Gürültünün içinde bir ritim: İstanbul’da bisikletli olmak

İstanbul’un kaotik trafiğinde direksiyon yerine pedalı seçenler, tüm zorluklara rağmen bisikleti sadece bir ulaşım aracı değil; özgürlük, direnç ve nefes alma biçimi olarak görüyor.

Gürültünün içinde bir ritim: İstanbul’da bisikletli olmak

Melike Ceyhan

GAZETE PENCERE - İstanbul’da bir yerden bir yere gitmek çoğu zaman sabır ister. Trafik, korna sesleri, hiç bitmeyen kalabalık. Bu karmaşanın içinde iki teker üzerinde ilerlemek milyonlar için zor hatta imkânsız görünebilir. Ancak bazıları var ki bu hızın tam ortasında kendi temposunu kurmuş, şehri pedal çevirerek yaşıyor. Onlar için bisiklet yalnızca ulaşım aracı değil, şehre tutunmanın, ondan sıyrılmanın ve bazen de kendine dönmenin bir yolu.

Bu deneyimi uzun zamandır yaşayan isimlerden biri Mine Şirin. Yaklaşık 23 yıldır, her mevsimde neredeyse her yere bisikletiyle gidiyor. Onun bisikletle bağı çocukluktan değil 20’li yaşlarında bir arkadaşının hediyesiyle başlıyor. Sirkeci’den Kurtuluş’a sürdüğü ilk deneyimin ardından vazgeçilmezine dönüşen bisiklet Şirin için yalnızca bir araç değil gündelik yaşantısının parçası. Hayatını nasıl yaşıyorsa bisikleti öyle sürdüğünü söyleyen Şirin, “Bazen topuklu ayakkabılarımla, bazen şifon elbiselerimle biniyorum. Şehre öyle karışmak tam İstanbul’a yakışır” diyor.

“DİKKATİN SÜREKLİ EVEREST’TE OLMALI”

Şirin için bisiklet başından beri trafikte var olmayı öğrenmek demek. Bugün hala İstanbul’un en yoğun noktalarında pedal çevirebilse de böyle yaşamanın zorluklarından da bahsediyor:

“Bazen park halinde bir araç dikkat etmezse kapıyı açabiliyor ya da son anda seni fark ediyor. O esnada bir anda sola gidiyorsun. Ama bu kez arkadaki araç seni görmeyebiliyor. Yani dikkatinin sürekli Everest’te olması lazım.”

“10 PEDAL ÇEVİRDİĞİMDE HER ŞEYİ UNUTUYORUM”

Onu en çok zorlayan şeylerden biri de trafikteki gereksiz korna kullanımı. Tartışmalardan özellikle uzak durduğunu söyleyen Şirin, zaman zaman öfkelense de bunun kalıcı olmadığını vurguluyor:

“Bir motosikletlinin ihtirasla önüme geçme çabaları. ‘Önce ben girmeliyim o deliğe.’ Zaten girdiğinde ilerleyemiyor. Sadece benim yolumu tıkamış oluyor. Gerçekten sinir bozucu. Ya da cinsiyetimden dolayı kötü söz söyleyen, laf eden oluyor. Ama bunlar için kavga etmeye, günün geri kalanını heba etmeye değer mi? Bence değmez. 10 pedal çevirdiğimde hepsini unutmuş oluyorum.”

“DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN DİYE…”

Zorluklar sadece trafikle sınırlı değil. Şirin, şehrin planlanma biçiminin bisikletlilerin hayatını kolaylaştırmaktan uzak olduğu görüşünde. Ona göre İstanbul’da yapılan bisiklet yolları, günlük ulaşımı desteklemekten uzak ve daha çok sahil şeritleriyle sınırlı. Bu durumu eleştirirken sözlerini sakınmıyor:

“Bisiklet yollarını sahile yapıyorlar. Kendine ait bir zaman yaratmak istersen evet sahilde sürebilirsin. Ama benim gibi her yere bisikletle gitmek istiyorsan bisiklet yolu hayal. İBB’nin entegrasyon diye bir perspektifi olsa o yollar sadece sahillerde olmazdı. Dostlar alışverişte görsün diye bisiklet üniteleri kuruluyor. Mesela 2017’de paylaşımlı bisiklet projesi bizi heyecanlandırmıştı. Şehre uygun olmayan ağır bisikletleri getirip koydular, akıbetlerini uzun süre öğrenemedik. Sonra hurdaya çıkarıldılar.”

“AŞMAMIZ GEREKEN KENDİ BARİYERLERİMİZ”

Altyapı sorunları, yoğun trafik, hava koşulları gibi çok fazla olumsuz etken olsa da bisikletli yaşamda aslolanın insan iradesi olduğunu şu sözlerle vurguluyor:
“Eğer seversen, o zehir kanında dolaşmaya başlarsa diğer sorunlar tali kalabiliyor. Aşmamız gereken kendimiziz aslında. Kendi bariyerlerimiz, barikatlarımız. Yani bu iş kendinde bitiyor. Trafikten şikayetçiysen daha erken saatlerde çıkıp sürebilirsin. Evde oturmaktan, televizyon karşısında hücrelerini yitirmekten çok daha iyi bir şey.”

UNUTMAK VE HATIRLAMAK ÜZERİNE…

Tam da bu sebeple pedallamaya devam ediyor. “Beni avutan bir yanı var” diyen Şirin için bisiklet aynı zamanda hatırlama ve unutma biçimi. Bunu da şöyle ifade ediyor:

“Süratli yaşanan İstanbul’da bisiklet yavaşlığı sembolize ediyor. Başka türlü bir fren mekanizması bu. Hatırda tutuyor bazı şeyleri. Ama aynı zamanda yürüyüşten de hızlı. Birçok şey bisiklet sürerken geride kalıyor. Yani bir rüzgar alıp senden götürüyor, öyle kayıp hissediyorsun. Hepsi benim için bir terapi.”

“İSTANBUL’DA BİSİKLETLİ OLMAK BİRAZ İNAT İŞİ”

55 yaşındaki Akademisyen Hakan Koçak ise İstanbul’da iki yıldır bisikletli. Adana’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarında bisiklet hayatının bir parçasıyken iş hayatıyla bir süre ara verdiğini hatırlatıyor. İstanbul’a taşınmasıyla eski alışkanlığını geri kazandığını söyleyen Koçak, bisikletle ilişkisini şöyle özetliyor:
“İşe, toplantılara çoğu zaman bisikletle gidiyorum. Trafikte yolculuğun çok keyifli olduğunu söyleyemem. Yoğunluğu, stresi bisikletçilere de yansıyor. Olabildiğince dikkatliyim ama gerçekten zor. İstanbul trafiğinde bisikletle yol almak biraz inat işi.”

“DOLMUŞ PARASINDAN KURTARIYOR”

Koçak, bisikletin sağladığı avantajlarınıysa çok net anlatıyor:

“Öncelikle dolmuş, taksi parasından kurtarıyor, zamandan tasarruf sağlıyor. Mobiliteyi yükselten bir şey. Çoğu kez tıkanmış trafiğin yanından geçip gidebiliyor, istediğimde dinlenebiliyorum. Uzak mesafelerdeyse vapur ve metroyu tamamlayıcı ulaşım aracı olarak kullanıyorum.”

“Bisiklet kenti hissetmenizi de sağlıyor” diyen Koçak mekânlarla daha sahici bir ilişki kurduğunu, doğayla, sokakla, havayla bisiklet sayesinde temas edebildiğini söylüyor.

“BİR TÜR MEŞRUİYET KAZANDIRMA…”

Koçak, yerel yönetimlerin bisikletle ilgili attığı adımları tamamen yetersiz bulmuyor. Aksine, konunun gündeme bile gelmesi ona göre olumlu:

“Dünyada çok konuşulan bir mesele ama bizde şaşırtıcı şekilde gündem dışı. Çok geride olduğumuzu düşününce isminin zikredilmesi dahi önemli. Bu, bisiklete bir tür meşruiyet kazandırma. Belediyenin şu veya bu düzeyde yatırım yapıyor olması, bisikletli insanların görünür olması bir adımdır.” Ancak bu adımların desteklenmesi gerektiğini özellikle vurguluyor. “O kadar basit şeyler var ki” dediği adımları şöyle sıralıyor:

“Belediyeler, kütüphaneler, kafeler, yeni açılan kültür merkezleri, kurumlar… Hiçbirinin önünde bisikletlik yok. Atipik, tuhaf bir şeymiş gibi bisikletini bağlamak bile sorun oluyor. Bisiklet yolları elden geçirilmiyor. Yapılmış ama unutulmuş. Yollar takır tukur. İlk etapta bunlar düzeltilebilir. Yahut ilçe belediye başkanları, vekiller bisiklet kullanarak vatandaşı teşvik edebilir. Böyle adımlar atılırsa görünmeyen bir potansiyel ortaya çıkar.”

ÇOCUKLUK HAYALİ YARIM KALMADI: 15 YILDIR YOLDA

Bisikletin şehirdeki karşılığı bazıları için de yarım kalmış hayallerin tamamlanması, kimi zaman hayatın içinde kalma isteği. Şişli Meşrutiyet Mahallesi Muhtarı Özgür Kavuşer Vardar’ın hikayesi tam olarak böyle başlıyor. Çocukluk yıllarında içinde ukde kalan bisiklet, uzun yıllar sonra torunuyla birlikte hayatına girmiş. 63 yaşındaki Kavuşer’in anlatımına göre evlilik, çocuk büyütme, sorumluluklar derken bisiklet hayali hep bir köşede beklemiş. Ta ki torunu 9 yaşına gelene kadar. O gün torunuyla birlikte aldıkları bisiklet gündelik yaşamının bir parçasına dönüşmüş. 15 yıldır bisiklet kullanan Kavuşer, bisikletle olan ilişkisini şu sözlerle özetliyor:

“Günün stresinden uzaklaşmak, doğayla temas etmek ve kendi gücümle bir yerlere ulaşmak… Artık sadece hobi değil, aynı zamanda bir ihtiyaç. Hem işlerimi hallederken hem de kendime vakit ayırırken hep yanımda. Bisikletin bir araya gelmemize vesile olduğu çok kıymetli arkadaşlarım var. Onlarla festivallere katılıyor, hafta sonları birlikte sürüyoruz. Bisikletli olmak benim için özgürlük demek.”

GÖRÜNÜR OLMAK HAYATİ ÖNEMDE

Trafikte var olmanın ise dikkat ve farkındalık gerektirdiğini özellikle ekleyen Vardar, görünür olmanın ve kendini korumanın önemine değinirken bazı kurallara dikkat çekiyor:

“Dikkat çekici renkler tercih ediyorum, reflektör kullanıyorum. Araç sürücüleriyle göz teması kurmak önemli. Kendinizi güvende hissedeceğiniz yolları seçmek de büyük fark yaratıyor.”

“YAŞIN ÖNEMİ YOK, YETER Kİ BAŞLA”

Vardar’ın yeni başlayacak olanlara oldukça net bir mesajı var. Başlangıçtaki çekincelerin zamanla yerini özgüvene bıraktığını, önemli olanın ilk adımı atmak olduğunu düşünüyor:

“Korkmayın, başlayın. Ben de ilk başta çekindim ama zamanla keyif almaya başladım. Yaşın hiçbir önemi yok, önemli olan istemek.”

­

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar