İBB Davası'nda kameralı gözetleme: "Baskı altına alınmaya çalışıldığımızı hissediyoruz"
İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in avukatları Baran Kaya ve Nergis İnce, mahkemede yaptıkları savunmada kameralarla gözetlendiklerini belirterek, duruşma salonundaki baskıya tepki gösterdi.
GAZETE PENCERE - İBB’ye yönelik aralarında tutuklu İBB Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanıklı davada 15'inci güne girildi.
Ekrem İmamoğlu'nun salonda bizzat yaptığı savunma ve avukatların tahliye taleplerinin ardından gözler, mahkeme heyetinin duruşma sonunda açıklayacağı ara karara çevrildi.
"İDDİA MAKAMININ ARKASINDA KAMERA YOK"
Duruşmada söz alan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in avukatı Baran Kaya, savunma makamının arkasına yerleştirilen kameralar nedeniyle baskı hissettiklerini ve bilgisayar ekranlarının dahi gözetlendiğini öne sürdü. Mahkeme başkanının "güvenlik amaçlı" yanıtı üzerine Kaya, "İddia makamının arkasında kamera yok. Hepsi savunma makamının arkasında" diyerek duruma tepki gösterdi.
Soruşturma sürecindeki kısıtlılık kararlarını eleştiren Kaya, savcılık odasında geçen diyalogları şu sözlerle aktardı:
"SAVUNMA OLARAK BASKI ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILDIĞIMIZI HİSSEDİYORUZ"
“Efendim, öncelikle savunmanın şu anda içinde bulunduğu durumdan kısaca bahsetmek istiyorum. Biz savunma olarak baskı altına alınmaya çalışıldığımızı hissediyoruz. Şöyle bir olayla başlayalım: Birkaç gün önce bu kampüs içerisinde bir olay yaşadık. Ekrem Bey’in aşağıda bir duruşması vardı; duruşma daha bitmeden, duruşmadaki sözleri nedeniyle hakkında bir soruşturma başlatıldı, hatta bu size de sunuldu. Acaba bu duruşma salonları başka bir yerden izleniyor mu? Nasıl bu noktada bir suç duyurusu olabiliyor diye siz de "Bilemiyorum" demiştiniz.
Ondan 1 gün sonra, avukat sıralarının arkasında, beyaz kameranın altına siyah kameralar yerleştirildi. Tam arkamıza. Yani bilgisayarlarımızı, notlarımızı ve telefonlarımızı görebiliyor. Bunu kimler izliyor? Siz de bilmiyorsunuz, biz de bilmiyoruz. Gerçekten sürekli bir gözetim altında tutulma hali, bizim açımızdan çözülmesi gereken konulardan bir tanesidir. Savunma makamı olarak baskı altına alınmaya çalışıldığımızı hissettiğimizde kime gideceğiz? Size gideceğiz. Bu yargılamanın adil ve hakkaniyetli ilerleyebilmesi, en azından üzerimizdeki baskının kaldırılması için gerekli önlemleri alması gereken makam sizsiniz. Aynı şekilde bu durumu ilettik ama dediniz ki: "Bilmiyoruz.”
Mahkeme Başkanı: Güvenlik amaçlıdır.
Avukat Kaya: İddia makamının arkasında yok. Hepsi savunma makamının arkasında. İddia makamını görmüyor. Bu önemli. Neden önemli? Çünkü biz o sıralarda otururken, oradan belki farklı görünüyor ama biz burada meslektaşımız Mehmet Pehlivan’ı sanık sandalyesinde gördüğümüz zaman aynı şeyi hissediyoruz. O bize verilen bir mesaj gibi geliyor; inanın bu böyle. Eğer burada savunmanın gerçekten savunmasını yapabilmesini, gerçek bir yargılama yürütülmesini istiyorsanız, savunmanın bu önceliklerini de gözetmeniz gerekiyor. Baskı altına alma girişimlerine müdahale etmeniz gerekir. Öncelikle Mehmet Pehlivan’ı tahliye etmeniz gerekir ki biz bu hissiyattan kurtulalım; diyelim ki "Evet, burada savunmanın da hakkını gözeten bir yargılama mercii var, adil bir yargılama yürütüyoruz” hissine kapılalım. Bizim burada belki savunma araçlarımız izleniyor, belki özel hayatımız gözetleniyor. Kendimizi güvence altında hissedelim ki daha rahat savunma yapabilelim; buna da hakkımız olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla öncelikli talebim, meslektaşım Mehmet Pehlivan’ın bihakkın tahliyesidir. Bu sadece Mehmet Pehlivan’dan çok daha büyük bir şeyi ifade etmektedir; buradaki bütün avukatları rahatlatacak bir adımdır. O yüzden öncelikle bu talebimi iletiyorum.
"SAVCI BİZE 'EVET ŞU AN DOSYA BOŞ' DEDİ"
Şimdi de kısaca tahliyeye ilişkin taleplerimizi sunacağım; çok uzun değil ama maddeler birbirini takip etmektedir. Müvekkilim şu anda tutukluluğuyla ilgili ikinci kez farklı bir aşamada tutuklanmış durumdadır; bugün hala aynı tutuklama kararını tartışıyoruz. Bir yıl sonra geldiğimiz nokta hala aynı. Biz o gün tutuklanırken sadece 2 eylem sorulmuştu ve dosyada kısıtlılık vardı. Sonra bu kısıtlılık kararı savcılık makamı için adeta 39 kez işletildi; bir anda 70 kat eylemle karşılaştık ve sayı 138’e ulaştı. Şu anda suçlandığımız konuların %99’u bize hiç sorulmamış olup, ilk kez burada cevap verebileceğimiz iddialarla karşı karşıyayız. Savcılık makamı bir nevi kendi çaldı, kendi oynadı; şimdi dosya önümüze geldi ve sizinle birlikte her şeyi en başından tekrardan konuşacağız.
Burada bir şey sormak istiyorum: Müvekkil tutuklanırken savcı ile ifade esnasında yapılan bir sohbet vardı, bunlardan haberdar mısınız? Savcılık odasında ifade verirken dosya üzerine bir sohbette bulunulmuştu; bundan haberdar mısınız? Değilsiniz, belli ki özel bir sohbet olarak kalmış. Eğer tutuklama kararını inceleseydiniz bunu görmüş olacaktınız. Şöyle bir diyalog yaşandı aramızda: Biz savcının iddialarını eleştirdik. Savcı Bey bizzat bize dedi ki; "Evet şu an dosya boş, yalnızca beyanlardan oluşuyor." Bu durum tutanakta da var, incelediğinizde bunu görebilirsiniz; başka bir meslektaşımız da o an yanımdaydı. Savcı, "Dosyam sadece beyanlardan oluşuyor ama boş değil, dosyam var; ben sanıkları buraya getirebilmek için MASAK raporu aldım, HTS aldım" dedi. Kendisi bizzat söyledi. Hatta ben, "HTS kayıtlarını neden 2.000 metre çapla aldınız? Neden daha dar bir alan için almadınız? Büyükşehirde böyle geniş çaplı kayıt mı alınır?" diye sorduğumda, "Yetiştiremedim avukat bey" dedi. Bu "yetiştiremedik" lafı zaten ayrıca üzerinde durmamız gereken bir konu; bizim için yargılamanın siyasiliğini göstermesi açısından önemli. Bu durumun tutanaklara yansıması için elimizden geleni yaptık ama yansımadı.
İkinci kısım ise doğrudan tutukluluğu ilgilendiren mesele. Savcı kendisi bize yalnızca "makul gözaltı şüphesi" olduğunu itiraf etmiş oldu. Sırf insanları buraya getirebilmek için bu yola başvurmak ayrıca bir sorundur; bunu da tartışacağız. Biz bu durumu, delil üretme girişiminin ilk aşaması olarak görüyoruz. Önce MASAK ve HTS kayıtları alındı, sonra biz yine aynı şekilde tutuklandık. Yani sadece bir şüpheyle tutuklandık ve bunu bizzat kendisi de itiraf etti sağ olsun. Hala aynı tutuklama kararıyla karşı karşıyayız. Bu dosyadaki 107 kişinin tamamı hala aynı durumda; çünkü bu "hokkabazlık" işlemi yapıldı. İddiaları gördük, eylemleri gördük; bir baktık ki bütün eylemler hala sadece beyan artı MASAK raporu, işte içinde ne varsa ondan ibaret. Tutukluluk hali hala bu şekilde devam ediyor. 143 eylemin tamamı için aynı şey geçerli; dosya içerisinde başka hiçbir somut delil grubu göremiyoruz. Sizin de bunları makul görmediğinizi düşünüyoruz; çünkü şimdiye kadar aslında hiçbir sanığa HTS ile ilgili soru sormadınız. Doğal olarak biz de sizin HTS kayıtlarını makul bir delil olarak görmediğinizi düşünüyor ve bu yüzden tartışma konusu etmiyoruz. Eğer yanlış anladıysak şu anda belirtebilirsiniz. Bunun yanı sıra beyanlara geliyoruz; peki nedir bu beyanlar? Beyanlar dediğimiz şeyler, "etkin pişmanlık" adı altında alınmış ifadelerdir.
İddianameye baktığınızda anlatılan bir hikaye var. Orada yazmayan bir hikayesi var; biz bunun kanlı canlı tanıklarından birisiyiz. Bu beyanların nasıl alındığını biliyoruz çünkü biz de bu beyanları vermeye, bir şeyler anlatmaya zorlandık. Az önce bir meslektaşım kendisi de açıkça söyledi; "Biz daha fazla suç işlemesinler diye bu beyanlarda bulunduk" dedi. Bu çok önemli bir noktaydı; etkin pişmanlık adı altında alınan ifadelerin hangi saikle alındığını bize çok net gösteriyor. Bizim başımıza ne geldi? Başımıza şu geldi: Müvekkilim tutuklandıktan sonra, 29 Mayıs’ta —yani tutukluluğunun 9. gününde— tarafımıza haber verilmeden cezaevinden adliyeye çağırıldı. Orada birtakım görüşmeler yapıldı. Cezaevine yazabilirsiniz; "29 Mayıs tarihinde adliyeye götürüldü mü?" diye. Dosya içerisinde buna dair bir yazı göremedik. Hangi saikle götürüldüğünü de bilmiyoruz ama neden götürülüyor? Orada ne konuşuldu? Bu gerçekten karanlıkta kalan konulardan bir tanesidir.
Bunun yanı sıra müvekkil hakkında, adeta inanılmaz kötü bir karaktermiş gibi her yerde haberler yapıldı. "Kasası bulundu" dendi, defalarca bu haber servis edildi. "Parkelerin altında milyonlar bulundu" yalanı yayıldı. Yetmedi, "İtirafçı oldu" diye haberler yapıldı. Gazeteciler yalan söylüyor; müdafi olarak bizzat açıklama yaptım: "Hayır, böyle bir şey yok, bu gerçek değildir" dedim. Bu sefer beni hedef gösterdiler; "Örgüt üyesi avukatları var, onun söylediklerine inanmayın" dediler. Yaşananlar, bahsettiğim bu sürecin bir parçası olarak gelişiyor. Sonra ne oldu? Bununla da bitmedi; oğlu tutuklandı, yeğeni tutuklandı. Avukatlıklarını, savunmalarını yaptılar mı? Tutuklandıklarını gördünüz; sırası geldiğinde anlatacaklar. Mustafa Keleş örneğini de görüyorsunuz; hangi somut delil var? Hiçbir somut delil yok. Sadece savcılığın bir yorumu var burada. Savcılık kendi yorumlarıyla dosyayı açmış; yorumu da şu, çok komik: "Örgüt yöneticisini denetlemek için şirkete kurulan üye." Ortada hiçbir emare yok ama savcının yorumu tamam!
Biliyorsunuz, bu bir tutuklama değil; bu bir şantajın parçasıdır. Hakkımızda "suikast girişimi" manşetleri atıldı, yalan haberler yapıldı. Herhalde 3 gün boyunca bu haberler üzerinden ifade verildi. Bu durum topyekün bir baskıya, hatta intikama dönüştü. Beyanları kabul etmeyince süreç "aşırı cezalandırmaya" evrildi. Bu 138 eylemin sebebi de, gerçek hikayesi de budur. Söylediklerimin tamamını maddi delillerle ispat edebilirim. Peki, bir etkin pişmanlık varsa nasıl alınıyor? Bir meslektaşımın bahsettiği gibi; ya ödüllendirerek ya da bu baskı yoluyla... Benden önce konuşanların bahsettiği o "pazarlık" meselesi de yollarından bir tanesidir. Yanlış bir şey söylemiş olmayayım ama "Daha fazla ceza yazmasınlar, daha fazla eylem uydurmasınlar" diye iradeler sakatlanıyor. Bu dosyada bir insanın oğlu dahi tutuklandı; bir insanın üzerine bu kadar gidilir mi? Gidiliyor.
Bu hikayeyi anlattıktan sonra nasıl savunma yapabiliriz? 8 ay vardır, bunları tartışamam; 15 dakika gibi bir sürem var, ne yapabilirim? Önce kuvvetli suç şüphesi kısmından başlayalım. Bu dosyada hakkında en fazla suç şüphesi olan sanık kimdir? Ertan Yıldız. Hakkında en fazla kuşku olan odur çünkü bütün eylemler ona dayanıyor; ama o dışarıda! Hakkında bu kadar şüphe olan kimse yok, buradaki 107 sanığın hiçbirinde bu kadar eylem yok. Dolayısıyla, "kuvvetli suç şüphesi" gerekçesiyle buradaki herhangi bir kişinin tutukluluğunu devam ettiremezsiniz.
Bu insanlar 1 yıl beklediler, iddianame yazılsın diye 5 ay beklediler. Siz dosyayı tuttunuz 1 ayda umut ettiniz. Ben böyle bir mali dosya görmedim bu arada, bu mali dosya biliyorsunuz konuşuyoruz. Tensiple tahliye olan bir mali dosya var mı bu kadar uzun soruşturması sürmüş en az bir yıl sürmüş? Tutukluluk incelemesi yaptınız yine bir ayda umut ettiniz. Bir tutukluluk politikası anlıyoruz. Bunun aynısını savcılık yapıyor. Kendinizi ayırt etmeniz lazım bunun gözünde. Kuvvetli suç şüphesini değerlendireceksiniz bizim dosyamızda "Niye Ertan Yıldız dışarıda?" diye sormanız lazım. O dışarıdaysa herkesin serbest kalması lazım. Niye? Alt sınır üst sınıra gelelim diğer çok meşhur olan CMK 100'de yazmayan ama kullanılan, tutukluluğun devamında kullanılan. Ertan Yıldız'ın üst sınırı 1000 yıla batar talep edilen ceza. 1000 yıldan fazla ceza istenen var mı burada? En az 30 kişi, meslektaşımın örnekleri de var; yatırını yaptı, beyan ettiler, birçoğunun kendisi hasta ailesi hasta... Hepsinin istenilen cezasının alt sınırı üst sınırı Ertan Yıldız'dan düşük. Ertan Yıldız'dan daha az kuvvetli suç şüpheleri var, alt sınırı üst sınırı da az ama tutuklukları devam ediyor. Kaçma şüphesi; ona bakalım, kaçabilirler 107 kişi değil mi? Ertan Yıldız ilk operasyon oldu üç gün boyunca teslim olmadı, sonra teslim oldu. Somut veri; kaçma şüphesi buradaki hiç kimse kaçmadı. Ama Ertan Yıldız üç gün boyunca teslim olmadı. Kaçma şüphesi var mı var, ama dışarıda. Bunu da söyleyemezsiniz, şu anki tutukluğun devamı kararı verirken kaçma şüphesine de dayanamazsınız. Delil karartmadan bahsedelim, CMK 100 demiştim yani 138 eylem için bu kadar kısa konuşmuşum. Teşekkür ederim.
Delil karartmadan bahsedelim; Ertan Yıldız'ın şoförü Bayram Yıldırım beyanda bulunuyor, bir sürü şoför tutuklu Bayram Yıldırım beyanında en çok hakkında ifade verdiği, suçlama yaptığı kişi Ertan Yıldız; Bayram Yıldırım kendi şoförü. Bayram Yıldırım'ın ifadesinden serbest olan kaç kişi var? Bir kişi; Ertan Yıldız. Ertan Yıldız, Bayram Yıldırım'a talimat vererek çalıştırmış şoförü çünkü. Baskı kuracaksa üzerinde kanıtları baskı kurmaktan baskı kurmaktan bahsedeceğiz Ertan Yıldız. Delil karartmadan bahsedeceğiz yine Ertan Yıldız ama Ertan Yıldız tahliye, buradaki herkes tutuklu. Hiçbirinin delil karartma şüphesi yok, buna dair bir emare yok. Koyamazsınız, buradaki kimsenin tutukluluğunu delil karartmadan devam ettiremezsiniz.
Bu aşırı suçlamalar altında, savunma sıramız geldiğinde sonuçları yine tartışacağız. Tüm suçlamaların tamamını çürütebiliriz; hepsine karşı maddi delillerimiz mevcuttur. 225 bize özeldir, siz de biliyorsunuz ki biz bunu uygulamıyoruz. Bu, aynı zamanda az önce bahsettiğim baskı ve intikam alma yöntemlerinin bir bağımlılığıdır. Sizden öncelikle isteğimiz, adil bir yargılama yapabilmemiz için bu şantaj ve intikam alma girişimine son verilmesidir. Müvekkilimin akrabalık bağıyla tutuklu olan yakınlarını ve müvekkilimin kendisini tahliye etmeniz lazım ki dönüp doğru düzgün bir savunma yapabilelim. Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca, burası gerçekten savunma yapabilmektir. Bu sadece bizim talebimiz değil, heyet olarak sizin için de zorunluluk…”
AVUKAT NERGİS İNCE:
“Duruşmanın ilk günü sayın başkan, duruşma salonu kapısının önünde diğer meslektaşlarımla aramızda bir sohbet geçti. Avukatlık mesleğinden geliyorsunuz, biz kapı önündeki sohbetleri, kısa sohbetleri severiz. Aramızdaki konuşma şöyle; dedik ki, mahkeme başkanı acaba bu duruşmayı nasıl başlatacak? Yani başkanın ilk sözü bu duruşmada ne olacak dedik. Benim arkadaşlarımdan şöyle bir yorumu oldu: "Dedi ki, ben mahkeme başkanının yerinde olsaydım duruşmayı muhtemelen şöyle başlatırdım: Salondaki gerginliği görüyorum. Tutukluların gerginliğini görüyorum. Tutuklu yakınlarının kaygısını anlıyorum. Müsterih olun, bizlere güvenin, Anayasa Mahkemesi 9'a güvenin. Bizim mahkemelerimiz millet adına karar verirler. Mahkemelerimiz bağımsızdır, tarafsızdır. Yargıçlarımız bağımsızdır, tarafsızdır derim ve bu salonun rahatlamasını sağlarım." diye yorumda bulunmuştu.
İlk gün duruşma çok gergin başladı, duruşmanın ilk sözü bu olmadı ama duruşma o gün öyle başlamasa da bugün vereceğiniz kararla hala bunu gösterebilirsiniz. Biz biliyoruz ki eylemler sözlerden daha etkilidir. O yüzden bugün vereceğiniz karar, bu yönüyle bu mahkemenin tarafsızlığını ve bağımsızlığını gösterme yönüyle son derece önemlidir.
Ben mühendislik girişliyim, hukuk çıkışlıyım. Fiziki koşullarımız belli, hukuk biraz da analitik bakmayı gerektirir. Bakın bu salonda 107 tane tutuklu var, taraf sayısı 400'ün üzerinde, iddianame 4 bin sayfa, dosyanın ekleri 200 bin sayfanın üzerinde. Şimdi mantıken analitik olarak şunu düşünmek lazım, bu yargılama sağlıklı bir biçimde nasıl devam edebilir? Meslektaşlarım çokça söyledi, vaktinizi az bir cümleyle keseceğim.
Müebbet hapis cezası alsa bile infazını tamamlamış olan tutuklular var, ivedilikle de tahliye edilmeliler. Yaşlı deyip kimseyi incitmek istemiyorum ama yaşı ileri olan sanıklar var, hastalığı olanlar var, ilaç bekleyenler var, ilacına ulaşamayanlar var, derhal tahliye edilmelidir. Bunu söylemezsem bu gece uyuyamayacağımı çok iyi biliyorum.
Bakın buradaki sandalyelerde benim sayabildiğim kadarıyla 16 tane tutuklu kadın var. 15. Neyse ki 15. 15 tane tutuklu kadın var. Bizim ülkemizde en çok emek ne yazık ki biz kadınların üzerindedir. Bakım görevi, çocukların ve yaşlıların biz kadınların üzerindedir, üzerine bırakılmıştır. Burada yargılanan tutuklu bulunan sadece kadınlar değil, onların çocukları, onların yaşlı anne ve babaları. O yüzden tutuklu bulunan tüm kadınlar için tahliye talep ediyorum.
Lütfen sizden rica ediyorum bunu göz önünde bulundurun. Bunu söyleme sebebim tam da müvekkilimle alakalıdır. Tasnifleştirme yapılsa, buradaki tutuklu sanıklara bakıldığında inanın bu sandalyelerin yarısı boş kalacak. Siz bu sandalyede oturanların sadece şu üç unsura baktığınızda bile yarısını tahliye edeceksiniz.
Müvekkilimi unutmak istemiyorum. Müvekkilimin yargılama esnasında savunma hakkını özgürce kullanabilmesi için öncelikle aile yakınlarının tahliye edilmesi gerekir sayın başkan. Bu baskı sürecine hukuk devletine yakışmayan bu yönteme hemen bugün son verilmesi gerekir. Çok kısa bir örnek vereyim, lütfen eylem 59'a girin, Ctrl+F tuşunu kullanın ve Mustafa Keleş yazın. Hakkında ne somut ne de soyut bir iddia olmadığını siz de göreceksiniz. Savcılık Mustafa Keleş'in tutukluluğunda yoruma dayanmıştır. Mustafa'nın tutuklu olmadığı, ben sizden Mustafa'nın rehineliğine son verilmesini talep ediyorum. Bu talebimin sebebi de müvekkilim burada sükûnetli, özgür bir ortamda savunma yapabilmesini sağlamak adınadır. Teşekkür ederim.”
Kaynak:Haber Merkezi