Destek var ama koşullar... Küçük üretici pazarda nasıl tutunacak?

Küçük üreticiler, kooperatifler ve yaratıcı girişimler pazara erişmeye çalışırken stant ücretleri, lojistik maliyetler, dijital görünürlük, sertifikasyon ve destek mekanizmalarına erişim gibi engellerle mücadele ediyor.

Destek var ama koşullar... Küçük üretici pazarda nasıl tutunacak?

Merve Arısoy

GAZETE PENCERE - Yerel üretim, el emeği, ileri dönüşüm, doğal malzeme ve etik tüketim son yıllarda sosyal medya, kermesler, belediye ve STK etkinlikleri, yaratıcı pazarlar ve kolektif platformlar üzerinden daha görünür hale geldi. Bağımsız üreticiler, tek kişilik markalar, kadın kooperatifleri, tasarımcılar ve sanatçılar aynı “sürdürülebilir üretim” alanında yer bulmaya çalışıyor.

Ancak görünür olmak, pazara eşit koşullarda erişebilmek anlamına gelmiyor. Stant ücretleri, lojistik maliyetler, ürün estetiği, ambalaj ve sertifikasyon süreçleri, sosyal medya görünürlüğü, reklam bütçesi ve kamu desteklerine erişim, küçük üreticiler için farklı eşikler yaratıyor. En önemlisi de tüketicinin alım gücü…

Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde üretim yapan Düziçi Kadın Kooperatifi kurucularından Rahime Yüksel ile İstanbul’da küçük üreticileri bir araya getiren Local Makers kurucusu Yağmur Çoban’ın deneyimleri, sürdürülebilir üretimin yalnızca çevre dostu malzeme ya da etik tasarım meselesi olmadığını gösteriyor.

Küçük üretici emeğinin karşılığını alarak pazarda tutunabilecek mi?

“BİZ SADECE ÜRÜN SATMIYORUZ”

Düziçi Kadın Kooperatifi, geleneksel ve doğal yöntemlerle ürettiği fıstık helvası, güneşte kurutulmuş domates salçası gibi katma değerli ürünleri daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalışıyor. Kooperatif için yerelden ulusala açılmak, yalnızca daha çok satış yapmak anlamına gelmiyor.

Düziçi Kadın Kooperatifi’nden Rahime Yüksel, ulusal pazara çıkarken karşılaştıkları en büyük zorluğu şöyle anlatıyor:

“Ürünlerimizi ulusal pazara taşımaya çalışırken karşılaştığımız en büyük zorluk, ticari dinamiklerle sosyal misyonumuzu aynı anda büyütmek. Biz sadece ürün satmıyoruz; bölgedeki kadınların istihdamını ve ekonomiye katılımını profesyonelleştirmeye çalışıyoruz.”

Kooperatifin karşılaştığı engeller arasında lojistik, soğuk zincir yönetimi, yüksek pazarlama ve raf maliyetleri var. Yüksel, geleneksel üretim kalitesini korurken kurumsal pazarlara sürekli ve standart hacimde ürün verebilmenin de ciddi planlama gerektirdiğini söylüyor:

“Yerel pazarın dışına çıkarken markalaşma, profesyonel ambalajlama ve gıda güvenliği sertifikasyon süreçlerinin yüksek maliyetleri bizi kısıtlayabiliyor. Kadın üreticilerimizin tarladan tesise uzanan emeğini hak ettiği değere ulaştırmak istiyoruz; ancak lojistik ağlarının yetersizliği, e-ticaret lojistiğindeki yüksek kargo maliyetleri ve geniş kitlelere ulaşacak dijital pazarlama bütçelerinin eksikliği büyüme hızımızı etkileyen en kritik bariyerler.”

KERMES CAN SUYU, AMA DÜZENLİ GELİR DEĞİL

Kadın kooperatifleri için belediye etkinlikleri, sivil toplum destekleri ve kermesler çoğu zaman ilk görünürlük alanı oluyor. Düziçi Kadın Kooperatifi de bu alanların önemini reddetmiyor.

“Kermesler, STK destekleri ve belediye etkinlikleri, kooperatifimizin ilk dönemlerinde görünürlük kazanmamız ve can suyu sermayesi yaratmamız açısından çok kıymetli alanlar oldu ve olmaya da devam ediyor. Bu dayanışma ağlarına minnettarız.”

Ancak kooperatif için bu destekler kalıcı büyüme anlamına gelmiyor. Yüksel, “sadece etkinlik bazlı satış yapan bir yapı” olmadıklarını vurguluyor:

“Kadın üreticilerimize her ay düzenli gelir sağlayabilmemiz, üretim tesisimizin kapasitesini koruyabilmemiz ve ham madde planlaması yapabilmemiz için düzenli, öngörülebilir ve kalıcı satış kanallarına ihtiyacımız var.”

Bu ihtiyaç, küçük üreticinin büyüme meselesini yalnızca dayanışma etkinlikleriyle değil, kalıcı satış kanallarıyla birlikte düşünmeyi gerektiriyor. Kooperatif için B2B iş birlikleri, ulusal market zincirleri, otel ve restoran tedarik süreçleri gibi düzenli kanallar, dönemsel satışların ötesine geçmenin yolu olarak görülüyor.

DESTEK VAR, AMA KOŞULLARI KİME GÖRE?

KOSGEB destekleri, Ticaret Bakanlığı’nın KOOP-DES programı ve kamu bankalarının kredi paketleri küçük üreticiler ve kooperatifler için öne çıkan destek başlıkları arasında. KOOP-DES, kooperatiflerin üretim ve istihdama katkı sunacak yatırım projelerini desteklemeyi hedefliyor. Halkbank’ın kadın kooperatiflerine yönelik destek paketinde de makine/teçhizat, ticari araç ve işletme kredisi gibi kalemler yer alıyor.

Fakat sahadaki mesele yalnızca destek başlıklarının varlığı değil. Başvuru şartları, evrak yükü, eş finansman zorunluluğu, teknik belgeler, şirketleşme ve nakit akışı küçük üreticiler için desteğin kendisi kadar zorlayıcı olabiliyor.

Düziçi Kadın Kooperatifi’nin aktardığı sorun tam da burada başlıyor:

“Biz üretmek, çalışmak ve başvurmak istiyoruz; ancak sistemin kuralları bazen bizim gibi kadın kooperatiflerinin gerçeklerine tam uymuyor.”

Kooperatif, devlet desteklerini ve hibe programlarını takip ettiklerini, imkanları dahilinde başvurmaya çalıştıklarını belirtiyor. Ancak en çok zorlandıkları noktalardan biri eş finansman:

“Birçok değerli hibe programı, projenin belirli bir yüzdesini kooperatifin kendi bütçesinden karşılamasını bekliyor. Sermayesini yeni büyütmeye çalışan, kadın emeğine dayalı bir kooperatif için bu nakit akışını sağlamak her zaman kolay olmuyor.”

Bürokratik süreçler ve ağır evrak yükü de profesyonel danışmanlık ihtiyacı doğuruyor. Bu ise yeni bir maliyet demek. Kooperatifin değerlendirmesine göre, fonların yalnızca makine alımına değil, pazarlama, tesisleşme ve işletme sermayesi gibi alanlara da kalıcı destek vermesi gerekiyor.

“PAZAR YERİ DEĞİL, TOPLULUK”

Küçük üreticinin başka bir yüzü ise bağımsız üreticiler, sanatçılar, tasarımcılar ve yaratıcı girişimler.

İstanbul’da Local Makers, bu üreticileri bir araya getiren bir platform olarak öne çıkıyor. Anababagünü gibi etkinlikler ise küçük üreticiler için fiziksel karşılaşma, satış, görünürlük ve ağ kurma alanı yaratıyor.

Local Makers kurucusu Yağmur Çoban, kendi girişimcilik yolculuğunda bağımsız üretmenin “yalnız, meşakkatli ve görünmez” bir süreç olduğunu deneyimledikten sonra platformu kurduklarını söylüyor.

“Bu süreçte gördüğümüz en temel ihtiyaç; küçük üreticilerin ve tasarımcıların yalnızca algoritmalarla yarışmak zorunda bırakıldıkları standart bir ‘pazar yerine’ değil, emeğin değerini merkeze alan, seri üretime karşı duran ve üreticilerin birbirini beslediği organik bir ‘topluluğa’ duydukları yakıcı ihtiyaçtı.”

Çoban’a göre Local Makers platformu ve fiziksel buluşmalar yalnızca alışveriş noktası değil, “alternatif bir ekonominin yaşam alanları” olarak kurgulanıyor. Satışın küçük üretici için vazgeçilmez olduğunu vurgulasa da bu buluşmaların işlevini yalnızca ticaretle sınırlamıyor:

“Satış, bu işin sürdürülebilirliği için can damarı; ancak biz satışı bir ‘işlem’ olmaktan çıkarıp bir ‘bağ kurma’ pratiğine dönüştürüyoruz.”

Bu bağ, üreticiler arasında da kuruluyor. Çoban, yan yana duran iki farklı üreticinin ortak koleksiyon çıkardığını, malzeme tedarikinde birbirlerine destek olduğunu ya da hukuki süreçlerde deneyim paylaştığını söylüyor.

“LOCAL-WASHİNG” TEHLİKESİ

Yerel ve küçük üreticiye ilgi artarken, bu ilginin pazarlama diline dönüşmesi de başka bir risk yaratıyor. Çoban, son yıllarda “lokal rüzgarı” estiğini ama bunun her zaman kalıcı bir bilinç yaratmadığını belirtiyor:

“Tüketiciler bazen sadece o ürünü değil, o ürünün arkasındaki ‘otantikliği’ ve ‘küçük üretici hikayesini’ de hızlıca tüketip bir sonraki trende geçme eğiliminde olabiliyor.”

Çoban’a göre “lokal” kelimesinin salt bir pazarlama etiketine dönüşmesi en büyük tehlikelerden biri. Bunu “yeşil aklamaya” benzer biçimde “local-washing” olarak tarif ediyor:

“Bugün büyük endüstriyel markaların bile ambalajlarına ‘kraft’ dokunuşlar yapıp ‘lokal’ ve ‘artizan’ kelimelerini bolca kullandığını görüyoruz. Tıpkı ‘green-washing’ gibi, bir tür ‘local-washing’ dönemi yaşıyoruz.”

Bu nedenle Local Makers, bağımsız üretimi yalnızca romantize edilen bir hikaye olarak değil, “yavaş üretim ve bilinçli tüketim” kültürü olarak yaymaya çalıştığını belirtiyor.

KÜÇÜK ÜRETİCİ KENDİ AĞINI KURUYOR

Kamu destekleri konusunda Çoban’ın değerlendirmesi de Düziçi Kadın Kooperatifi’nin deneyimiyle benzer bir noktada buluşuyor: D

“Destekler var ama sahaya her zaman inmiyor. Kağıt üzerinde var olan teşviklerin, sahadaki gerçekliğe ve küçük üreticinin dinamiğine tam olarak nüfuz edemediğini açıkça söyleyebilirim.”

Çoban’a göre mevcut destek sistemleri çoğu zaman büyük ölçekli geleneksel KOBİ’lere ya da teknoloji odaklı girişimlere göre tasarlanıyor. Evdeki atölyesinde üretim yapan bir seramik sanatçısı ya da sürdürülebilir moda üreten genç bir tasarımcı için bürokratik süreçler ve yapısal şartlar caydırıcı olabiliyor.

“Bugün Local Makers gibi platformların bu denli güçlü bir şekilde sahiplenilmesinin ardındaki temel nedenlerden biri de bu sistemik boşluktur.”

Küçük üretici, bu boşlukta kendi çözümünü üretmeye çalışıyor. Bir yanda kooperatifler dönemsel kermeslerden kalıcı satış kanallarına geçmeye çalışıyor; diğer yanda bağımsız üreticiler, sanatçılar ve yaratıcı girişimciler algoritmaların, kira ve malzeme maliyetlerinin, görünürlük yarışının içinde kendi dayanışma ağlarını kuruyor.

Yerelden daha geniş pazara açılmak çoğu zaman bir başarı hikayesi gibi anlatılıyor. Oysa bu büyümenin görünmeyen maliyeti var: Kargoyu, sertifikayı, ambalajı, reklamı, evrakı ve pazara erişim yükünü kim üstlenecek? Küçük üreticinin önündeki soru artık yalnızca “Ürün sürdürülebilir mi?” değil. Asıl soru şu: Üreticinin kendisi sürdürülebilir biçimde ayakta kalabilecek mi?

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar