Niçin yapamıyoruz?

1954’ten sonra bir Dünya Kupasına katılabilmek için tam 48 yıl beklemek zorunda kaldık. 2002’de mucize bir iş başarıp 3’üncülük kürsüsüne çıkmayı bildik. Sonrasında ‘Artık sürekli katılırız’ umudu içindeydik. Şimdi bunun için uzun yıllar beklemek zorunda kalacak gibi görünüyoruz.
Katar’a gitmek için hâlâ umudumuzun bulunduğu yolunda bir süre daha masal dinlemek zorunda kalacağız. Oysa grupta 2’nciliği tekrar yakalasak bile değişen statüsüyle çok zor bir playoff süreci söz konusu. Çok daha zayıf rakipleri yenemezken, orada önümüze gelecek güçlüleri devireceğimizi ileri sürmek, bize özgü bir lafla peynir gemisi yürütme çabası.
Peki, niye yapamıyoruz? Zaman zaman Dünya Şampiyonu Fransa’yı yenebilmek türünden işler başarıp da bunun arkasını getiremiyoruz? Grubun en güçlü iki takımı Hollanda ve Norveç’i 7 golle geçtikten sonra Letonya’dan kendi sahamızda 3 gol yiyip darmadağın oluyoruz? Böyle berbat bir sürece girdikten sonra da niçin ayağa kalkmakta çok zorlanıyoruz?
···
Neyi, niçin yapamadığımızı yıllardır anlatmaya çalışan kişiler elbette ki var. Sadece onlara kulak asan hemen hiç olmadı. Çünkü bu işin doğasında günlük yaşamak diye bir durum var. Üstelik, arada bir yakaladığınız balıkları her zaman bulabileceğiniz masalını anlatmak zor olmuyor. Güçlü bir rakibi yenebileceğinize ilişkin en küçük bir belirti yokken o maçı kazanabiliyor ve geleceğe bakışınızı buna göre biçimlendirebiliyorsunuz…
Sağlam bir gelecek programı, buna dayalı olarak planlı ve disiplinli bir çalışma gibi dünyada başarının bilinen temel öğeleri sizi fazla ilgilendirmiyor. Bunlar zahmetli işler! Bütün eksik ve yanlışlarınızın inşallah-maşallah diyerek kapatılabileceğini sanıyorsunuz. En güçlü rakipler bile sahaya 11 kişi çıkmıyor mu? O zaman düşünecek ne var? Çıkar, evelallah yenersiniz? Veleddallin amin!
Dünya kadar sorunumuz var ama yazıyı sayfalar dolusu uzatma şansımız yok, kestirmeden gidelim. Biz önce neyi niçin yapamadığımızı öğrenmeye yanaşmıyoruz. Bugüne kadar Letonya gibi bir rakip karşısında niçin başarılı olamadığımıza ilişkin herhangi bir araştırma-inceleme ya da en azından ciddiye alınabilecek bir gazete yazısı okudunuz mu?
Sorumlu noktalardaki insanların gerekeni yaptığına inanıyor musunuz? Herhangi bir yöneticimizin, teknik adamımızın ya da işle ilgili başka bir kişinin, buna benzer konularla ilgili herhangi bir rapor hazırladığını, bu tür maçlarda hüsrana uğramamak için mutlaka yapmamız gerekenleri sıraladığını filan işittiniz mi?
Sorun, şu dizilişle değil de bu sistemle oynamıyor olmak gibisinden rakamlara dayalı bir yerde düğümleniyor olabilir mi? Dünya sıralamasında bizden 100 basamak gerideki bir rakip karşısında neredeyse süreklilik kazanan çuvallamayı açıklamanın daha geçerli bir yolunun olması gerekmez mi?
···
İşin gerçeği şu: Son Avrupa şampiyonasında, bu kıtada oynanan futbolda şaşırtıcı bir sıçramanın gerçekleştiğine tanıklık ettik. Bu durum teknik direktörümüzü bile şaşkına çevirdi ama bunu nasıl açıklayacağını ve bizi de bu tabloda nereye koyacağını bilemedi.
Konunun tarafları olabilecek başkaları da ortaya dikkate değer bir düşünce getiremedi. Çünkü düşünce denilen kavramla ilişkimiz son derece zayıf. Bunun yerine boş konuşmayı koyarak hedefe ulaşabileceğimizi sanıyoruz. Sonuç da elbette ki felaket oluyor.
Şu anda hepimiz ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Daha öncesinde vatandaşların sosyal medyada dile getirmeye çalıştığı ‘onların oynadığı futbol karşısında bizimkini nereye koyacağız?’ sorusunu çeşitli biçimlerde tekrarlamak dışında bir şey yapamıyoruz.
20 yıldır yabancı oyuncu konusunda ne yapmamız gerektiğine bile karar veremedik. 21 takımlı Süper Lig gibisinden tüyler ürpertici yanlışlar karşısında sessiz kaldık. Sorunlarımızı görmezden gelerek çözebileceğimizi sandık. Bu anlayışla başka nereye varacaktık?
···
Aslında milli takım sorumluluğuna Hamit Altıntop’un getirilmesi, takımın başında da Kuntz’un oluşu sevindirici gelişmeler. Bizim görmek istemediğimiz gerçeklerden onların haberleri var. Neyi nasıl yapmaları gerektiğini de biliyorlar. Peki, gerekeni yapmalarına izin verilecek mi? Yoksa bugüne kadar defalarca tekrarlanmış olan, çok iyi bildiğimiz durumlar mı yaşanacak?
Şunun şurasında imza atmasından 1 ay sonra Alman hocayı, kazanılan sıradan bir maç için ağlayacak hale getiren yapının ne kadar sağlıksız olduğunu görmek istemiyoruz. Biz bitmedi demeden bitmezmiş de bilmem neymiş… O zaman sormazlar mı, kendi sahanızda dünya futbolunda esamisi okunmayan 3 rakibi yenip gruptan doğrudan çıkma pozisyonunda olmanız gerekmez miydi?
Böyle palavralara düşkünlüğümüz yüzünden gerçekleri görmezden geliyor ve futbol dünyamız diye adlandırılan zehirli bir bataklıkta debelenip duruyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ahmet Çakır Arşivi