Bu heykelleri görünce sarılmak isteyeceksiniz…
Heykeltıraş Ayla Turan’ın otuz yıllık üretimini bir araya getiren “Ayla Turan Retrospektif” sergisi, İstanbul Levent’teki İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçıyla sergisini ve sonrasını konuştuk.
GAZETE PENCERE- Sergide, mermerden bronza, ahşaptan polyestere birçok farklı malzemeyle üretilmiş elliden fazla eser var. Bu heykeller öyle canlı hissettiriyor ki; insanın içinden dokunmak, hatta sarılmak geliyor.
Hamburg doğumlu olan Ayla Turan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü mezunu. İstanbul’da kendi atölyesini kurduktan kısa bir süre sonra yurt dışında da üretim yapmaya başlamış. Türkiye’den Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada kamusal alanda heykelleri sergileniyor. Malzeme olarak mermer, granit, ahşap ve metal kullanan sanatçının sergide gördüğümüz heykellerinin çoğu polyester üzeri akrilik boyama. Pürüzsüz beyaz yüzeyleri, çocuksu ama aynı zamanda huzursuzluk barındıran figürleriyle Turan’ın heykelleri izleyiciyi gülümsetirken bir yandan da düşündürüyor.
“DÖNÜP BAKTIM ARDIMDA NELER KALMIŞ”
Bu sergiyi hazırlamanın ‘eski albümleri karıştırmak gibi’ hissettirdiğini söyleyen Turan “Son 30 yıllık sanat yolculuğumda hep ileriye baktım. Bugün bir durdum, dönüp baktım ardımda neler kalmış diye. Her duygu taze, ilk kez hepsi bir arada, benim dünyam benim sahnemde. Oyuncular farklı, zaman farklı, sahne aynı. Bugünden sonrası için nefes almak gibi bu sergi. Derin bir nefes. Geçmişin tanıklığını geleceğe taşırken, koşmaya devam etmenin bir durak noktası. Ve tarihe tanıklık ederek koşmaya devam etmenin başlangıcı” diyor. Heykeltıraş Ayla Turan’a sergisi üzerine sorularımı e-posta yoluyla ilettim, yanıtlarını yazılı olarak paylaştı. Keyifli bir pazar okuması olması dileğiyle!

Heykellerinize bakan birçok kişi aynı şeyi söylüyor: ‘Sarılmak istiyorum.’ Bu duyguyu bilinçli olarak mı kuruyorsunuz?
Bunu çok sık duyuyorum ve her seferinde içimi ısıtıyor. Bir sanatçı için daha büyük mutluluk olamaz sanırım. Bu sarılma isteği, benim hissettiğim duygunun izleyiciye direkt geçiyor olması, izleyicinin de benim heykellerimde kendinden bir parça bulması demek oluyor.
Çocuk figürleri sizin üretiminizin merkezinde. Bu figür sizin için masumiyet mi, yoksa bir tür kırılganlığı mı temsil ediyor?
Çocuk figürleri heykellerimde bir anlatım dili. Bu yolla duygumu anlatıyorum. Masumiyet, saflık, bembeyaz oluşlarıyla izleyenin kendi hikâyesiyle de bağ kurabildiği bir alan. Masumiyetlerinin yanında kırılganlık kadar direnç, cesaret ve bazen isyan da taşıyor. Tek bir duyguya indirgenemeyen bir alan bu. Hayatın kendisi.

Çocuk figürleri üzerinden aslında yetişkin dünyasına dair eleştirel bir şey söylediğinizi düşünüyor musunuz?
Evet, çoğu zaman öyle. Çocuk figürünü metafor olarak kullanıyorum. Bana dolaylı bir anlatım imkânı veriyor. Doğrudan söylemek yerine, izleyicinin kendi yorumunu kurabileceği bir alan açıyorum. Ama o alanın içinde elbette yetişkin dünyasına dair sorgulamalar da var.

Sergilerinizi ziyaret eden çocuklarla bir araya gelme şansınız oldu mu? Onların tepkileri nasıl?
Evet, zaman zaman sergide karşılaşıyoruz, yüzlerindeki gülümsemeyi görmek büyük mutluluk, önümüzdeki günlerde İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde çocuklarla bir araya gelip birlikte bir çalışma planlıyoruz. Onlar heykellerle mesafesiz bir ilişki kuruyor; dokunuyorlar, üzerine çıkıyorlar, oyun kuruyorlar. Galeride üzerlerine çıkmaları pek mümkün olamasa da kamusal alanlardaki heykellerimde bu mümkün. Bu benim için çok değerli. Çünkü heykelin gerçekten “yaşadığını” o an hissediyorum. Bazen söyledikleri tek bir cümle bile beni uzun süre düşündürüyor.

Beyaz renk neredeyse tüm heykellerinizde baskın. Bu tercih sizin için estetik bir karar mı, yoksa felsefi bir anlam mı taşıyor?
Estetik bir tercih olmanın ötesinde, benim için çok güçlü bir anlamı var. Beyaz; boşluk, başlangıç, umut. Ama aynı zamanda izleyiciye alan açan bir renk. Renkten arındıkça, izleyicinin kendi duygusunu yerleştirmesi mümkün oluyor.
İlham kaynağınızı “hayat” olarak tanımlıyorsunuz. Günlük hayatta sizi en çok etkileyen şeyler neler?
Çok küçük anlar… Bir bakış, bir jest, bazen bir sessizlik. İnsanları gözlemlemeyi seviyorum. O detaylar birikiyor, sonra bir gün bir form olarak ortaya çıkıyor. Yaşadıklarım, gözlemlerim, duyarlılıklarım sonucu oluşan kolektif bilinç bir gün heykele dönüşüyor.

Eserleriniz yurt içinde ve yurt dışında kamusal alanlarda sergileniyor. Şu an Türkiye’nin hangi şehirlerinde eserleriniz var?
Türkiye’de, İstanbul, Ankara, Mersin, Antalya, Gaziantep, Malatya gibi farklı şehirlerde kamusal alanlarda işlerim var ve bu benim için çok kıymetli. Almanya, Fransa, İtalya, Macaristan, Arnavutluk, Letonya, Çin, Japonya, Tayland, Hindistan, Meksika, Dubai, ABD, Suriye, Burkina Faso ve daha birçok ülkede, farklı coğrafyalarda kamusal alan heykellerim var. İnsanların gündelik hayatlarının içinde bu heykellerle karşılaşması çok özel bir şey. Her yeni yer, işin anlamını biraz daha pekiştiriyor.
“ÜRETİM HİÇ BİTMEYEN BİR YOLCULUK”
Sanatçı için üretim bitmeyen bir süreç… İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’ndeki serginiz ile adeta 30 yılın özetini görebiliyoruz. Bundan sonrası için planlarınız neler?
Bu sergi, üretim sürecimde bir durak gibi. Durup nefes almak, geriye bakmak için bir fırsat. Koşturmaca içinde geçen yıllar sonunda heykellerimin çoğunu bir arada görmek çok heyecan verici. Bundan sonra da üretmeye, yeni yollar aramaya, keşfetmeye devam edeceğim. Benim için üretim, hiç bitmeyen bir yolculuk.

Serginin kataloğu için hazırladığı yazıda Prof. Dr. Marcus Graf, Ayla Turan’ın heykelleri için “Kültürel ve toplumsal sınırları aşar, belirli bir sınıfa ya da coğrafyaya bağlı değildir; evrensel bir insan deneyimine seslenir” diyor. Siz de bu eserleri yakından görmek istiyorsanız, “Ayla Turan Retrospektif” sergisini 11 Mayıs’a kadar Levent’teki İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde her gün 09.00–19.00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz.
Kaynak:Nilay Can