En büyük tehdit ifade ve basın özgürlüğü!
Türkiye, tarihinin en baskıcı dönemlerinden birini yaşıyor. Tekçi ve despot bir iktidar bloğu yaşamın her alanını korkutma, sindirme, örtülü veya çıplak şiddet yöntemleriyle denetim altına almaya çalışıyor. Anayasa, yasalar...
Türkiye, tarihinin en baskıcı dönemlerinden birini yaşıyor. Tekçi ve despot bir iktidar bloğu yaşamın her alanını korkutma, sindirme, örtülü veya çıplak şiddet yöntemleriyle denetim altına almaya çalışıyor. Anayasa, yasalar ve kurumlar; anti-demokratik bir iktidar tekniğinin uygulama aparatlarına indirgenerek hukukun üstünlüğü ilkesinin dışında bir idari işleyişin tahakküm araçlarına dönüştürülüyor. İktidarın ömrünü uzatmaya yazgılı bu hükmetme anlayışı, tabiatı gereği, yükselen hak temelli her tür eleştiriyi, itirazı ve protestoyu, demokratik geleneklerinden soyundurarak salt zor aygıtlarına dönüştürülmüş müesseselerle bir nizama dönüştürmeye çalışıyor.
Toplumsal ve siyasal alanın tümünü teslim almaya yönelik bu yönetim tercihi, Kürt sorununun inkârına ve çözümsüzlüğüne dayalı savaş politikalarının devreye sokulması ile ezilen, dışlanan, ötekileştirilen, yok sayılan toplum kesimlerinin taleplerinin bastırılmasını en elverişli biçimde sağlayabileceği hesap edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin resmiyet kazanmasına yönelik karar ile yaşam sahası buldu. Tarihsel ve güncel tecrübelerle sabittir ki böylesi bir kararın öznesi, ilk olarak, söz konusu yaşam sahasına yönelik en büyük tehdit olarak gördüğü ifade ve basın özgürlüğünü hedef alıyor. Nitekim Türkiye toplumu, savaş politikalarına dönüldüğü ve bu politikaların iktidar bloğunu ayakta tutan temel sütuna dönüştürüldüğü andan bu güne dek ifade ve basın özgürlüğünün, saygın uluslararası ve ulusal endeks kurumlarının düzenli raporlarla delillendirdiği üzere günden güne gerilediği ve neredeyse ortadan kaldırıldığı bir süreci yaşıyor.
İnternet sansürlerinden akademik özgürlüğe, basın özgürlüğünden sanatsal özgürlüğe kadar her türlü hürriyet alanını kısıtlamaya yönelik bu anlayış, toplumun kendini ifade kanallarını tümden kapatmayı, iktidarını sürdürebilmenin en hayati yöntemlerinden biri olarak görüyor. Nitekim bu konuda sınır tanımayan mevcut iktidar bloğu, kamuoyunda “sansür yasası” olarak bilinen “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi”ni yeni yasama döneminde Meclis gündemine taşımaya hazırlanıyor. Murad edilen, iktidarın uygulamalarını eleştiri, itiraz ve demokratik protesto hakkı kapsamının dışına taşıyarak suçun konusu haline getirmek. Bu anlayışa ve uygulamalara hep beraber, özellikle muhalefetin başını çektiği bir toplumsal ittifakı örgütleyerek karşı çıkmak gerekiyor.
HDP olarak toplumun çok çeşitli kesimlerini barındıran bir demokrasi ittifakı çalışması yürütüyoruz. Sosyal sınırlarını ve siyasal hedeflerini sadece seçimlerle kısıtlamayan bu ittifak, “ortak mücadele” düsturuyla hak ve özgürlükleri genişletmeyi amaçlayan bir hatta ve program arayışına sahip. Dünya siyasetinin güncel pratikleri de bu tür ittifakların başarı öykülerine sahne oluyor. Savaş politikalarının ve otoriter yönetimlerin akıbetlerine dair en yakın tarihli örneklerden biri olan Sri Lanka’nın sosyal, siyasal ve ekonomik olarak çöküşüne karşın Meksika’dan Şili’ye, Peru’dan Arjantin’e ve en son Kolombiya’ya kadar demokrasi temelinde örgütlenen ittifakların zaferle sonuçlanan mücadeleleri bizlere umut veriyor. Baskıcı iktidarların, önce otoriter uygulamalarını durdurmak, ardından bu iktidarlardan kurtulmak, hak ve özgürlükleri merkezine alan geniş bir muhalefet odağı veya muhalefet odakları oluşturmaktan geçiyor.
Biz bu perspektifle mücadelemizi yükselterek yürüyüşümüze devam ediyoruz. 5. Olağan Büyük Kongremizde ilan ettiğimiz “Çözüm biziz, sözümüz var” şiarı, tam da bu amaca sahiptir. Başta ifade ve basın özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmak olmak üzere hak ve özgürlükleri yaşamın ayrılmaz bir parçası kılarak Cumhuriyeti demokrasi ile buluşturmak birincil hedefimizdir. Bu mücadelenin çok önemli bir parçası olan basın yayın kuruluşlarının, faaliyetlerini hiçbir baskı altında kalmadan, uluslararası insan hakları ve basın özgürlüğü hukukunun evrensel standartları çerçevesinde gerçekleştirmesi, demokratik bir cumhuriyete giden yolun ve böylesi bir cumhuriyetin temel taşlarından biridir. Bu çerçevede yayın hayatını söz konusu baskılara rağmen başarıyla devam ettiren ve 1000’inci sayısını yayınlayan Gazete Pencere’yi tebrik ediyor, Türkiye demokrasi mücadelesine yaptıkları katkılardan dolayı tüm emekçilerine başarılarının devamını diliyorum.