Erdoğan'dan Naci Görür'e: Profesör müsveddesi
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin seçim beyannamesini açıkladı. Erdoğan yaptığı konuşmada Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yaptığı açıklama ve uyarılarla dikkati çeken deprem...
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin seçim beyannamesini açıkladı. Erdoğan yaptığı konuşmada Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yaptığı açıklama ve uyarılarla dikkati çeken deprem uzmanı Prof. Dr. Naci Görür'ü hedef aldı.
Erdoğan, Naci Görür hakkında şunları söyledi:
"Geçen akşam bir TV kanalında bir prof. ne dese beğenirsiniz? Prof. ha! Köprü yapmakla, baraj yapmakla, havalimanları yapmakla bu iş çözülmez, soğan patates kaç para onu söyle. Bu adam profesör. Düşünün, barajın yok, havalimanın yok, bütün bunlarla beraber TOGG’un yok. Uçak gemin yok, domates patates kaç para onu söyle. Ya bu adam prof. Müsvedde bu... Öncelikle senin profesörlüğünden bu millete ne gelir? Önce bir ülkenin kalkınması için nelere ihtiyaç var bunu söyle."
"BU ATEŞ SÖNMEDİ"
Erdoğan'ın konuşmasından öne diğer başlıklar şöyle:
"Yine bir 14 Mayıs arifesinde, bir kez daha "Yeter söz milletin" demek için biz bir aradayız. Bizim yeter dememiz Bay Bay Kemal’in yeter demesine benzemez. Hayatlarını bu mücadeleye adamış milletin adamlarının kiminin sonu darağacında bitmiş olsa da yüreklerde yaktıkları hak, hukuk, özgürlük, kalkınma ateşi hiç sönmedi.
Darbeciler süngüleriyle, bu ateşi söndürmeyi başaramadı. Vesayetçilerin millete tepeden bakan kibirleri bu ateşi söndürmeyi başaramadı. Hamdolsun milletimiz her seferinde iradesine sahip çıktı, istiklaline ve istikbaline sahip çıktı. Yönünü aydınlık geleceğine çevirdi. AK Parti işte bu kutlu mirasın son 21 yıldaki temsilcisi olarak milletimizle gönül gönüle, omuz omuza tarihi bir demokrasi ve kalkınma mücadelesi yürütüyor. Kurulduğumuz günden beri girdiğimiz her seçimi bu çetin mücadelenin yeni adımı yeni safhası olarak yaşadık.
2002 seçimlerine “Tek başına, iş başına” diyerek gittik. Milletimiz bizi tek başımıza iktidara getirdi. 2007 seçimlerine “Durmak yok, yola devam “ diyerek gittik. Milletimiz yolumuzu açtı.
2011 seçimlerine “İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün” diye gittik. Milletimiz tercihini istikrardan yana kullandı.
2013 seçimlerine “Sen, ben yok, Türkiye var” diyerek gittik. Türkiye’yi yanımızda bulduk. 2018 seçimlerine “Vakit Türkiye vakti” diye gittik, yeni sistem için onay aldık .
Bugün de “Türkiye Yüzyılı için doğru adımlar” diyerek bir kez daha milletimizin huzurundayız. Darbecilere, vesayetçilere, küresel emperyalistlere, siyasi ve sosyal mühendislik projelerine karşı milletimizle birlikle Türkiye Yüzyılı’nın kapısını aralamak için buradayız.
Durmak yok, yola devam. 14 Mayıs’ta inşallah sandıkları hep birlikte patlatıyor muyuz? Ana kademede, kadın kollarında, gençlerde bu cesareti görüyorum.
"BU YÜRÜYÜŞÜN GÜCÜNÜ..."
AK Parti’nin 14 Mayıs’ta milletimizin huzuruna çıkacak kadrosu olarak ahdimizi yenilemek için bir aradayız. Bu yürüyüşün gücünü; Milli mücadeleyi başarıya ulaştırıp son devletimizi kuran ve yaşatan şehitlerimizin, gazilerimizin, ebediyete irtihal etmiş büyüklerimizin manevi mirasından alıyoruz. Bu yürüyüşün gücünü; son 21 yılda ülkemize kazandırdığımız eserler ve hizmetlerden alıyoruz. Bu yürüyüşün gücünü; geçmişte yaşadıkları zulümlerin, haksızlıkların, baskıların yol açtığı hak ve özgürlük hasretlerini dindirdiğimiz herkesten alıyoruz.
Bu yürüyüşün gücünü; Türküyle Kürdüyle, Sünnisiyle Alevisiyle, Romanıyla Gayrimüslimiyle, istisnasız bu ülkenin tüm vatandaşlarını, analarının ak sütü gibi helal olan hak ve özgürlükleriyle buluşturmaktan alıyoruz. Türkiye Yüzyılı, sadece bizim değil, İslam aleminden Türk Dünyasına, Balkanlardan Kafkaslara, Asya’dan Afrika’ya tüm dostlarımızın, tüm insanlığın ortak vizyonudur. Çünkü Türkiye sadece 780 bin kilometrekareden ibaret bir ülkenin, Türk Milleti sadece 85 milyon nüfustan ibaret bir toplumun adı değildir. Kalbi bizimle atan her kardeşimiz bu ülkenin ve bu milletin bir parçasıdır. Rabbim gazamızı mübarek eylesin. Rabbim yolumuzu açık eylesin. Rabbim zaferimizi kutlu eylesin.
İslam dünyasından bir ülke 200 ton hurma gönderiyor deprem bölgesine, oradaki depremzede kardeşlerimiz hurma ile açsın diye. Bakıyorsunuz bir diğeri kalkıyor 100 ton gönderiyor… Bu bir anlayışın yaklaşımın ifadesidir. Biz depremzede kardeşlerimizi yalnız bırakamayız demek bu. Her şeyleriyle yanımızda yer aldılar. Abu Dabi, Katar, Libya, Cezayir böyle… Türkiye’de bu kardeşleriyle beraber bu yolda yürüdü.
Yaşadığımız her saldırı, her felaket, her acı, bilhassa da 6 Şubat depremleri, birliğimizi daha çok sıkılaştırmamız, beraberliğimize daha çok sahip çıkmamız, kardeşliğimizi daha da güçlendirmemiz gerektiğini gösteriyor. Biz Türkiye olarak önce, altyapımızla, üretimimizle, güvenliğimizle, diplomasimizle, her şeyimizle kendi ayaklarımızın üzerinde duracağız. Ancak bunu sağladıktan sonra bize uzanan elleri tutabilir, bize el uzatanların yardımlarını kabul edebiliriz. Çünkü kanımızla, canımızla, alın terimizle kendimize vatan yaptığımız bu kadim coğrafya, binlerce yıldır olduğu gibi bugün de, tüm dünyanın gözünü diktiği yerdir. Bu coğrafyada huzurla yaşamanın, devlet kurmanın, gelecek inşa etmenin bedeli, güçlü olmak ve güçlü kalmaktır. Binlerce yıldır üzerine nice başarılar inşa ettiğimiz milli hasletlerimizin ve devlet geleneğimizin gereği olan duruş da budur.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin her bir ferdinin, bu ülkenin refahından ve demokrasisinden aynı düzeyde yararlanma hakkı olan birinci sınıf vatandaşları olduğunu söylerken, bu özgüvene dayanıyoruz. Yaşadığımız her sınama gibi, deprem afetleri karşısında da aynı yaklaşımla hareket ediyoruz.
Ülkemizin bir köşesindeki insanların evleri başlarına yıkılmışken, diğer hiçbir yerdeki insanımız hayatını hiçbir şey olmamış gibi sürdüremez. Deprem haberinin alındığı andan itibaren istisnasız her şehrimiz, her ilçemiz, her hanemiz, her insanımız mağdurların imdadına koşmak için seferber oldu.
Milletimizin gösterdiği bu samimi gayret, binlerce yıldır bizi diri tutan hasletlerimizin dimdik ayakta olduğunun işaretidir.
Devletimiz de, şartların zorluğunu kısa sürede aşarak, tüm gücü, kurumları, personeli ve imkânlarıyla deprem bölgesinde vaziyet aldı. Bu tablo, devletin milleti için var olduğu gerçeğini, her bir insanımızın yüreğine tekrar işledi.
"DEPREMLERİN İZLERİNİ SİLECEĞİZ"
Dünyada etkileri henüz tamamen ortadan kalkmamış olan Covid-19 salgını, insanlığın hiç umulmadık şekilde ortaya çıkabilecek ne büyük tehditlerle karşı karşıya kalabileceğini hepimize hatırlatmıştı. Bu küresel sağlık ve yönetim krizinin, yıkıcı sonuçlara yol açabilecek tehditlerinin üstesinden, sergilediğimiz dayanışmayla gelmiştik. Aynı şekilde, son felakete göre nispeten daha sınırlı alanlarda yaşadığımız deprem, yangın, sel gibi afetlerin yaralarını da, milletimizle birlikte hızla sarmıştık. Allah’ın izniyle, 6 Şubat depremlerinin izlerini de, 'kerim devlet' anlayışıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde, kısa sürede sileceğiz.
AK Parti klasik manada bir siyasi parti olmanın ötesinde dava sahibi, vizyon, vicdan sahibi bir harekettir. Şu anda üyesi itibariyle yaklaşık 12 milyon üyeye sahip bir başka parti Türkiye’de yok, dünyada da yok. Türkiye’nin demokrasisi, kalkınması konusundaki çözüm tekliflerimizin dünyada yaşanan siyasi ve sosyal çarpıklıklara karşı yükselttiğimiz itirazlarımızın, insanlığın ortak dertlerinin ve taleplerinin sözcülüğünü yapabilmemizin, kısacası bizi diğerlerinden ayıran özelliklerimizin gerisinde temsilcisi olduğumuz davanın kadim kodları var.
Geçmişte bu ülkeye ‘karışamazsın’ denilen ne varsa, hepsinde de değiştirici rol oynayabileceğimizi gösterdik. Güney sınırlarımızdan Doğu Akdeniz’e, Karadeniz’den Kafkasya’ya her yerde bunun örnekleri var. Geçmişte bu millete ‘yapamazsın’ denilen ne varsa, hepsinin de olabileceğini gösterdik. Savunma sanayinden ulaşım ve enerji altyapısına, yerli otomobilimize, uçağımıza kadar her alanda bunun sayısız örnekleri var. İşte dün, üzerinde konuşlanacak KIZILELMASI ve Bayraktar TB-3’üyle, kendi sınıfındaki dünyanın ilk insansız hava araçlarıyla donatılmış savaş gemisini hizmete aldık. Geçmişte bu coğrafyada ‘teşebbüs edilemez’ denilen ne varsa, hepsinin de gerçekleşebileceğini gösterdik. Darbecilerin hüsrana uğratılmasından Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasına ve sınır ötesi harekâtlara kadar her konuda bunun örnekleri var.
"ZİHİNLERE ÖRÜLMÜŞ DUVARLARI YIKACAĞIZ"
Büyük ve güçlü Türkiye’ye doğru giden her adımı, zihinlerde örülmüş duvarları yıkarak, kalplere salınan korkuları yenerek, ayaklara vurulan prangaları kırarak attık. Geldiğimiz noktada, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik esaret çukuruna yeniden yuvarlanmamak için güçlü olmaktan, güçlü kalmaktan, gücünü artırmaktan başka çaresi yoktur. Üstelik buna sadece bizim değil, güvenlik ve tabiat tehditleri sebebiyle giderek dengesizleşen dünyanın da ihtiyacı var. Bu sebeple, ‘Dünya 5’ten büyüktür’ itirazımıza her geçen yıl daha fazla destek bulabiliyoruz.
Bu sebeple, Rusya-Ukrayna savaşında her iki tarafla da görüşebiliyor, tahıl koridoru ve esir değişimi gibi somut ilerlemeler sağlayabiliyor, barış ihtimalini masada tutabiliyoruz. Bu sebeple, Libya’dan Karabağ’a pek çok yerde, tüm dünyanın seyrettiği haksızlıkların düzeltilmesi için fiilen sahaya inip netice alabiliyoruz. Bu sebeple, Balkanlarda barışın sürmesinin ve uzlaşma yollarının açık tutulmasının garantisi haline gelebiliyoruz. Bu sebeple, herkesin sırtını döndüğü mazlumlara kol kanat gerebiliyor, himaye edebiliyoruz. Bu sebeple Türk Devletleri Teşkilatı gibi stratejik adımlar atabiliyor, İslam alemiyle işbirliğimizi kimseden icazet almadan güçlendirebiliyoruz. Bu sebeple, Batı Dünyasıyla ilişkilerimizde teslimiyetçi değil, hakkımızı, hukukumuzu savunan dik bir duruş sergileyebiliyoruz."