Türkçe opera Edusa ‘Bir Anadolu Hikayesi’ seyirciyle buluştu

Türkiye’de operası sahnelenen ilk kadın besteci Güldiyar Tanrıdağlı’nın imzasını taşıyan Edusa ‘Bir Anadolu Hikayesi’ dün akşam prömiyer yaptı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Caner Akgün’le Edusa’yı konuştuk.

Türkçe opera Edusa ‘Bir Anadolu Hikayesi’ seyirciyle buluştu

Nilay CAN - GAZETE PENCERE

İstanbul Devlet Opera ve Balesi dün akşam bir dünya prömiyeri ile izleyici karşısındaydı. Güldiyar Tanrıdağlı’nın bestelediği, Prof. Dr. İskender Pala’nın librettosunu yazdığı Edusa, Anadolu’nun kadim coğrafyasında Lidya ve Pers krallıklarının arasında geçen bir hikayeyi Türkçe olarak sahneye taşıdı.

Tarih boyunca Hititler, Frigler, Urartular ve İyonlar gibi güçlü uygarlıklara ev sahipliği yapan Anadolu’dan hepimizin çok iyi bildiği bir başka uygarlık da geçti. Parayı bularak dünya ekonomik tarihine yön veren Lidyalılar. Lidya Krallığı, ekonomik gücü ve siyasal etkisiyle öne çıkmış; başkenti Sardes (bugünkü Manisa’nın Salihli ilçesi), ticaret yollarının kesiştiği, canlı ve zengin bir kent olarak dikkat çekmiştir. Krallığın doğu sınırı, dönemin doğal ve siyasal sınırı olan Kızılırmak Nehri’ne kadar uzanıyordu.

Milat'tan önce 6. yüzyılda, Batı Anadolu’nun ihtişamlı medeniyetlerinden biri olan Lidya Krallığı’nın başkenti Sardes’teyiz… Burada günler, altının getirdiği zenginlikle şekillenen lüks bir yaşam içinde geçmektedir. Ancak bu zenginlik, zamanla Lidya’yı büyük bir tehlikenin eşiğine sürükler. Bu tehlike, Kızılırmak’ın ötesinde güçlenerek yükselen Pers İmparatorluğu’dur.

SAVAŞI KAZANMANIN YOLU

Çok geçmeden iki büyük medeniyet karşı karşıya gelir. Bir tarafta Lidya Kralı Krezüs, diğer tarafta Pers İmparatoru II. Kiros vardır. O sıralarda Sardes’e gelen Atinalı Solon, Kral Krezüs’e bu savaşı kazanmanın yolunun yalnızca zenginlikten değil; kültüre, değerlere ve erdeme sahip çıkmaktan geçtiğini söyler. Ancak Krezüs bu öğütleri dikkate almaz. Ve böylece Anadolu topraklarında, amansız bir savaşın ve Edusa ile Haludas’ın aşk hikâyesinin kapıları aralanır…

opera

OPERASI SAHNELENEN İLK KADIN

Provaları esnasında izleme şansı bulduğumuz Edusa – Bir Anadolu Hikayesi’nin müzikleri, piyanist ve besteci Güldiyar Tanrıdağlı’nın imzasını taşıyor. Film ve dizi müzikleriyle de tanınan Tanrıdağlı, bu eserle birlikte önemli bir ilke de imza atıyor. Tanrıdağlı, müziğin yalnızca bir eşlik unsuru değil, sahnedeki duygunun taşıyıcısı ve anlatının görünmeyen dili olduğunu vurguluyor:

“Bu benim ilk operam, Türkiye’de operası sahnelenen ilk kadın opera bestecisiyim. Önce sahneyi okuyorum, gözümde canlandırmaya çalışıyorum, herkesten önce ben görmeye çalışıyorum sahneyi ve ona uygun şekilde eşlik edecek müziği hissetmeye çalışıyorum. Bazı sahneler var, dörtlüğü okuduğum anda melodisi aklıma geldi. Hikayenin gücü… Hikayeden feyz almayı çok seviyorum çünkü ben duygulanırsam bir şekilde seyirciye geçeceğine de inanıyorum.

LTÜRÜ OLMAYAN TOPLUMLAR...

Tarih ve kurgu karakterlerin iç içe geçtiği operanın mesajı, ‘kültürü olmayan toplumlar yok olmaya mahkumdur’ diyor rejisör Caner Akın.

Geçtiğimiz yıl Gilgameş Operası ile öne çıkan yenilikçi reji yaklaşımını Edusa’da da sürdürüyor Akın. “Pala ve Tanrıdağlı’nın hayal ettiklerinin üzerine kendi görmek istediklerimi, kendi hayalimi ekledim ve kolektif olarak bambaşka bir dünya yarattık” diyen Akın’ın rejisi izleyiciye güçlü bir görsel deneyim vaat ediyor.

İki perdeden oluşan opera, Batı Anadolu’da hüküm süren Lidya Kralı Krezüs ile Pers Kralı Kiros arasındaki tarihsel mücadeleyi merkezine alıyor. İki kral arasındaki güç mücadelesi sahneye taşınırken, aşk hikayesi de ıskalanmıyor.

opera-5

Orkestra şefliğini İbrahim Yazıcı’nın yaptığı operada dekor ve görsel tasarımı Efter Tunç, kostüm Olcay Engin Kaymaz, ışık Cem Yılmazer, video Aisha Hajiyeva imzasını taşıyor. Koro şefi Anıl Aydın, koreograf ise Berk Sarıbay.

Temsillerde; Edusa rolünde Gülbin Günay, Evren Işık Yasemin; Halludas rolünde Mert Süngü, Ufuk Toker; Krezüs rolünde Göktuğ Alpaşar, Gökhan Ürben; Namirek rolünde Nesrin Gönüldağ, Asude Karayavuz; Kyros rolünde Yoel Keşap, Hüseyin Likos; Solon rolünde Caner Akgün, Kevork Tavityan; Karuna rolünde Barbora Hitay, Deniz Likos; Kufu rolünde Berk Dalkılıç, Bülent Külekçi; Aryan rolünde Alper Göçeri, Murat Güney; Nakata rolünde Kenan Dağaşan, Emre Güngör; Mehte rolünde Erencan Karadi, Burak Kul; Sandanis rolünde Arda Durgut, Ufuk Karakoç; Aryenis rolünde Efe Doğrukul, Bahadır Özkoca; Soytarı rolünde Uğur Etiler, Okan Fidan; Muhafız rolünde Mehmet Tükel Acar, Talip Savranbaşı; Ulak rolünde Kılıç Aslan, Emre Parlar dönüşümlü olarak sahnede olacaklar.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) bale ve modern dans sanatçıları da eserin kalabalık kadrosunda yer alıyor. Yaklaşık 300 kişilik bir ekibin emek verdiği, nisan ayı boyunca Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenecek olan “Edusa” Türkçe opera dinlemek isteyenler için kaçırılmayacak bir fırsat.

photo-2026-03-26-20-24-33

“TÜRKÇE ESERLERİN ÇOĞALMASI EN BÜYÜK HEDEFİMİZ”

‘Opera sanatı tarih, felsefe ve edebiyat kavramlarını en üst düzeyde estetik kavramlarla bir araya getiren bir düzlem. Bu bağlamda yeryüzündeki en etkin anlatım biçimi’ diyen İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Caner Akgün’le Edusa’yı konuştuk.

caner-akgun-1

*“Edusa” Lidya Krallığı’nı ve Anadolu’nun kadim hafızasını merkeze alıyor. Anadolu’nun binlerce yıllık hafızasını sahneye taşımak, estetik açıdan nasıl bir sorumluluk yüklüyor?

İstanbul Devlet Opera ve Balesi olarak yetkin kadromuzla kültür ve sanata ait izleri bırakmak adeta bir alışkanlık olmuştur. Köklü bir geleneğe sahip kurumumuz bütünlüklü sanat eseri yaratma alanında usta isimleri bünyesinde barındırıyor. Büyük bir sorumluluk olmakla beraber dişlilerimizin doğal işleyiş alanı. Opera sanatı tarih, felsefe ve edebiyat kavramlarını en üst düzeyde estetik kavramlarla bir araya getiren bir düzlem. Bu bağlamda yeryüzündeki en etkin anlatım biçimi. Edusa da bu donanımla özenle işlendi.

*Eserde gerçek gücün altın ve iktidarda değil, kültürde saklı olduğu vurgulanıyor. Bu fikir sahnede nasıl karşılık buluyor?

Kültür yaratmak ve geleneklerle köklü bir toplum oluşturmak maddenin üzerinde bir derinlik ve bilinç oluşmasına sebep oluyor. Neticede bu temelle kazanılan madde daha da kalıcı hale geliyor. Sahnede metaforik bir anlatıyla bu farkı göreceksiniz.

GEÇMİŞTEN BUGÜNE DERSLER

*“Edusa” yalnızca tarihsel bir anlatı mı, yoksa bugüne dair bir söz de söylüyor mu?

Prof. İskender Pala’nın ele aldığı hikaye ve libretto içeriğinde tarihsel bir projeksiyonun günümüz terminolojisiyle seyirciye aktarıldığını görüyoruz. Bu da zamanın üzerinden geçtiği tarihsel olguların hala yaşadığımız anlarda nasıl da geçerli olduğunun mesajını bize veriyor.

*Lidya, tarihte parayı bulan uygarlık olarak biliniyor. Bu ekonomik güç ile adalet, kültür ve etik arasındaki gerilim operada nasıl işleniyor?

Bir toplumun madde sebebiyle etik yozlaşmasını nasıl yaşadığını gözler önüne seren ibret verici bir hikaye. Gerginliğin yanı sıra büyük dersler içeriyor günümüz insanına.

opera-8

*Edusa karakteri nasıl bir kadın? Mitolojik bir figür mü, tarihsel bir temsiliyet mi, yoksa sembolik bir anlatı unsuru mu?

Edusa, Anadolu medeniyetindeki kadın figürünü merkez alarak dişil üretkenliğin, estetiğin ve doğurganlığın nasıl toplumun sürekliliğini sağladığı konusunda bir özne olmayı başarıyor.

*Edusa’nın “küçük çocuklara beslenmeyi öğreten tanrıça” olarak tanımlanması, eserin sembolik katmanında neyi temsil ediyor?

Toplumun yaşaması, oluşturulması ve büyümesi için anaç perspektiften bir gerçeklik bize sunuyor eserde Edusa karakteri.

*Bu eserin bir kadın Türk besteci tarafından bestelenmiş olması sizce Türkiye’de opera tarihi açısından nasıl bir eşik?

Kurumumuz yeni eserlerin literatürümüze kazandırılması konusunda öncü niteliğindeki etkinliklerine devam etmekte, bunlardan en değerlisi kuşkusuz bu başlık. Türkçe eserlerin çoğalması en büyük hedefimiz.

HALK MÜZİĞİ MOTİFLİ OPERA

*Güldiyar Tanrıdağlı’nın bestesi geleneksel opera diliyle mi ilerliyor, yoksa çağdaş müzikal arayışlar da var mı?

Besteci klasik, melodik zemini zengin, halk müziğimizin motiflerinden etkilenen bir üslupla eseri yarattı.

*Bu yapımda seyirciyi nasıl bir görsel evren bekliyor? Minimalist mi, epik mi, deneysel mi?

Epik olmasının yanı sıra pastoral öğelerin fazlaca tarihsel ve melodramik anlatıyla beslendiği bir evren yaratıldı.

opera-2

*Tarihsel bir hikâyeyi çağdaş ve deneysel bir sahne diliyle anlatmak nasıl bir risk barındırıyor?

Eğer bir anlatı kurgunuz varsa risk yoktur. Sanat yaratılır ve seyircinin huzuruna çıkar. Risk kaygısıyla bir sanat eseri yaratmanın samimi olduğunu düşünmüyorum.

*Seyirci “Edusa”dan çıktığında zihninde hangi soruyla baş başa kalmalı?

Toplum ne için yaşar?

*Dünya prömiyeri olması, yaratıcı ekip üzerinde nasıl bir baskı ya da heyecan yaratıyor?

Daha önce kurulmamış bir evren yaratmak ve bunu uygulamak bizim kuruluş amaçlarımızın başında geliyor. Üzerimizde gururla çalışılan ve başarıya odaklanmış bir his yaratıyor sadece.

Kaynak:Nilay Can

Öne Çıkanlar