Demokrasi için mücadele etme sorumluluğu ve zorunluluğu…
Demokrasi tarihimiz açısından, oldukça önemli bir dönemden geçiyoruz. Demokrasiyi savunan siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, gazeteciler…Kim ya da hangi kuruluş olursa olsun, tarihin yüklediği sorumluluğungereği olarak,...
Demokrasi tarihimiz açısından, oldukça önemli bir dönemden geçiyoruz. Demokrasiyi savunan siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, gazeteciler…
Kim ya da hangi kuruluş olursa olsun, tarihin yüklediği sorumluluğun
gereği olarak, demokrasi için mücadele etmek zorundalar…
Çünkü 21. Yüzyıl’ın Türkiye’si otoriter bir yönetimi sindiremiyor. Otoriter, baskıcı bir yönetimin bir toplumu nasıl paralize ettiğini hep birlikte görüyoruz.
Kuşkusuz bu mücadeleyi demokrasiyi savunanalar olarak hep birlikte verirken sesimiz, gözümüz ve kulağımız olan medyaya da büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Bu sorumluluğun bilincinde olan medya organlarından biri de “Gazete Pencere…” Bunu, Gazete Pencere’nin bir okuyucusu olarak söylüyorum…
Saray Hükümetinin anlattığı masalları değil, gerçekleri halka aktarmaya çalışan, güç ve baskının karşısında eğilmeyen Gazete Pencere ve tüm çalışanlarını yürekten selamlıyor, gazetenin 1000. sayısını kutluyorum.
Mesleğinin ve kaleminin hakkını veren gazeteciler, belki de Cumhuriyet tarihinin en önemli görevlerinden birini yerine getiriyor. Çünkü ülkemiz büyük bir ekonomik ve siyasi buhranın içerisinde. Türkiye yönetilen değil, adeta savrulan bir ülke konumunda… Yönetimin bir kişinin iradesine terk edilmesiyle, devleti devlet yapan kurumların yıprandığının, liyakatsizliğin her aşamada kabul gördüğünün tanığıyız. Açıkça söylemek gerekirse bugün ülke yönetimi bir “çoklu organ yetmezliği” ile karşı karşıyadır. Saray Hükümeti, içten içe çürüttüğü bir devlet yapısı ile devleti sorunları çözen değil, sorun yaratan bir yapıya dönüştürmüştür. Bu olumsuzlukları aşmanın yolu ise demokrasi içinde iktidar değişimidir. Bunu da halkın iradesi ile gerçekleştireceğiz.
YARININ TÜRKİYE’Sİ…
İktidarımızda üç aşamalı ve eşzamanlı bir inşa ile sorunlarını çözen, güvenilir, ekonomisi istikrarlı, kendi içinde barışık bir Türkiye’yi, yani “Yarının Türkiyesi”ni oluşturacağız.
- Demokratik İnşa
- Kurumsal İnşa
- Ekonomik – Sosyal İnşa
- Demokratik İnşa: Yargı bağımsızlığı ve medya özgürlüğünden başlayıp, çağdaş demokrasilerde var olan bütün temel hak ve özgürlükleri getireceğiz. Bu ülkenin insanı üçüncü sınıf bir demokrasiyi hak etmiyor…
- Kurumsal İnşa: Devletin yıpratılan kurumsal yapısını “liyakat sistemini” temel alarak yeniden ayağa kaldıracağız. Yeni kurumlar oluşturarak (TBMM’de ‘Kesin Hesap Komisyonu, vatandaşın verdiği vergilerin hesabını verecek ‘Ulusal Vergi Konseyi’ gibi…) demokrasinin kurumsal altyapısını güçlendireceğiz. Ayrıca siyaset kurumunun vatandaşa hesap vermesinin yolunu da açacağız. (“Siyasi Ahlak Kanunu” gibi.)
- Ekonomik ve Sosyal İnşa: Ülkeyi yöneten siyaset halka güven vermezse, ekonomide istikrarı ve dengeli kalkınmayı sağlayamazsınız. Bunun için de “Strateji ve Planlama Teşkilatı”nın kurulmasından, “Ekonomik ve Sosyal Konsey”e işlerlik kazandırılmasına kadar bir dizi temel kararların alınması gerekiyor. Ayrıca “israfın önlenmesi” yönetenle yönetilen arasındaki güveni perçinleyen temel faktördür.
İktidara geldiğimizde bu inşayı, hayatın her alanında adaleti tesis ederek gerçekleştireceğiz. Örneğin “Bu son açmam olabilir” diyen evladımızın hakkını da soracağız. Çünkü bizim amacımız; iktidar olmanın ötesinde, uçuruma sürüklenen güzel ülkemizi bu darboğazdan çekip çıkarmaktır.
Kısaca söylemek gerekirse, biz Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında, Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandıracağız.
Bu bizim halkımıza verdiğimiz sözdür…
Başaracağız, hep birlikte!