Hakan Fidan'ın 'sessiz' kaldığı soru: "No comment diyebilirsiniz, peki geçiyorum"

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran için "Şu anda ani bir savaş tehdidi yok” ifadesini kullandı. Hakan’ın, "Türkiye’nin nükleer silaha sahip olması gerekir mi?" sorusunu yöneltmesi üzerine Fidan herhangi bir sözlü açıklamada bulunmadı.

Hakan Fidan'ın 'sessiz' kaldığı soru: "No comment diyebilirsiniz, peki geçiyorum"

GAZETE PENCERE - Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Hakan’ın, "Türkiye’nin nükleer silaha sahip olması gerekir mi?" sorusunu yöneltmesi üzerine Fidan herhangi bir sözlü açıklamada bulunmadı.

Hakan'ın, "No comment (yorum yok) diyebilirsiniz" şeklindeki hatırlatmasına da gülümseyerek karşılık veren Fidan, sessizliğini korudu.

Bunun üzerine Ahmet Hakan, "Peki, geçiyorum" diyerek konuyu kapattı.

Gazze, İran ve Suriye’deki gelişmelere değinen Fidan, Suriye’de gelinen noktayı önceki dönemlerle kıyaslayarak “Şu anki tablo iyi bir durumda yani önceye kıyasla daha iyi” dedi.

"BÖLGEDE ÇIKACAK YENİ BİR SAVAŞI BÖLGENİN KALDIRACAK HALİ YOK"

Fidan, İran ve ABD arasındaki gerilime ilişkin olarak "İran'da ani bir savaş tehdidi yok. Müzakerelerle çözülme ihtimali var. Bölgede çıkacak yeni bir savaşı bölgenin kaldıracak hali yok” diyerek şunları kaydetti:

"Cumhurbaşkanımız da bu konuda maksimum hassasiyet içerisindeler. Dolayısıyla olası bir savaşı önlemenin bütün imkânlarını kullanmak istiyoruz. İranlı arkadaşımız Sayın Abbas Arakçi, oradaki müzakerelerle ilgili bize bilgi verdi. Biz Amerikan tarafını da dinledik. İki gün önce Umman’da Amerikalılarla İranlılar bir araya geldi. Dolaylı bir görüşme yaptılar. Ummanlı arabulucu üzerinden ki, bu zaten var olan bir modaliteydi.

"ŞU ANDA EN AZINDAN ANİ BİR SAVAŞ TEHDİDİ YOK GİBİ DURUYOR"

Bizim sürekli biliyorsunuz, ‘Daha yaratıcı çözümler bulmamız gerekiyor, bu kilitlenmeyi ortadan kaldırmamız gerekiyor’ çağrımızın gerçekten yankı bulduğu ve karşılık gördüğü anlaşılıyor. Taraflar yaratıcı olmaya çalışıyorlar.

Gerçekten çözmeye yönelik bir irade varsa bunun etkisini sahada görüyorsunuz. Bizim için önemli olan, konuşmaların somut bir neticeye doğru giderken aynı zamanda savaş tehdidinden de giderek uzaklaşması. Şu anda en azından ani bir savaş tehdidi yok gibi duruyor. Bu çok güzel bir şey. Yani ani bir savaş tehdidinin bile ortadan kalkması son derece önemli. Nükleere de bir çözüm bulunursa diğer sorunlar da çözülür. İran'da rejim değişikliğinin olabileceğini düşünmüyorum. Hava saldırılarıyla bir rejim değişmez. İran'dan daha sert rejimler var. İran-ABD savaşı çıkarsa nerede duracağı belli olmaz.

"FELAKETİ ÖNLEMEK İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPIYORUZ"

Felaketi önlemek için elimizden geleni yapıyoruz. İran'ın kendi içinde bir karar alma mekanizması var. Bu mekanizmada daha önce kurala bağlanmış bir kaç husus vardı müzakerelerle ilgili. Hem yer hem modalite hem de taraflar açısından. Bizim teklifimiz daha farklıydı, İranlı yetkililerle ABD'lilerle yüz yüze görüşün, yan odalarda bir arabulucu ile konuşmayın. Onların da kendi karar alma mekanizmalarına saygı duymak gerekiyor. Böyle bir karar almışlar. Umman'daki sistemle devam etmek istiyorlar. Aynı yer, aynı insanlar, aynı usul.

"ÇOK İYİ BİR TAKIM OLARAK GİDİYORUZ AMA SORUNLAR BÜYÜK"

Filistin meselesinde şunu gördük, Türkiye'nin ortaya attığı fikirle, bölgesel sorunları çözmede bölge ülkeleri ile bir araya geldik ve muazzam bir diplomatik mücadele ortaya koyduk. Aynı türden dayanışmayı İran meselesinde de gösterelim dedik. Bir platform oluşturalım, fikir birliği yapalım ve taraflara buradan bir ses üretelim istedik. Bunu ABD'liler de çok sevdi ve Gazze'de bunun verimini gördük dediler. Bölgesel sahiplenme üretiyorsunuz, bu sizin beraber hareket etme pratiğinizi geliştiriyor. Bölgede uzun yıllardır olmayan bir durumdu. Çok iyi bir takım olarak gidiyoruz ama sorunlar büyük.

"SURİYE’DE ŞU ANKİ TABLO İYİ BİR DURUMDA"

Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin olarak Fidan şu ifadeleri kullandı:

"Esas itibarıyla, Suriye’nin birliği, bütünlüğü ve istikrarı adına; bunun kan dökülmeden, diyalog yoluyla ilerlemesi bizim için önemli bir husus. Biraz daha gidilmesi gereken mesafe var ama şimdilik durum bu. Ben büyük ölçüde, YPG’nin işgal ettiği topraklardan çekilmesini ve şu anda Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde esas itibarıyla pozisyon almasını, önceki haritaya göre çok daha sağlıklı bir durum olarak görüyorum. Şu anki tablo iyi bir durumda yani önceye kıyasla daha iyi. Ama bu durumdan daha da iyi bir noktaya gidilebilir. Sorun alanından ziyade atılması gereken adımlar var. Biliyorsunuz, ulaşılan mutabakat gereği tamamlanması gereken adımlar söz konusu. Bu adımlar her gün, bir şekilde tek tek atılarak belli bir noktaya gidilmeye çalışılıyor.

"YPG’nin de kendi içinde tarihî bir dönüşüm yaşaması gerekiyor"

Burada iki tarafta da belli bir güvensizlik var ama bu adımlar atılıp hayata geçtikçe güvenin artacağını düşünüyorum. Diğer taraftan YPG’nin de kendi içinde tarihî bir dönüşüm yaşaması gerekiyor. Bu tartışmalar şu anda zaten orada yapılıyor. YPG içinde bu tartışmaların olması önemli. Daha gerçekçi, daha Suriyeli; Türkiye’nin ya da Irak’ın güvenliğini tehdit etmeyen, PKK’nın dört ülkedeki Kürt varlığına yönelik eski emellerinin bir parçası olmayan bir yapıya dönüşmeleri gerekiyor. Böyle olursa kimseyi tehdit etmeden, kendi ülkelerindeki Kürtlerin duruşuna ilişkin meşru bir mücadele zemini oluşur.Burada siyasal mücadele esastır. Biz zaten Kürtlerin haklarını baştan beri destekliyoruz. Ahmet Şara’ya da hep bu yönde tavsiyelerde bulunduk. Onun çıkardığı bazı düzenlemeler, başkanlık kararnameleri var. Ama dediğim gibi, bu süreci büyük bir dikkatle takip etmeye devam edeceğiz.

"SURİYE’DEKİ KÜRTLERLE İLGİLİ İNANILMAZ BİR HASSASİYETİMİZ OLDU"

Bir defa, Şam’daki hükümetin bütün vatandaşlara sağladığı hak, eşitlik ve özgürlük ortamı önemli. Kürtlerin yaşadığı bölgede şu andaki temel psikoloji şu: Şam’la tanışma imkânları çok fazla olmadı. Çünkü uzun süre başka bir iradenin kontrolü altındalardı. Şimdi yavaş yavaş tanışacaklar.Bizim, yani ülke olarak, devlet olarak başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Suriye’deki Kürtlerle ilgili inanılmaz bir hassasiyetimiz oldu. Ben hatırlıyorum, 2010 yılında MİT Müsteşarıyken, 2011’de henüz Suriye devrimi başlamadan, iç savaş çıkmadan önce, özel temsilci olarak defalarca Beşar Esad’a gittim. Cumhurbaşkanımız o zaman başbakandı. Neden gittik? Birincisi, iç savaşın çıkmasını önlemek için. İkincisi, bu konudaki önerilerimizi anlatmak için. Yani “Bakın, şuralardan sorunlar çıkacak. Aman şunu yapın, bunu yapın. Halk bunu bekliyor” dedik. Bunu anlatırken de Kürtlerle ilgili durumu özellikle vurguladık. Dedik ki: “Bakın, bunların büyük bir kısmının vatandaşlığı yok. Kendilerini ait hissetmiyorlar. Bu aidiyet duygusunun olmaması çok ciddi sorunlara yol açar. Bu kabul edilebilir bir durum değil.” Kendimiz için ne istiyorsak, bölgemiz için de aynısını istiyoruz. YPG/PKK eşittir Kürtler algısını oluşturmak istiyorlar. Bu algının savunucuları asıl problem. Biz ne zaman YPG’yi eleştirsek, işgal ettikleri bölgelerden bahsetsek, “Kürtlere karşı” deniliyor.

"DÜNYANIN BİRÇOK YERİNDE MUAZZAM MESAFELER KATEDİLİRKEN BURADA KAN, GÖZYAŞI OLUYOR"

Suni kavgalar, tarihten devraldığımız anlaşmazlıklar, üstesinden gelemediğimiz kavram kargaşaları, çözemediğimiz siyasal problemler, etnik problemler, mezhebi kavgalar. Bunlardan dolayı öyle bir zaman kaybı, kan kaybı, enerji kaybı oluyor ki bölgede. Dünyanın birçok yerinde muazzam mesafeler katedilirken burada kan, gözyaşı oluyor. Aslında dünyanın insanlığın ürettiği diğer çözümlere de bakıp dersler alıp yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Bence bu konuda epey bir mesafe katettik ve bölgenin en büyük şansı esas itibarıyla gerçekten uzun yıllardır Türkiye'de istikrarlı bir yönetimin olması ve Cumhurbaşkanımızın irade makamında bulunması. Bu gerçekten sadece Türkiye için değil, bölgenin de büyük bir şansı."

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar