Okul saldırganının ölümünde hukuki düğüm: Etkisiz hale getiren veli yargılanacak mı?

Maraş'taki okul saldırganının otopsi raporunda, ölümün bıçak darbesine bağlı dış kanama sonucu gerçekleştiği saptandı. Avukat İbrahim Tokalı, saldırganın yaralama sonucu ölmesi üzerine dava açılacağını belirtti.

Okul saldırganının ölümünde hukuki düğüm: Etkisiz hale getiren veli yargılanacak mı?

GAZETE PENCERE - Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli, öğrencisi olduğu Ayser Çalık Ortaokulu'nda düzenlediği silahlı saldırıda 10 kişiyi öldürdü. Babasına ait silahlarla saldırı gerçekleştiren Mersinli de hayatını kaybetti.

BİR VELİ SALDIRGANI BIÇAKLADIĞINI SÖYLEMİŞTİ

Otopsi raporunda Mersinli'nin sağ bacağında 1 adet öldürücü nitelikte kesici, delici alet yarası tespit edildi. Ölümünün kesici, derici alet yaralanmasına bağlı büyük damar yaralanması ve bundan gelen dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu vurgulandı.

Öte yandan, saldırganı bir velinin etkisiz hale getirdiği ortaya çıkmıştı. Mersinli'yi bacağından bıçakladığını söyleyen Necmettin Bekçi, ifadesinde, "Nereden aldığımı bilmediğim bıçak ile hatırladığım kadarı ile bir defa bacağına doğru bıçağı salladım ancak değip değmediğini bilmiyorum. Benim bıçağı sallamamdaki amacım şahsın ayağa kalkıp kaçmasını ve başkalarına zarar vermesini önlemekti" dedi.

“KANUN, BELİRLİ DURUMLARDA CEZA ALINMAYACAĞINI DÜZENLER”

Saldırıda faili ayak bileğinden bıçaklayarak ölümüne neden olan şahıs hakkında hukukî değerlendirmelerde bulunan avukat İbrahim Tokalı, şöyle konuştu:

“Türk Ceza Kanunu’nda ceza sorumluluğu düzenlenmiştir. Bu maddelerin her birinin sonunda, “ceza verilemez” şeklinde ifadeler yer alır. Örneğin; meşru savunma, zorunluluk hali (ızdırar hali) veya ilgilinin rızası gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilir.

Bu gibi durumlarda “dava açılamaz” ya da “kovuşturma yapılamaz” denilmez; bunun yerine “ceza verilemez” denir. Dolayısıyla, bu hallerin varlığı tespit edilse dahi süreç farklı işler. Öncelikle şu soruya bakmak gerekir: Savcı her durumda dava açmak zorunda mıdır, yoksa takipsizlik kararı verilebilir mi?

Eğer ortada bir suç varsa, kural olarak dava açılır. Örneğin, bir boks müsabakası sırasında atılan yumruk sonucu bir kişi hayatını kaybederse, burada da bir ölüm söz konusudur. Bu gibi durumlar Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesinde düzenlenen “ilgilinin rızası” kapsamında değerlendirilebilir. Kişi baştan rıza göstermiştir, ancak yine de ortada bir ölüm vardır ve bu bir suçtur.

Benzer şekilde zorunluluk hali de düşünülebilir. Örneğin, bir kişi üzerine canlı bomba ile gelen ya da silah doğrultan bir saldırganı son anda etkisiz hale getirmek için öldürürse, bu durumda “beni öldürecekti, ben de onu öldürdüm, dolayısıyla hiçbir şey yok” denilemez. Kanun bu durumda ceza alınmayacağını düzenler, ancak bunun nasıl uygulanacağını da belirler: “Ceza verilemez.”

Bu noktada savcıya takdir yetkisi tanınmaz; değerlendirmeyi mahkeme yapar. Yani bu tür durumlarda karar merci hâkimdir. Türk Ceza Kanunu’nun 24 ila 30. maddeleri arasında sayılan; amirin emri, meşru müdafaa, zorunluluk hali ve ilgilinin rızası gibi hallerde nihai değerlendirme mahkeme tarafından yapılır.

Somut olayda bir ölüm söz konusudur. Bu kişi intihar etmemiş, öldürülmüştür. Dolayısıyla bir öldüren vardır ve bunun tespiti gerekir. Otopsi raporuna göre ölüm, arka ayak damarının kesilmesi nedeniyle gerçekleşmiştir. Bu durumda kişinin kendini öldürmediği açıktır; bir fail vardır.

“’Hak etmişti’ gibi değerlendirmeler hukuken geçerli değildir”

Eğer olayda meşru müdafaa yoksa ve kişi keyfi şekilde öldürülmüşse, fail “kasten öldürme” suçundan yargılanır. Ancak meşru müdafaa olup olmadığı incelenmelidir. Şüpheli ilk ifadesinde, mağdurun birkaç kişi tarafından etkisiz hale getirildiğini, ancak tekrar saldırabileceğini düşünerek ayağına doğru bıçakladığını söylemiştir.

Bu ifade önemlidir. Eğer kişi zaten etkisiz hale getirilmişse ve saldırı ihtimali ortadan kalkmışsa, bu durumda meşru müdafaa hükümleri uygulanmayabilir. Bu halde “kastın aşılması suretiyle adam öldürme” suçu gündeme gelebilir. Failin amacı öldürmek değil, etkisiz hale getirmek olabilir; ancak sonuç ölümle neticelenmiştir.

Öte yandan, eğer saldırı devam etme ihtimali taşıyorsa ve fail üçüncü kişileri korumak amacıyla hareket etmişse, Türk Ceza Kanunu meşru müdafaayı üçüncü kişiler lehine de kabul eder. Bu durumda fail meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir.

Ancak bu durumda dahi savcı takipsizlik kararı veremez. Dava açılır ve mahkeme, olayın tüm koşullarını değerlendirir: Fail müdahale etmeseydi başka kişilerin hayatı tehlikeye girecek miydi, saldırı devam edecek miydi gibi sorular incelenir. Sonuçta mahkeme, “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verebilir.

Buna karşılık, eğer saldırı sona ermiş, kişi silahsızlandırılmış ve etkisiz hale getirilmişse, artık o kişiye yönelik ölümcül müdahale hukuka uygun sayılmaz. “Hak etmişti” gibi değerlendirmeler hukuken geçerli değildir. Hukuk devleti ilkesine göre kişi yargıya teslim edilmelidir.

“‘İHMAL SURETİYLE ADAM ÖLDÜRME’ SUÇU SÖZ KONUSU OLABİLİR”

Bu noktada olayın bir diğer boyutu da kolluk kuvvetlerinin sorumluluğudur. Eğer bıçaklama tek başına öldürücü değilse ve yaralı kişinin zamanında sağlık hizmetine erişimi engellenmişse, burada kolluk görevlilerinin sorumluluğu gündeme gelebilir.

Eğer polis ya da sağlık görevlileri, yaralıya müdahaleyi geciktirmiş, ambulans çağırmamış ya da müdahaleyi engellemişse ve bu durum ölümle sonuçlanmışsa, “ihmal suretiyle adam öldürme” suçu söz konusu olabilir. Bu suç, failin doğrudan öldürme kastı olmaksızın, gerekli müdahaleyi yapmayarak ölüme sebebiyet vermesi durumunda oluşur.

Ancak eğer süreç normal şekilde işlemiş, ambulans zamanında çağrılmış ve standart müdahaleler yapılmışsa, bu durumda kolluk görevlilerine sorumluluk yüklenemez. Teknik değerlendirme, adli tıp ve diğer delillerle yapılır.

Sonuç olarak, Türk Ceza Kanunu’nda öldürme suçunun farklı türleri vardır: kasten öldürme, taksirle öldürme, kastın aşılması suretiyle öldürme ve ihmal suretiyle öldürme. Her birinin hukuki karşılığı ve yaptırımı farklıdır. Somut olayda hangi suç tipinin oluştuğu, olayın tüm yönleriyle değerlendirilmesi sonucu mahkeme tarafından belirlenecektir.

Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, hiçbir kişi kendi adaletini tesis edemez. Suç işlediği iddia edilen kişiler, yargı mercilerine teslim edilmeli ve gerekli değerlendirme hukuk çerçevesinde yapılmalıdır.”

Kaynak:t24 - Can Öztürk

Öne Çıkanlar