Türk basını artık hür değildir!
Anayasanın 28. Maddesi veciz bir söz gibi görünse de bir amir hükümdür; basın hürdür, sansür edilemez.23 Temmuz 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet, Türk demokrasisi adına bugün kaybetmeye başladığımız bir dizi yeniliği...
Anayasanın 28. Maddesi veciz bir söz gibi görünse de bir amir hükümdür; basın hürdür, sansür edilemez.
23 Temmuz 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet, Türk demokrasisi adına bugün kaybetmeye başladığımız bir dizi yeniliği hayata geçirmiştir. 24 Temmuz’da yürürlüğe giren Meşrutiyet kararları ile hükümet, padişaha değil meclise karşı sorumlu hâle getirilmiş, padişahın yetkileri sınırlandırılmıştır. Yasa teklifi için gerekli olan padişah izni kaldırılmıştır. Padişahın meclisi açma-kapama yetkisi zorlaştırılmıştır. Cemiyet (parti) kurma hakkı getirilerek, çok partili hayata geçiş sağlanmıştır. Padişahın mutlak veto yetkisi kaldırılmış, geciktirici, güçleştirici vetoya dönüştürülmüştür. Bunların dışında bir de 1876’dan beridir uygulanan sansür kaldırılmıştır. Sansürün kaldırılması kararı öncesi gazeteler “sansür memurları”nın denetimi ve izni ile yayınlanabilmekteydi.
Bugünkü hâl ile mukayese ettiğimizde II. Meşrutiyet’in getirdiği “yenilikler”in “yeni” adı altında yürürlüğe giren mevcut hükümet sistemi ile tarumar edildiği görülebiliyor. Bugünün Türkiyesi, bir asır önceki Türkiye’yi anımsatmaktadır.
İktidar tıpkı 114 yıl önce padişahlık idaresinde olduğu gibi basını sansüre tabi tutmakta, zaman zaman “alo” diyerek, zaman zaman yargı erki ile, RTÜK kararları ve çeşitli müdahaleler ile ölümü gösterip sıtmaya razı ederek oto sansüre de maruz bırakmaktadır.
Dahası basın hürriyetinin, dolayısıyla demokrasinin teminatı olan, olması gereken kurumlar aracılığı ile yazılı ve görsel basını denetime tabi tutmakta, isimleri başka olsa da ifa ettikleri itibariyle sansür memurları yine mesai yapmakta, iktidar akredite olduğu uluslararası camiadan kopmamak adına yasaklamak yerine yaşama imkanı bırakmayacak tedbirler almaktadır.
Yazılı basının dijital mecralara kaydığı bir dönemde internet gazeteciliğini gazete ve dergilerin temel kazançlarından mahrum bırakarak mesleğin icrasını başka yönlerden de zora sokmaktadır.
İktidarı öven, tek bir kaynaktan beslenen ve medyanın tekelleşmesi ile o tekele dahil olan basın mensup ve araçları yaşayabilir haldedir.
Türk basını artık hür değildir!
Unutulmamalıdır ki “Hür medya, hür toplumun teminatıdır.” Basın hürriyeti, öteki hürriyetlerin emniyet sübabıdır.
Hak ve hürriyetlere karşı girişilen her hareket önce hür basını hedef alır. Susan yahut monofonik sesler
çıkaran basının var olduğu ülkelerde demokrasi de yoktur.
İşleyen bir demokrasi için korkmayan, korkutulmayan, sansürlenmeyen bir basına ihtiyaç vardır.
İşte bu ihtiyaç dahilinde, bir taraftan meslek etiğinin bilinci, diğer bir taraftan da demokratik bir tavırla, içe kapatılarak yönetilmeye çalışılan Türkiye’de demokrasiye nefes aldıracak bir gayret ve cesaretini imkân bilen bir kadro ile “pencere” açan Gazete Pencere 1000. sayıya ulaştı.
Demokratik tavır alanları daralırken “cesaretin bulaşıcı” olduğunu hatırlatarak büyüyen, türlü engellere rağmen istinat noktasını “gerçek” belleyerek demokratikleşme gayretlerimize omuz veren Gazete Pencere ailesine, editörlerine, yöneticilerine, yazarlarına, muhabirlerine, şahane tasarımları ile grafikerlerine teşekkür ediyorum.
Yavuz Oğhan öncülüğünde
bizlere nefes aldıran bu pencerenin ilelebet
açık kalması ümit ve temennisiyle.