"Yazarlarım tarafından seçilmiş olmaktan çok mutluyum"

J.L. Borges'ten Romain Gary'ye, Ernest Hemingway'den Marquis de Sade'a artık aramızda olmayan 22 yazarın dünyasına açılan özgün ve öznel bir kitap olan Kaçak Yazarlar kitabını Kürşad Oğuz'la konuştuk.

"Yazarlarım tarafından seçilmiş olmaktan çok mutluyum"

Kürşad Oğuz, "Kaçak Yazarlar"da, sadece romanlarını ve eserlerini değil, kendi sonlarını da kurgulayan yazarları anlatıyor.

kitap-yazar.png

Kitabınızı anlatırken, "Yazarın, entelektüelin doğal olarak bir melankoli içinde yol aldığı; bunun kurtulunması gereken değil, beslenilmesi gereken bir ruh hali olduğu katıldığım bir görüş. Bu bilinç, doğal olarak tüm ömür içine sindirilmiş bir son beklentisini beraberinde getiriyor. Benim sevdiklerim, bu bilince sahip olanlar, böyle yazanlar" diyorsunuz. Birincisi, yazar neden doğal olarak melankolik olsun? İkincisi, bir yazar nasıl kendi sonunu sindirir?
"Entelektüelin doğal melankolisi" benim sosyologların babası rahmetli Alain Touraine'le yaptığım bir söyleşiden aklımda kalan bir cümle. Ben de böyle düşünüyorum. Eğer kelimeler başkalarıyla paylaşmak istediğimiz bir çığlıksa, o zaman derdi olan, dertli olan yazar, derdi olmayan neden yazsın ki? İyi yazarlar, okurlarına bir şey anlatmak isteyen ve anlatmayı başarabilen yazarlardır. Ve aslında kendi dertlerini değil, gördükleri dertleri anlatırlar. Bu karamsar bir cümle değil aslında. Tersine, karamsarlığı aşmak için gerekli olan bir karamsarlık bu. Özetle, yazar veya entelektüel (gerçek ve iyi olanları kastediyorum) doğal olarak melankoliktir. Bu melankoliyi yaşamından, ailesinden, toplumdan süzüp getirmiştir. Mesela kitabımdaki 22 yazarın çok büyük çoğunluğu mutlaka Amerikan veya İspanyol iç savaşları gibi bir iç savaş görmüş veya iki dünya savaşından birini yaşamış, hatta bizzat içinde yer almış, o acılara tanık olmuş isimler. Hepsinin hayatta kalmak, yaşamak, sevmek, inanmak ve yazmakla ilgili sayısız önemli sözü var. Eğer bu acıları yaşamasalardı, bence bu cümleleri de, kitapları da yazamazlardı. Sorunuzun ikinci kısmına gelirsek... Zaten bu sonu sindiren isimler iyi yazar oluyor. Nasıl her nefes bizi bir adım daha sona yaklaştırıyorsa, onlar da her kelimeyle, her satırla kendi sonlarını hazırlamış... Eserleri yaşamları değil, sonları olmuş. En azından benim kitabımdaki yazarlar böyle isimler.

Sizin kitapta özel olarak üzerinde durduğunuz, daha çok sevdiğiniz yazarlar hangileri?
Kitaptaki 22 yazarın eserlerini büyük bir iştahla okudum yıllar içinde. Ama tabii ayrı bir yere koyduklarım var. Bunlardan biri benim kuşağımın çok sevdiği, ama nedense sonradan unutulduğunu düşündüğüm Romain Gary'dir, nam-ı diğer Emile Ajar. Rus kökenli bir Fransız. İki Concourt Ödülü alan tek isim. Bunu da hem dünyanın hem de edebiyat dünyasının yalan ve sahte olduğunu anlatmak için kendine koyduğu sahte adla yapıyor. Kendinden daha iyi bir yazar yaratıyor ve o yazar da ödül alıyor. Onca Yoksulluk Varken bir başyapıttır. Diğer eserleri de öyle. Jean Seberg'le yaşadığı aşk onda onulmaz yaralar açmıştır, ama vazgeçememiştir. Ve sonunda kendi canına kıyıp şöyle bir mektup bırakmıştır: "Çok eğlendim, hoşçakalın ve teşekkürler."
Borges bir ilham kaynağıdır. Nasıl sevilmez? Giderek körleştiği bir dünyada düpedüz insanların gözlerini açmıştır. Onun her hikâyesi akıl dolu bir mizah ve görmediğimizi gösteren yaşamlarla yüklüdür. Bence bir şiirdir aynı zamanda onun edebiyatı, ki şiirleri de çok iyidir. Faşizm gibi suçlamalara hiç değinmeyeceğim, kitabımdaki her yazar bunun gibi sayısız suçlamaya maruz kalmıştır. Borges bize zekâ dolu bir edebiyat bırakmıştır, önemli olan bu. Arjantin'den dünyaya açılıp bütün iyi yazarlara ilham olmuştur. "Gölgeye Övgü"yü her zaman başucumda tutarım.
Sonra Leo Malet var. Tam bir kaybeden aslında. Kara Üçleme'si insanı ağlatır. Hayat Berbat, Güneş Bize Haram, Ecel Terleri... Bulursanız mutlaka okuyun. Bakın ne diyor: "İnsan bir kuyuya düştüğünde itenin ne önemi var ki, onu hızlıca dibe götüren kendi ağırlığıdır." İşte doğal olarak melankolik bir yazar daha!

Kitabın yazım süreci nasıl gerçekleşti? Hangi aşamalardan geçerek bu portreler oluştu?
Bu portreleri hazırlamaya yaklaşık 20 yıl önce başladım. Sevdiğim, okuduğum, dünyaya çok şey bıraktıklarını düşündüğüm yazarların yaşam öykülerini farklı kaynaklardan ve farklı dillerden okumaya, notlar almaya başladım. Üstüne eserlerini ekledim. Beğendiğim cümlelerinin bir bir altını çizdim. Sonra da zamana yayarak portrelerini çıkarmaya başladım. Portreleri çıkardıkça gördüm ki, bu yazarlar hem yazarak hem de yaşayarak kendi sonlarını da kurgulamışlar. Yazarların hep yaşadıklarını yazdıkları ya da yazmak için yaşadıkları düşünülür. Ben en azından bu isimlerin, dünyadan gitmek için yazdıklarını gördüm. Hemingway "Çanlar Kimin İçin Çalıyor"u, Herman Melville "Kâtip Bartleby"yi, Jack London "Demir Ökçe"yi yazarken bizi zenginleştirmişler, kendilerini fakirleştirmişler... Meğer dünyaya asıl bıraktıları sadece bu eserler değil, aynı zamanda kendi yaşamları olmuş. Velhasıl, kendi bakış açımla kurguladığım bu portreler bir yekün teşkil edince yayınevi aramaya başladım. Sağolsun Kırmızı Kedi kabul etti ve "Kaçak Yazarlar" okurla buluştu.

"Ahlâk, doğruluk, iyilik bağlamında baktığımızda çoğunun pek de bu kriterlere uygun isimler olduğunu söylemek zor" diyorsunuz. Yazarlarınızla ilgili bu tespitiniz okurun kafasında bir şüphe uyandırmaz mı?
Ben bu soruyu konuştuğum bütün yabancı yazarlara sorarım. Bana en güzel cevabı Alberto Manguel vermiştir. Şöyle demişti: "Eğer ahlâksız, düpedüz kötü, katlanılmaz yazarları gözardı edecek olsak, iyi edebiyatın dörtte üçünü çöpe atmak zorunda kalırız." Özetle; insan olarak kötü yazarların, edebiyat olarak iyi metinler ürettiği, kabul edelim etmeyelim bir gerçek. Juan Gabriel Vasquez'in dediği gibi; romanlar yazarlarından daha iyidir ve zekidir. Bir yazar faşist ya da karaktersiz olabilir ama bir roman olamaz. İyi edebiyatın kıstası ahlâklı yazarlar değildir.

kursad-oguz-kitap-kapak.jpeg


Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Kitabımdaki bazı yazarların ismini andım ama diğerlerinden de birkaç cümleyle bahsetmezsem haksızlık etmiş olurum. Colette, Patricia Highsmith, Iris Murdoch kadının gücünü yaşadıkları döneme ve topluma kazımışlar. Hermann Melville, Jules Verne, Robert Louis Stevenson, Jack London, Mark Twain hayalgücü ve maceranın diğer adı olmuşlar. Çok etkilendiğim Albert Camus ve Boris Vian, varoluşu sorgulatmış bize. Ve diğerleri... J.D. Salinger, Celine, Georges Simenon, Maurice Blanchot, Scott Fitzgerald, Zweig ve Balzac... Hepsi çok sevdiğim, zihinsel ve duygusal dünyama çok şey katmış isimler. Aslında ben onları seçmedim, onlar beni seçti. Onlar tarafından seçilmiş olmaktan o kadar mutluyum ki...

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar