Meclis tarihine geçen utanç sahneleri
Meclis çatısı altında yankılanan bağırışlar, havada uçuşan dosyalar ve ne yazık ki bazen dökülen kanlar… Dün yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yemin töreninde yaşanan o anlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tarihe geçen kavgaları yeniden anımsattı.
GAZETE PENCERE - Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek kürsüye davet edilmeden önce muhalefet sıralarında başlayan itiraz, kısa sürede Genel Kurul’un ortasına yayıldı. Gürlek kürsüye yöneldiğinde, bu kez iktidar ve muhalefet milletvekilleri kürsü etrafında karşı karşıya geldi. İtişmeler başladı, yumruklar savruldu, oturuma ara verildi. Aranın ardından Gürlek, iktidar sıralarının oluşturduğu bir çemberin içinde yemin ederken muhalefet sıralarından yuhalamalar yükseliyordu.
Bu sahne yeni değildi. Bir asrı aşan TBMM tarihinde silahların çekildiği anlar oldu. Meclis koridorunda patlayan kurşunla hayatını kaybeden milletvekilleri de… Çantaların, evrakların, yumrukların havada uçuştuğu, sıraların kırıldığı oturumlar da…
T24’ten Gözde Yel, Meclis tarihinin utanç sahnelerini derledi.
‘MUHAREBE MEYDANI’NA DÖNEN MECLİS: İLK CİNAYET
Tarih 9 Şubat 1925. Meclis henüz çok genç, Cumhuriyet sadece iki yaşında. Koridorlarda dolaşanların çoğu, birkaç yıl önce cepheden dönmüş isimler; üniformalarını çıkarmışlar ama o savaş yıllarının sertliği ve refleksleri henüz üzerlerinden silinmemiş.
O günkü kavga, bugün tartışmalarına alıştığımız Genel Kurul’un ortasında değil, bir Meclis koridorunda başlıyor. Elazığ Mebusu Hüseyin Bey, veterinerler hakkında hazırladığı bir rapor için imza toplarken, metni Ardahan Mebusu Halit Paşa’nın (Karsıalan) da imzalayacağını düşünerek yanına gidiyor. Ancak ‘Deli’ lakabıyla anılan Halit Paşa, kâğıda bakıp, “Ben körü körüne imzalamam, okumaya da vaktim yok” diyor. Israr artınca, sesler yükseliyor, sinirler geriliyor. Tartışmaya ‘Kel’ lakabıyla bilinen Ali Bey (Çetinkaya) girince koridor bir anda karışıyor. 1960’lı yılların Tercüman gazetesindeki anlatıma göre Paşa, cebindeki çift tabancaya davranıp “Al bakalım Kel Ali” diye hamle yapıyor. Ali Bey’in ayağı takılıp yere düşmesiyle Paşa onun üzerine yuvarlanıyor ve diğer mebusların da katılmasıyla ortalık bir anda ‘muharebe meydanına’ dönüyor. Ve iki silah sesi duyuluyor… Halit Paşa, kurşunların kendisine isabet etmesiyle karnından ve kalbine yakın bir yerden yaralanıyor. Hemen Meclis muhasebe odasındaki bir masanın üzerine yatırılıyor. Haberi duyup başucuna gelen Mustafa Kemal’i görünce biraz toparlanmaya çalışan Halit Paşa, kendisine sorulan “Seni kim vurdu?” sorusuna “Kel’i altıma aldım. Hergele Rauf arkamdan vurdu… Vuran odur” diyor.
İstanbul’dan getirilen en namlı doktorların tüm çabasına rağmen Paşa, 14 Şubat sabahı son nefesini veriyor. Ancak bu ölümün ardındaki bilinmezlik kalkmıyor. Ali Çetinkaya hakkında "meşru müdafaa" denilerek dosya kapatılırken, kurşunla vurulan bir komutanın resmi ölüm nedeni kayıtlara “zatürre” olarak geçiyor.

ABDURREZAK CEYLAN’IN ÖLÜMÜ: MECLİS İKİNCİ KEZ ‘KANA BULANDI’
Deli Halit Paşa olayından 64 yıl sonra, -elbette aradan geçen yıllarda Meclis’te sular durulmamıştı- Meclis bir kez daha "kan" ve "silah" kelimeleriyle yan yana geldi.
29 Mart 1989’ta gerilimin adresi vekillerin dinlendiği, çay içtiği kulislerdi. Olayın merkezinde Siirt’in üç milletvekili vardı: Bağımsız Milletvekili Zeki Çeliker, Anavatan Partisi (ANAP) Siirt Milletvekili İdris Arıkan ve DYP Milletvekili Abdurrezak Ceylan.
ANAP’lı Arıkan, DYP’den istifa eden Çeliker’e “Kardeşimin oğlunu yerel seçimde niye desteklemedin” diye çıkışınca tartışma çıktı ve kısa sürede alevlendi. İki milletvekili de karşılıklı olarak silahlarını çekti.
O sırada Abdurrezak Ceylan, kavgayı ayırmak için araya girdi. Tabancalardan birinden çıkan kurşun, kavgayı ayırmaya çalışan Ceylan’a isabet etti. Ceylan’a ilk müdahale Meclis’te yapıldı, daha sonra hastaneye kaldırılarak ameliyat edilse de hayatını kaybetti. Olayın ardından iki vekil de birbirini suçladı, tabancadan çıkan kurşunun Arıkan’a ait olduğu tespit edildi. İdris Arıkan yargılandı; mahkeme sürecinin sonunda suçlu bulunarak 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve milletvekilliği düşürüldü.


ÜÇÜNCÜ CİNAYET SİLAHLA DEĞİL, YUMRUKLA GELDİ
Meclis’te 1989’da yaşanan o trajik cinayetin ardından güvenlik önlemleri sıkılaştırılsa da tedbirler, şiddeti Meclis çatısı altından tamamen silemedi; sadece şeklini değiştirdi. Silahların yerini bu kez öldürücü yumruklar aldı.
30 Ocak 2001’de, Genel Kurul salonunda içtüzük değişikliği görüşülüyordu. Muhalefetteki DYP ve FP, değişikliğin "muhalefetin sesini kesmeyi amaçladığını" savunarak görüşmeleri engellemeye çalışıyordu. Kürsüdeki DYP’li Kamer Genç’in konuşmalarıyla ortam iyice gerildi. Bir süre sonra muhalefet milletvekilleri kürsüye yürüyerek Divan kâtibinin mikrofonunu çekince, DSP ve MHP’li vekillerin de karşılık vermesiyle ortalık bir anda savaş alanına döndü.
Kürsünün hemen önünde başlayan arbedede, DYP Şanlıurfa Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu ile MHP’li milletvekilleri arasında bir yumruklaşma yaşandı. Aldığı darbelerle yere yığılan 55 yaşındaki Şıhanlıoğlu, arkadaşları tarafından kulise çıkarıldı. Daha önce bypass ameliyatı geçirmiş olan ve üç damarı değişen Şıhanlıoğlu fenalaşınca, yanındaki vekiller kalp ilacı vermeye çalıştı; ancak ilacı yutamadan bilincini kaybetti. Meclis doktorunun yaptığı kalp masajı da sonuç vermedi. Meclis’in hemen yakınındaki Güven Hastanesi’ne kaldırılan Şıhanlıoğlu’nun, hastaneye vardığında hayatını kaybettiği tespit edildi.
Olayın ardından kavgada adı geçen MHP’li Cahit Tekelioğlu, “kastı aşan müessir fiil” suçundan hapis cezası aldı. DYP lideri Tansu Çiller’in “Demokrasimiz şehit vermiştir” sözleriyle uğurladığı Şıhanlıoğlu’nun vefatı, Meclis tarihine fiziksel şiddetin silah kadar ölümcül olabileceğini gösteren olaylardan biri olarak geçti.

ÇOK PARTİLİ HAYATIN İLK KAVGASI: ‘BOKS MAÇI’
Meclis tarihinde ölümle sonuçlanan bu trajik vakalar kadar, yumrukların konuştuğu ve fiziksel sınırların zorlandığı pek çok yaralamalı kavga da yaşandı.
Kronolojik olarak geriye dönersek, Meclis'in çok partili dönemdeki ilk büyük fiziki kavga, iktidardaki DP (Demokrat Parti) milletvekilleri ile CHP’liler arasında yaşandı.
Kavganın fitili, aslında bir "makale" atfıyla ateşlendi. 15 Mayıs 1954 günü kürsüde, TBMM’nin kıdemli üyelerinden CHP'li Sırrı Atalay vardı. Atalay konuşmasında, 1952'de yayımlanan bir makaleye atıfta bulunarak Başbakan Adnan Menderes’e hitaben, “Menderes, senin de harp senelerinde Yunanlılarla kol kola dolaştığın söylenir” dediği an Meclis’te yuhalamalar başladı. Demokrat Partili Ahmet Kocabıyıkoğlu kürsüye fırlayarak Atalay’a saldırdı. Atalay, diğer DP’lilerin de olaya müdahil olmasıyla kürsüden indirildi.

Kürsü önündeki arbede Meclis’in arka sıralarına da yansımıştı, vekiller birbirilerine ağır sözler söylüyor ve birbirlerini yumrukluyorlardı. ‘Meclis’te kızılca kıyamet koptuğu’nu manşetine taşıyan gazeteler, Ahmet Kocabıyıkoğlu’nun “hiddetten fenalık geçirdiğini” yazdı. Milliyet’in ‘hususi muhabiri’ Levent Esmer ‘intibalarını’ kaleme aldığı yazısında vekillerin kavgası için ‘boks maçı’ nitelendirmesi yaparken, “işitilen ağır sözlerin Meclis’te ilk kez sarf edildiğinden” bahsediyordu.

1958: ÇANTALAR HAVADA UÇUŞTU, SIRALAR PARÇALANDI
25 Şubat 1958 günü, Meclis tarihinin en kalabalık ve en hırçın kavgalarından birine sahne oldu. Tansiyonu yükselten cümle, DP Tekirdağ ‘mebusu’ Zeki Erataman’dan geldi. Erataman’ın kürsüden, “Senelerce milletin aziz dinini inkâr edenler…” dediği an salonda fırtına koptu. CHP’liler bir anda ayağa kalkarak bağırmaya ve sıralara vurmaya başladı. Meclis Başkanı’nın müdahaleleri gürültüden duyulmaz hale gelirken, DP sıralarının da ayaklanmasıyla ortam kontrol edilemez bir noktaya ulaştı.
Arbede, CHP Adana Milletvekili Yılmaz Mete ile DP Artvin Milletvekili Yaşar Gümüşer’in dövüşmeye başlamasıyla tüm salona yayıldı. Parlamento salonu olmaktan çıkan Genel Kurul, yüzden fazla vekilin birbirine girdiği bir alana dönüşmüştü. Yumruklar ve tokatlar havada uçarken, vekillerin elindeki evraklar ve çantalar da birer "silah" gibi kullanılmaya başlandı. Meclis Başkanı duruma hâkim olamayacağını anlayınca “riyaset makamını” terk etmek zorunda kaldı. O gün yapılan incelemede, ikisi DP tarafında biri CHP tarafında olmak üzere üç meclis sırasının arbede sırasında kırıldığı tespit edildi. Bu olay, çok partili dönemde fiziki çatışmanın toplu bir arbedeye dönüşebildiğini gösteren çarpıcı örneklerden biri olarak Meclis tarihine geçti.

ÇETİN ALTAN’A LİNÇ: ‘AP’LİLER, TİP’LİLERİ DÖVDÜ’
1958’de çantalar havada uçuşmuştu. On yıl sonra, 1968’de bu kez manşetler daha sertti. 21 Şubat 1968 tarihli Cumhuriyet gazetesi, birinci sayfasını şu başlıkla çıkmıştı: “AP’liler Meclis’te TİP’lileri dövdü.”
O gün İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülüyordu. Türkiye İşçi Partisi milletvekilleri konuşmalarında Nazım Hikmet’ten söz edince tansiyon yükseldi. İçişleri Bakanı Faruk Sükan’ın “Sen vatan haini, Nazım Hikmet’i savunan adam değil misin?” sözleriyle başlayan polemik, TİP İstanbul Milletvekili Çetin Altan’ın Nazım Hikmet için “en büyük Türk şair” demesiyle karşılıklı atışmaya dönüştü. Altan, Adalet Partisi sıralarından sert tepki aldı.

Sözlü tartışma uzun sürmedi. Gazete kayıtlarına göre AP’li milletvekilleri bir anda TİP sıralarına yöneldi. Salonun arkasından ve kürsü önünden TİP’lilere doğru yüründü. Çetin Altan, Sadun Aren ve Yunus Koçak tekme ve yumruklarla darp edildi. Yunus Koçak’ın başından ağır şekilde yaralandığı, kan fışkırdığı ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne kaldırıldığı yazıldı. TİP sıralarının kana bulandığı ifadeleri manşetlere girdi.
Çetin Altan, olayın ardından “Dehşetengiz bir şeydi, hayatta kalmamı mucize olarak görüyorum. 20 – 30 kişinin tekmesi arasından nasıl kurtulduğuma hâlâ şaşırıyorum” diyecekti.
Ve aradan on yıllar geçtikten sonra yaşananları “Bayağı büyük şeyler oldu orada, herkes biliyordu aslında. Bir anda, Adalet Partisi milletvekilleri üstüme saldırdılar, ben başımı sakladım yere falan, muazzam tekmeler, Allahtan sıraların arası dar olduğu için, yoksa ölürdüm ben yani. Bir santimetre beyaz etim kalmamıştı derken bir tabanca çıktı onu gördüm saniyenin onda biri, binde biri ne oldu böyle dedim. Yunus Koçak üstüme kapandı ve onun başına indi tabanca” sözleriyle anlatacaktı.
O gün yaşananlar, 1961 Anayasası sonrasında Meclis’e giren sosyalist bir partinin ilk büyük fiziki saldırıyla karşılaşması olarak kayda geçti.

1975: GÜVEN OYLAMASINDA SİLAHLAR ÇEKİLDİ
1968’de ideolojik hat üzerinden yürüyen kavga, 1975’te doğrudan hükümetin kaderine bağlandı. Süleyman Demirel başkanlığında, 12 Nisan 1975’te “Milliyetçi Cephe” ismiyle anılan; AP, MSP, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Cumhuriyetçi Güven Partisi’nden (CGP) oluşan hükûmet güven oylaması için toplandığında atmosfer gergindi. Oylamaya bazı milletvekillerinin katılmaması ‘iradeleri dışında alıkondukları’ iddialarını gündeme getirdi. Aynı gün içinde dahi istifalar sürüyordu.
Oylama yapıldı: 222 “evet”, 218 “hayır”.
Hükümet yalnızca dört oy farkla güvenoyu aldı. Manşetler “Evet’ler kazandı” diye çıktı. Ancak o dört oy, gerilimi düşürmeye yetmedi.
Gazete kayıtlarına göre oylama sonrası milletvekilleri ile dinleyiciler arasında kavga çıktı. Dayak yiyen DP’li vekilin tabanca çektiği yazıldı.

DOKUNULMAZLIK DÜZENLEMESİNDE KAVGALAR DURMADI
Yakın tarihlere, 2010’lara gelindiğinde, bu kez anayasa değişiklikleri üzerinden yeni bir gerilim hattı oluştu. Üstelik artık her şey canlı yayındaydı.
En çok hatırlanan kavgalardan biri Mayıs 2016’da TBMM Anayasa Komisyonu’nda, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliği teklifi görüşülürken yaşandı. Teklif, milletvekillerine ait fezlekelerin toplu olarak yargıya gönderilmesinin önünü açacak bir anayasa değişikliğiydi. Düzenleme, özellikle HDP’li milletvekilleri hakkında açılmış çok sayıda dosyayı doğrudan etkiliyordu.
Görüşmeler sırasında HDP’li ve AKP’li milletvekilleri arasında sözlü atışmalar başladı. Muhalefet, teklifin aceleyle ve uzlaşma aranmadan komisyona getirildiğini savundu; iktidar ise sürecin anayasal çerçevede ilerlediğini söyledi. Oturum ilerledikçe tansiyon yükseldi ve defalarca kavga çıktı.
Tekme ve yumrukların savrulduğu arbedede bazı milletvekilleri yaralandı, komisyon salonu çalışamaz hâle geldi. HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken omzunun çıktığını, hastanede müdahale edildiğini açıkladı.
2016’daki siyasi atmosferin yansıması da olan bu kavgaların sebebi olan dokunulmazlık düzenlemesi, ilerleyen süreçte çok sayıda milletvekilinin yargılanmasının ve tutuklanmasının önünü açacak, Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin kapısını aralayacaktı.

SİSTEM DEĞİŞİYOR, KAVGALARIN ŞİDDETİ ARTIYOR: ISIRMA, BURUN KIRMA
2016’daki dokunulmazlık düzenlemesi, Meclis’te tansiyonun yükseleceğinin işaretiydi. 2017’de gündem bu kez çok daha kapsamlı bir anayasa değişikliğiydi: Parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişi öngören teklif.
Ocak 2017’de başlayan anayasa değişikliği görüşmeleri, hem komisyon hem de Genel Kurul aşamasında sert geçti. Muhalefet, teklifin kuvvetler ayrılığını zayıflatacağını savunuyor; iktidar ise yürütmede istikrar ve hızlı karar alma mekanizması vurgusu yapıyordu.

Genel Kurul’daki oylamalar sırasında CHP’li milletvekilleri zaman zaman kürsüyü işgal etti. AKP’li milletvekilleri kürsü ile Başkanlık Divanı arasına geçerek müdahale etti. İtişmeler kısa sürede yumruklaşmaya dönüştü. Bazı milletvekilleri yaralandı; AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatih Şahin’in burnu kırıldı ve ameliyat edildi.

Bir başka oturumda o dönem bağımsız milletvekili olan Aylin Nazlıaka, “evet” oyu verenleri protesto etmek için kendisini kürsüye kelepçeledi. Müdahale sırasında yaşanan arbede kadın milletvekilleri arasında da sert görüntülere sahne oldu. Nazlıaka ve CHP’li Şafak Pavey yere düştü; Pavey’in protezi yerinden çıktı. AKP’li Gökçen Özdoğan Enç, HDP'li Pervin Buldan'ın göğsüne tekme attı, Buldan hastaneye kaldırıldı. AKP’li Özdoğan, daha sonra Meclis’e boyunluk ve tekerlekli sandalyeyle geldi.

Aynı dönemde yaşanan bir başka kavgada “ısırılma” iddiası gündeme geldi. AKP Trabzon Milletvekili Muhammet Balta, yere düştüğü sırada bir CHP’li vekil tarafından ayağından ısırıldığını öne sürdü; tetanos aşısı yaptırdığını ve antibiyotik tedavisi gördüğünü açıkladı. Taraflar birbirini suçladı, iddia günlerce polemik konusu oldu. Balta, ‘DNA testi yaptırılmasını’ istedi.

AKP'li vekiller Mihrimah Belma Satır ve Gökcen Özdoğan Enç, ısırılma polemiği üzerine Meclis'e "Dikkat köpek giremez" afişiyle geldi, günlerce konuşulan afiş hayvanseverlerin tepkisini çekti.

2021: BÜTÇE GÖRÜŞMELERİNDE KÜRSÜ ÖNÜ GERİLİMİ
Genel Kurul, 2021’de bu kez bütçe görüşmelerinde benzer bir tabloya sahne oldu.
TBMM Genel Kurulu’nda İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülüyordu. Bakan Süleyman Soylu kürsüde konuşmasını tamamladıktan sonra CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel söz aldı. Özel konuşmasında, Soylu’nun konuşma sırasında ayakta alkışlanmasına atıf yaparak, “Şehitleri alkışlatıyormuş gibi kendini ayakta alkışlatma çakallığına kapılmasın” ifadesini kullandı.
Bu sözlerin ardından AKP İzmir Milletvekili Alpay Özalan, Özel’in üzerine yürüdü. Diğer milletvekilleri araya girdi ancak itişme kısa sürede büyüdü. Genel Kurul’da yumruklaşmaya varan bir arbede yaşandı.

Kameralara yansıyan görüntülerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun da Özgür Özel’in bulunduğu yöne doğru ilerlediği görüldü.

2022: BÜTÇE GÖRÜŞMELERİNDE KALP MASAJI
2022’de yine bütçe maratonu sırasında yaşanan kavga, bu kez sağlık boyutuyla öne çıktı.
TBMM Genel Kurulu’nda bütçe görüşmeleri sürerken AKP Bursa Milletvekili Zafer Işık ile İyi Parti Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs arasında tartışma yaşandı. Tartışma kısa sürede fiziki müdahaleye dönüştü. Örs, Işık’ın yumruklu saldırısına uğradı. Başına aldığı darbenin ardından fenalaştı, ilk müdahale Meclis revirinde yapıldı.
Kalp pili bulunan Örs’ün darbe sonrası kalp spazmı geçirdiği açıklandı. Hastanede elektroşokla müdahale edilerek hayata döndürüldüğü bildirildi. Meclis’teki bir kavga, bu kez yoğun bakım müdahalesiyle sonuçlanmıştı.
Olayın ardından Zafer Işık’ın “Böyle şeyler olur, özür dilemeyeceğim” sözleri ayrıca tartışma yarattı.

2024: CAN ATALAY OTURUMUNDA KÜRSÜ ÖNÜ YİNE KARIŞTI
Son yılların en dikkat çeken kavgalarından biri, 2024 yazında Meclis olağanüstü bir gündemle toplandığında yaşandı.
Gezi Parkı davasından tutuklu bulunan ve milletvekilliği düşürülen TİP’li Can Atalay için muhalefetin talebi üzerine Ağustos 2024’te olağanüstü oturum yapıldı.
TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, kürsüden AKP sıralarına dönerek, “Sizde hiç utanma yok. Zerre miktar utanmanız yok. Haysiyetiniz yok” ifadelerini kullandı. AKP milletvekilleri kürsüye yöneldi. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, Şık’a “Kes sesini” diye seslendi. Şık ise “Sensin şerefsiz” karşılığını verdi.
Tartışma burada durmadı. Şık konuşmasını sürdürürken, “Hepinizin toplamının bu memlekete Atalay kadar hayrı dokunsa ömür boyu şükür namazı kılacak insanlarsınız. Bu ülkenin en büyük terör örgütü bu sıralarda oturanlardır” sözlerini söyledi.
Bu sözlerin ardından AKP İzmir Milletvekili Alpay Özalan, Şık’a saldırdı. Genel Kurul’da milletvekilleri arasında yumruklaşmaya varan kavga çıktı.
DEM Partili Gülistan Koçyiğit de kaşından yaralandı.

2025: BÜTÇE MARATONUNUN SON GÜNÜ
2026 bütçe görüşmelerinin son oturumunda tansiyon yine yükseldi. AKP Bursa Milletvekili Mustafa Varank, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i hedef alan sözleriyle CHP sıralarına yüklendi; traktör vaadi ve mezar başında rakı tartışması üzerinden sert ifadeler kullandı.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ise Varank’a yanıt verirken iktidarı “iftira siyaseti” yapmakla suçladı; mal varlığı açıklaması ve İBB davalarının TRT’den yayınlanması çağrısını yineledi. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in Atatürk ve İsmet İnönü’ye ilişkin sözleri gerilimi daha da artırdı.
CHP’li Ali Mahir Başarır’ın ayakta tepki göstermesiyle sözlü sataşma yerini itişmeye bıraktı. Kısa sürede iki parti milletvekilleri birbirlerinin üzerine yürüdü; yumrukların havada uçuştuğu bir arbede yaşandı. Güvenlik görevlileri ve diğer vekiller kavgayı ayırmakta zorlandı. Yaklaşık 10 dakika süren kavga, bütçe görüşmelerinin son gününe damga vurdu.
Kaynak:Haber Merkezi