Adalar'daki seçim öncesi istifa eden Fırat Durak'ın eşi: Bugün hücrede ama vicdanı, sözü ve duruşu özgür
Adalar Belediyesi Başkanvekili seçiminde yedek üyenin oy kullanması için görevlerinden istifa eden Belediye Başkan Yardımcısı Fırat Durak'ın eşi Ayşegül Kamalı Durak, "Fırat bugün bir hücrede. Kapısı demir, duvarları beton ama onuru içeride değil" dedi.
GAZETE PENCERE - İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik 19 Mart 2025'te başlayan opersyonlarda gözaltına alınan ve tutuklananların yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 46’ıncı buluşmada Saraçhane Parkı’nda bir araya geldi.
Açıklamada tutuklu Adalar Belediyesi Başkan Yardımcısı Fırat Durak’ın eşi avukat Ayşegül Kamalı Durak da konuşma yaptı.
Fırat Durak'ın 100 gündür tutuklu olduğunu söyleyen Ayşegül Kamalı Durak, "100 gündür haksız, hukuksuz, ispatsız ve ölçüsüz biçimde ağır tecrit koşulları altında tek başına bir hücrede tutuluyor. Bizlerden, çocuklarından, sevdiklerinden ve Adalar'dan ayrı bırakılıyor. 2 yaşında bir oğlumuz, 5 yaşında bir kızımız var. 100 gündür çocuklarına sarılamıyor; onların büyüdüğü günleri, hayatlarının küçücük ama bir daha geri gelmeyecek anlarını dört duvarın arasında kaçırıyor" dedi.
"Bütün bunlara rağmen mücadele azminden, inandığı değerlerden ve kararlılığından bir adım dahi geri atmadı" diyen Durak, "Bunun son örneğini Adalar'da gerçekleştirilen başkanvekilliği seçimlerinde gördük. Fırat, yerine oy kullanılabilmesi, Adalıların sandıkta ortaya koyduğu iradenin korunabilmesi ve seçimin en azından 4-4 eşitlikle kuraya kalabilmesi için hem Adalar Belediye Meclis üyeliğinden hem de İBB Meclis üyeliğinden istifa etti. Hücresinden yapabileceği ne varsa yaptı" şeklinde konuştu.
"FIRAT DA DİĞERLERİ GİBİ DAVRANABİLİRDİ"
Adalar Başkanvekili seçiminde CHP'li bazı üyelerin AK Parti adayına oy verdiğini hatırltan Durak, şunları söyledi:
"Fırat da diğerleri gibi davranabilirdi. Üstelik belki de geri çekilmek, susmak, kendisine ve ailesini düşünmek için herkesden daha fazla gerekçesi vardı. Kendisine teslim edilen iradeden vazgeçebilirdi. Ve 2 yaşındaki bir oğlun, 5 yaşındaki bir kızın babası olarak bunu yapsaydı belki de hiçbirimiz ona tek kelime söyleyemezdik. Ama yapmadı. Kendi özgürlüğü söz konusuyken dahi kendine emanet edilen iradeyi kendi geleceğinin önüne koydu. Çünkü bazı insanlar için siyaset yalnızca makam değildir."
"FIRAT EMANETİ, ÖZGÜRLÜĞÜNDEN MAHRUM BIRAKILDIĞI GÜNLERDE BİLE YERE BIRAKMADI"
"Bazı insanlar için kendisine verilen oy, şartlar ağırlaştığında vazgeçilebilecek bir sayı değildir. Namus gibi taşınması gereken bir emanettir. Fırat o emaneti, özgürlüğünden mahrum bırakıldığı günlerde bile yere bırakmadı. Ancak birlikte mesai yaptığı, aynı masaya oturduğu, aynı mücadeleyi verdiği bazı insanların bugün dışarıda olmanın bedelini içerideki arkadaşlarının iradesinden vazgeçmek olarak ödeyebileceğini hesaba katmadı. Çünkü insan kendisinin dört duvar arasına kapatılmasına dayanabilir belki. Ama birlikte yürüdüğü insanların betona gömülmüş arkadaşını geride bırakabileceğini kolay kolay düşünemez."
"BUGÜN BİR HÜCREDE AMA HAYSİYETİN ETRAFINA DUVAR ÖREMEZSİNİZ"
"Fırat bugün içeride olabilir. Ama Adaların sokaklarında başı dik dolaşabilecek kadar özgürdür. Çünkü özgürlük yalnızca sokakta yürüyebilmek değildir. İnsan bazen dışarıdadır ama korkularının esiridir. Bazen de bir hücrenin içindedir ama vicdanı, sözü ve duruşu özgürdür.
Fırat bugün bir hücrede. Kapısı demir, duvarları beton. Çocukları dışarıda, sevdikleri dışarıda, Adalar dışarıda. Ama onuru içeride değil. Çünkü onurun kapısına kilit vuramazsınız. Haysiyetin etrafına duvar öremezsiniz. İlkeli bir duruşu betonun içine gömezsiniz.
Bir insanın bedenini dört duvar arasına kapatabilirsiniz ama inandığı değerleri, vicdanını ve kendisine emanet edilen iradeye olan sadakatini hapsedemezsiniz. Onur hücreye sığmaz, haysiyet demir kapıların ardında kalmaz, ilkeli duruş dört duvarla sınırlandırılamaz."
"ASIL MESELE KİMİN BAŞININ DİK OLDUĞU"
"Hayat Fırat'a hiçbir zaman altın tepside sunulmadı. Hayatı boyunca zorluklarla, emeğiyle, alın teriyle mücadele etti. Küçük yaşından itibaren hayatın yükünü omuzladı. Hiçbir şeyi kolay elde etmedi. Bugün yaşadığı bu büyük haksızlığın karşısında da aynı şekilde eğilmeden, teslim olmadan, başını öne düşürmeden duruyor.
Belki de bugün asıl mesele kimin içeride, kimin dışarıda olduğu değildir. Asıl mesele kimin başının dik olduğu, kimin kendi vicdanıyla baş başa kaldığında gözlerini kaçırmak zorunda olmadığıdır."
"FIRAT İRADEMİZE VE ONA TESLİM ETTİĞİMİZ EMANETE SAHİP ÇIKTI"
"Varsın bugün Ada sokaklarında değil, dört duvar arasında olsun. Çünkü yarın o sokaklara çıktığında başını eğmek zorunda kalmayacak. Kendisine emanet edilen iradeyi satmadı, korkusunu vicdanının önüne koymadı, çocuklarına kavuşma özlemini dahi ilkelerinden vazgeçmenin gerekçesi yapmadı. Belki de iki küçük çocuğuna bırakacağı en kıymetli miras budur. Bir gün çocuklarının gözünün içine bakarak anlatabileceği onurlu bir hayat.
Fırat bizim irademize ve ona teslim ettiğimiz emanete sahip çıktı. Şimdi sıra bizde. Şimdi başkalarının yalnızca aynı hücrelere düşme ihtimalinden korkarak geri çekildiği bir zamanda, o hücrenin içinde bedel ödemeyi göze alarak onurlu duruşundan vazgeçmeyenlere sahip çıkma zamanıdır. Çünkü bugün mesele yalnızca Fırat değildir. Mesele korkunun mu cesaretin mi, hesabın mı vicdanın mı, makamın mı onurun mu kazanacağıdır.
Fırat kendi tercihini yaptı, iradesine sahip çıktı, emanetine sahip çıktı, onuruna sahip çıktı. Şimdi bize düşen, onun ve onurlu davranan tüm yol arkadaşlarının dört duvar arasında yalnız olmadığını göstermektir."
"ENİNDE SONUNDA YENİLECEKLER"
"Çünkü bugün sahip çıkmamız gereken yalnızca bir insan değil; korkuya rağmen eğilmeyen bir irade, bedeline rağmen terk edilmeyen bir ilke ve dört duvara rağmen hapsedilemeyen bir onurdur. O dört duvarın arasında bizim irademize sahip çıktı, şimdi dışarıda olan bizler onun onuruna, haysiyetine ve mücadelesine sahip çıkacağız. Çünkü bedenleri hapsedebilirsiniz ama onuru asla!
Sözlerime Fırat'ın istifasını verirken kamuoyuyla paylaştığı mektubunun son satırlarıyla bitirmek istiyorum. Çünkü sanırım onun bugün nerede durduğunu, neye inandığını ve bütün bu yaşananlara rağmen neden hâlâ dimdik olduğunu en iyi yine kendi sözleri anlatıyor:
'Varsın siyasallaşmış yargıyla, kolluk güçleriyle üzerimize gelsinler; varsın ayda bir saat görebildiğim evlatlarımın hasretiyle bizi sınasınlar. Eninde sonunda yenilecekler! Çünkü biz gücümüzü hakikatten alıyoruz ve hakikati yenemezler. Günü geldiğinde hakikatin ışığı tüm bu karanlıkları boğacak; onurumuzla girdiğimiz bu hücrelerden onurumuzla, boyun eğmeden, daha da güçlü çıkacağız. Çıktığımızda da bugünleri asla unutmayacağız. Ayda bir saat görebildiğim ve her açık görüşte ağlayarak yanımdan ayrılan kızım Dicle'nin gözyaşları, hem bize bu zulmü reva görenlerin hem de bu zulme ortak olup seçme iradesine ihanet edenlerin boyunlarında bir utanç vesikası olarak ömür boyu kalsın. Yarınlar bizimdir.'"
Kaynak:ANKA