"Aile Yılı" 2025'te 404 bin kadın "ailevi" nedenlerle çalışmayı bıraktı
‘Aile Yılı’ ilan edilen 2025’te 404 bin kadın ‘ailevi nedenlerle’ çalışma yaşamından çekildi. İşlerinden ayrılan kadınların 174 bininin ise üniversite mezunu olduğu belirtildi.
GAZETE PENCERE - Aileyi merkeze alan politikalar, kadını ‘eş’, ‘anne’, ‘bakıcı’ olarak tanımlayan düzeni pekiştiriyor. Çalışma hayatındaki varlığı ise ‘aile ekonomisine destek’ olarak tanımlanıyor. Bu nedenle işinden ve ekonomik bağımsızlığından en kolay vazgeçmesi beklenen kadınlar oldu.
BirGün'den Havva Gümüşkaya'nın haberine göre özellikle erken çocukluk dönemine ilişkin kamusal ve ücretsiz kreşlerin yokluğunda, özel kreş fiyatlarının asgari ücretle yarışır hale gelmesi pek çok kadını ‘‘Çalışıp maaşımı bakıcıya/kreşe vereceğime evde çocuğuma bakarım’’ noktasına getiriyor. Çocuk bakımına dair kriz büyürken yaşlı bakımı da artık önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de nüfus yaşlanırken yaşlı bakımı devlet tarafından kurumsallaşmak yerine ‘‘evde bakım’’ gibi yöntemlerle yine kadının omuzlarına yükleniyor.
Son yıllarda sıkça vurgulanan istihdam stratejilerinde de ‘esnek çalışma’ ve ‘uzaktan çalışma’ modelleri genellikle kadın istihdamını artırma vaadiyle sunuluyor. Oysa ‘kadını evden koparmadan çalışmaya’, ‘ev işleri ile profesyonel işi iç içe geçirerek iş yükünü artırmaya’ ve sonuç olarak da kadının iş yaşamından vazgeçip ‘‘ailevi nedenlerle’’ tamamen çalışma hayatının dışına çıkmasına zemin hazırlıyor.
İŞ GÜCÜNE DAHİL OLAMAMANIN DİĞER NEDENİ DE EV İŞLERİ
TÜİK’in işgücü verileri de iktidarın aile odaklı politikalarının kadınları işgücü piyasasının dışına nasıl ittiğini rakamlarla ortaya koyuyor. 2025 itibarıyla çalışma çağındaki 21 milyon 548 bin kadın, işgücüne dahil olmuyor. Bu kadınların 5 milyon 925 bini ise işgücüne dahil olmama gerekçesi olarak ‘ev işleriyle meşgul’ olduğunu beyan ediyor. Bunun yanında 3 milyon 846 bin kadının çalışma hayatına katılmama gerekçesi ise ‘ailevi ve kişisel nedenler.’ Bu iki gerekçe toplamda 9 milyon 771 bin kadının işgücüne dahil olmama nedenini oluşturuyor. Başka bir ifadeyle çalışmayan kadınların yüzde 45’i ev işleri ve ailevi nedenler işgücüne katılmıyor.
AİLEVİ NEDENLERLE ÇALIŞMAYAN KADINLARIN 806 BİNİ ÜNİVERSİTE MEZUNU
2021’de 2,3 milyon olan ‘‘ailevi nedenlerle’’ çalışamayan kadın sayısı, 2025’te 3,8 milyona fırladı. Üstelik bu durum nitelikli kadın işgücünde de dikkat çekici bir noktaya ulaştı. Ailevi nedenlerle çalışma hayatına katılmayan kadınların 806 binini üniversite mezunları oluşturuyor. Ailevi nedenlerle işgücüne katılmayan 5 kadından biri nitelikli işgücü olan üniversite mezunlarından oluşuyor.
2023 seçimlerinden sonra daha da yükselen muhafazakar politikalar, 2024 ve 2025 yıllarında adeta bir patlamaya yol açtı. Son iki yılda bir milyondan fazla kadın, ailevi gerekçelerle iş aramaktan vazgeçti veya işini bıraktı. ‘Aile Yılı’ ilan edilen 2025’te 404 bin kadın ‘ailevi’ nedenlerle çalışma yaşamından koptu. Bu dönemde 174 bin üniversite mezunu kadın ailevi nedenlerle işgücü piyasasından çekildi. 2021 yılında çalışma hayatına katılmayan kadınların yüzde 11’inin gerekçesini ailevi nedenler oluştururken 2025’te bu oran yüzde 18’e yükseldi. Yaş gruplarına göre incelendiğinde de ise daha dramatik bir tablo ortaya çıkıyor. Kadınların yaş aralığı, çocuk sahibi olunan ve bakım yükünün en yoğun olduğu döneme işaret ediyor.
İLK DOĞUMDAKİ ANNE YAŞI, İŞGÜCÜNDEN KOPUŞUN HIZLANDIĞI YAŞLARI İŞARET EDİYOR
2025 sonu itibarıyla 780 bini 30-34 yaş aralığında kadın çalışma yaşamından ailevi nedenlerle koptu. Bu yaş aralığını 645 bin ile 35-39 yaş aralığındaki kadınlar, 623 bin ile de 25-29 yaş aralığındaki kadınlar takip etti. Çalışma çağında en verimli olunan ve iş hayatında ilerlenen 25-39 yaş aralığında 2 milyon 48 bin kadın ailevi engelleri aşamıyor. TÜİK’in doğum istatistikleri de ilk doğumdaki anne yaşı, işgücünden kopuşun hızlandığı yaşları işaret ediyor. İlk doğumdaki ortalama anne yaşı 27,3 olarak hesaplanıyor. Bu ortalama İstanbul’da 28,8’e, bazı illerde ise 29’un da üzerine çıkmış durumda.
2025 yılının ‘‘Aile Yılı’’ olarak tescillenmesi, görünürde bir sosyal politika hamlesi gibi sunulsa da veriler bu politikanın aslında kadını sosyal devletin eksiklerini kapatan bir ‘‘ikame’’ haline getirdiğini ve kamusal alandan sistematik olarak tasfiye ettiğini kanıtlıyor. Kadınların, sistemin açıklarını kapatan birer ‘yedek işgücü’ veya ‘ücretsiz bakım sağlayıcı’ olmaya zorlayan bu düzeni tersine çevirmenin reçetesi ise kadın hareketinin ‘aileci kuşatmaya’ karşı sözünü ve eylemini yükseltmesi.
Kaynak:ajanslar