikte basit tabiriyle canı yananın yanında yer almasıdır.
Bu 1 Mayıs’ta da, uzun zamandır olduğu gibi, DİSK sınıfta kalmıştır.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu sınıfın ihtiyaç duyduğu tarihsel rolü oynayamamıştır. Genel Merkezin Ankara’ya taşınmış olmasına rağmen maden emekçilerinin yanında olamamışlardır. İki yıldır 1 Mayıs pratiklerinin Kadıköy çağrısıyla sınırlı tutulması da daralmanın başka bir göstergesidir.
Alınan pozisyon, ne Ankara’daki direnişle ne de Mecidiyeköy’de açığa çıkan yönelimle ne hikmetse buluşamamıştır. Sınıfın farklı alanlarda ortaya koyduğu parçalı direnişleri birleştirecek, süreklilik kazandıracak ve yön verecek bir irade koymamış olmaları boşluğu derinleştirmektedir.
Son söz. Sınıf bir şekilde yürürken geride kalan maalesef temsiliyetini kaybedecektir.
Sosyolog- Gazeteci Doğuş Can Kara
Kaynak:Haber Merkezi