'Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı: Konferansın planlayıcılarından Şahan'dan mektup

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, 'Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı'na mektup gönderdi

'Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı: Konferansın planlayıcılarından Şahan'dan mektup

GAZETE PENCERE - Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), “Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı” başlığıyla İstanbul Kongre Merkezi’nde bir buluşma gerçekleştirdi.

Siyaset, akademi, sivil toplum ve farklı toplumsal kesimlerden temsilcileri bir araya getiren konferans, Türkiye’nin demokratik geleceğine dair önemli tartışmalara sahne oldu. Konferans, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açılış konuşmasıyla başladı. “Demokratik Zeminde Cumhuriyeti Payidar Kılmak” başlıklı konuşmasında Özel, toplumsal barışın ancak hukuk, eşit yurttaşlık ve katılımcı demokrasiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

Gün boyu süren konferansta dört ana panel düzenlendi. Panellerde akademisyenler, milletvekilleri, uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri, Türkiye’nin demokratikleşme süreci, barış politikaları ve sosyoekonomik adalet başlıklarında değerlendirmelerde bulundu.

ŞAHAN MEKTUP GÖNDERDİ

Konferansın en dikkat çeken bölümlerinden biri ise tutuklu bulunan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mektup oldu. Şahan, mektubunda hem tutukluluk sürecine hem de demokrasi ve barış mücadelesine dair güçlü mesajlar verdi.

Şahan, yaklaşık 11 aydır Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte tutuklu bulunduğunu hatırlatarak, bu süreci kişisel bir mağduriyetin ötesinde, Türkiye’nin geleceğinin sınandığı bir dönem olarak gördüğünü ifade etti. Yerel yönetimlerde eşitlik, adalet ve güven temelli bir siyasal kültür oluşturma çabasının bugün baskı altında olduğunu vurgulayan Şahan, demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyeceğini dile getirerek şu mesajı iletti:

“Genel Başkanımız Özgür Özel’in davetiyle; Cumhuriyet Halk Partisi’nin en geniş toplumsal barış zeminini sunabilecek kurucu irade olduğu gerçeğini; siyasal bir sorumlulukla, somut bir zemine dönüştüren bu konferansa hepiniz hoş geldiniz. Bu buluşma, tutuklu bir siyasetçi ve belediye başkanı olarak benim için, dışarıyla kurulan güçlü bir bağ, derin bir nefes oldu. Bugün itibarıyla, Cumhurbaşkanı Adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sn. Ekrem İmamoğlu ile beraber başlayan Silivri tutukluluğumuz on bir aya yaklaştı. Özgürlüğünden mahrum bırakılmış bir insan için zaman, takvim yapraklarıyla ölçülmez. Bu süreçte asıl ağırlığını hissettiğim; sözümü ve emeğimi, ülkemin geleceğini inşa edecek adımlar için yeterince kullanamıyor oluşumdur.

BARIŞTAN YANA SİYASET

Bu siyasi tutuklamalar, basit gündelik hesapların ötesinde, bu milletin evlatlarının kaderinin hangi normda belirleneceğine dair bir kavganın sonucudur:Demokrasi, barış, hak ve özgürlükler ekseninde bir gelecek mi? Yoksa yurttaş iradesinin belirsizlik ve güvencesizlik tehdidi altında sınırlandırıldığı bir geleceksizlik mi? Bir şehir plancısı, bir kamu yöneticisi ve bir siyasetçi olarak benim için bu normu belirleyen her zaman yurttaşın kendisi olmuştur. İlkesel olarak barıştan yana; stratejik olarak ise siyasal alanın genişlemesinin devleti güçlendireceğine inanan bir belediye başkanıyım.

EŞİTLİK İCRATLE OLMALI

Bu nedenle önce belediye meclis üyesi, daha sonra ise Şişli Belediye Başkan adayı olduğum iki seçimde de, Cumhuriyet Halk Partisi’nin benimsediği İstanbul İttifakı/Türkiye İttifakı fikrini, bir seçim taktiği olarak değil, Cumhuriyet’in kurucu aklına dayanan bir sorumluluk olarak gördüm. Farklılıkların yan yana geldiğinde birbirini tehdit etmediği; aksine birbirini besleyerek güçlendirdiği bir Türkiye Cumhuriyeti hayaline inandım. İnançların, kimliklerin ve hayat tarzlarının bir arada yaşama iradesiyle çoğaldığı bu ortak zemini, kamusal sorumluluğun temel dayanaklarından biri olarak gördüm. Bu anlayışı Şişli’de hayata geçirmek için gece gündüz çalıştık. Görev sürem boyunca; plan çizerken de, asfalt dökerken de, çocuklar, gençler, kadınlar ve yaşlılar için projeler üretirken de aynı ilkeyle hareket ettik: Yurttaşın kamuyla kurduğu ilişkinin korkuya değil, güvene dayanması. Devletle toplum arasındaki mesafenin azaldığı, herkesin sokakta, kentte ve ülkenin her köşesinde kendini güvende hissettiği; haklarının korunduğuna dair inancın güçlendiği bir siyasal kültürün yerleşmesi için çaba gösterdik. Bugün tutuklu bulunmamın da, Cumhuriyet’in ilk adımlarının atıldığı, şu an sınırları içinde bulunduğunuz Şişli’nin kayyum yönetimi altına alınmasının da nedeni budur. Eşitliği, adaleti ve hak temelli bir kent yaşamını sözle değil; uygulamayla, icraatla ve kararlılıkla hayata geçirme iradesidir.

Demokrasi yerelden başlar. Gündelik hayatın içinde kurulan ilişkilerden, göz hizasından başlar. Yurttaşın kamuyla temas ettiği her anda yeniden anlam kazanır. Yerel yönetimler; adaletin, eşitliğin ve güven duygusunun doğrudan sınandığı alanlardır. Eşit yurttaşlık fikri, sosyal demokrat siyaset anlayışımızın en güçlü dayanaklarından biridir. Bugün yerelde kurmaya çalıştığımız bu anlayışın, yarın ülkenin tamamında demokratik bir iklime dönüşeceğine yürekten inanıyorum.

BİRLİKTE YAŞAMA UMUDUNA BAĞLILIK

Bugün Türkiye yeni bir devrin eşiğindedir. Açılan bu yeni sayfanın ilk cümlesi, bu vatanın bütün evlatları için kurulmalıdır. Yan yana gelebilen, konuşabilen, birbirini anlayabilen bir toplum olabilmek içindir. Ancak bu cümle, hepimizi kapsayan bir adalet ve eşitlik anlayışıyla kurulmadığı sürece, kalıcı bir toplumsal barış mümkün olmayacaktır. Genç kuşak siyasetçilerin bu topraklarda siyaset yapma iradesinin baskıyla değil; hukukla, siyasi rekabetle ve özgürlükle güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Türkiye’nin geleceğine dair söz söyleyen herkesin, bulunduğu makamdan bağımsız olarak; devleti güçlendirmeye, hukuku güvenilir kılmaya, milletin birbirine olan bağını onarmaya katkı sunması gereken bir tarihsel kavşaktayız. Yaşadığım bu süreci kişisel bir hikâyemin ötesinde, Türkiye’nin ortak geleceğini kurma iradesinin sınandığı bir dönem olarak görüyorum. Bugün özgürlüğümden mahrum bırakılmış olabilirim; ancak bu ülkenin barışına, demokrasisine ve birlikte yaşama umuduna duyduğum sorumluluktan; bir evlat, bir eş, bir baba ve Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir yurttaş olarak, vazgeçmem. Anadolu toprağının bin yıllık birlikte yaşama kültürü, bu ülkenin en büyük gücüdür. Bu mayayı geleceğe taşımak, hepimizin ortak görevidir.

Bugün bu buluşmaya, sahip olduğum tek imkânla katılıyorum: Bir kalemle, bir kâğıtla. Ama şunu biliyorum; Bu ülkenin geleceği, en zor zamanlarda bile sözünü sakınmayanların emeğiyle kurulacaktır. Ben de elimden geldiği kadar bugünkü ortak emeğe katkıda bulunmaya çalışıyor; sizleri inançla ve sorumluluk duygusuyla selamlıyorum.”

Konferans, Özgür Özel’in kapanış konuşmasıyla sona ererken, CHP yönetimi ve katılımcılar, toplumsal barış ve demokratikleşme yönünde ortak mücadele çağrısında bulundu.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar