Gözleriyle hüznü anlatabilen adam…

Gözleriyle hüznü anlatabilen adam…
Oyuncu Baki Davrak, Berlin’de Siyasal Bilgiler’e yazıldığı gün okulun ilan panosunda “amatör oyuncu aranıyor” ilanını gördü ve hayatı değişti. Yaşamın Kıyısında kariyerinin dönüm noktası oldu. Vatanım Sensin’le...

Oyuncu Baki Davrak, Berlin’de Siyasal Bilgiler’e yazıldığı gün okulun ilan panosunda “amatör oyuncu aranıyor” ilanını gördü ve hayatı değişti. Yaşamın Kıyısında kariyerinin dönüm noktası oldu. Vatanım Sensin’le milyonlara ulaştı. Davrak Almanya’nın hüznünden, şiirlerine, karantinadan oyunculuk kariyerine pek çok konuda merak edilenleri anlattı.

Karantina zamanları nasıl geçiyor ve virüs sizi ruhsal olarak nasıl etkiledi?
Umut ve kaygı arasında gidip gelen bir ruh hali içindeyim. Umut, çünkü bütün felaketler gibi bunun da geçeceğine ve bir gün her şeyin normale döneceğine inanıyorum. Kaygı, çünkü sevdiklerimin çoğundan uzaktayım. Onları merak ediyorum.
İYİ PROJE NEREDEYSE
ORAYA GİDECEĞİM
◼ Uzun aralıklarla Türkiye’de kısa kısa da olsa projelerde gördük. Nihayet ‘Vatanım Sensin’ dizisinde uzun soluklu izledik. Oyunculuğa yoğunlukla Türkiye’de mi devam edeceksiniz?
Beni az görmenizin sebebi daha çok Almanya ve Avrupa’daki projelerde yer almamdan kaynaklanıyordu diye düşünüyorum. Ne yazık ki Alman filmleri Türkiye’de çok az gösteriliyor. Dolayısıyla ancak burada yapılan projelerde yer aldığımda seyirciyle buluşabiliyorduk. Bir diğer sebep de gelen tekliflerin kalitesi ve içeriğiyle ilgili olabilir. Bu konuda seçici davranmaya çalışıyorum. Vatanım Sensin’den teklif geldiğinde hiç düşünmeden kabul ettim. Yağmur ve Durul Taylan gibi iki önemli yönetmenin çektiği, Halit Ergenç, Bergüzar Korel, Onur Saylak gibi oyuncuların yer aldığı bir proje her bakımdan heyecan vericiydi. Vatanım Sensin dizisinden sonra da burada kalmaya devam ettim. Bu kararımda yeni proje olanaklarını değerlendirme düşüncesi kadar önemli olan bir diğer sebep de göçmen bir ailenin çocuğu olarak büyüdüğüm Almanya’yla arama bir mesafe koyarak orayı daha sağlıklı değerlendirmekti. Oyunculuğa burada devam edip etmeyeceğim sorusuna da verilecek en doğru cevap sanırım iyi proje neredeyse oraya gideceğim olabilir.
◼ ‘Vatanım Sensin’ projesinin önemi nedir, teklif nasıl geldi ve Türkiye’ye uzun süreli geri dönüş bu proje sayesinde mi oldu?
Vatanım Sensin çok severek yer aldığım bir proje oldu.Yunanlı General Vasili karakteri çok bıçak sırtı bir rol olması bakımından her zaman rastlayamayacağınız bir roldü. Düşman Vasili’ye hayat verirken insan Vasili’yi ortaya çıkarmak eğer birazcık bile başarılı olursam beni çok mutlu edecekti. Vatanım Sensin’ de oynama teklifi Kırımlı filminde birlikte çalıştığımız, benim çok beğendiğim ve sevdiğim yönetmen Burak Arlıel aracılığıyla geldi.
◼ Dönem projelerinin, tarihi dizilerin aranılan oyuncularından biri oldunuz. Bunun sebepleri nelerdir? Yabancı dil avantajı ve aksan bu noktada ne kadar önemli oldu?
Aslında bunun sadece tesadüf olduğunu düşünüyorum. Oyuncu olarak böyle bir tercihim yok. Sevdiğim ve inandığım bir proje olursa bilimkurgu, kriminal, gerilim ya da herhangi bir ilgi çekici konseptte yer alabilirim. Örneğin şu anda koronavirüs nedeniyle yarım kalan bir sinema filminde günümüzde İstanbul sokaklarında yaşayan bir evsizi canlandırıyordum. Dolayısıyla, sizin bahsettiğiniz dönem projesi tekliflerini getirenler açısından belki birçok dilde oynayabilmem tercih sebebi olmuş olabilir.
HALİT ERGENÇ’LE HEP OYNAMAK İSTERİM
◼ Siz Kutluğ Ataman, Fatih Akın, Yağmur-Durul Taylan gibi yönetmenlerle, Tuncel Kurtiz, Nurgül Yeşilçay, Halit Ergenç, Bergüzar Korel, Tuba Büyüküstün gibi starlarla çalıştınız, Ottoman Rising’de olduğu gibi İngilizce ve diğer projelerde Almanca, Türkçe gibi dillerde oyunculuk yaptınız. Oynadığınız filmler Cannes gibi önemli festivallere katıldı, Netflix gibi mecralarda yayınlandı. Yine de ülkemizden ve dünyadan birlikte çalışmayı hayal ettiğiniz oyuncu ve yönetmenler kimlerdir diye sorsam?
Son dönemde beni çok etkileyen filmler yapan Pavel Pavlikovski ile çalışmak isterdim doğrusu. Almanya’da gelecekte de iyi işler yapacağına inandığım genç yönetmen Mehmet Akif Büyük Atalay gibi gençlerle çalışmak da beni heyecanlandırabilir. Yağmur ve Durul Taylan’la her zaman çalışmak isterim. Ne yazık ki Türkiye’deki genç yönetmenleri fazla tanımıyor, yeni yeni öğreniyorum. Oyuncuları sayacak olursam Nathalie Portman, Amy Adams, Sean Penn, ülkemizden Halit Ergenç’le her zaman oynamak isterim. Ayrıca Tansu Biçer, Tülin Özen’i sayabilirim.
YAŞAMIN KIYISINDA
DÖNÜM NOKTASI
◼ Sizi ilk fark ettiğimiz film ‘Yaşamın Kıyısında’ oldu. Bu proje oyunculuk kariyerinizde neleri değiştirdi, bir şeyleri değiştirdi mi?
Yaşamın Kıyısında filminde yer almak oyunculuk kariyerim açısından önemli dönüm noktalarından biriydi. O zamana kadar genellikle Almanya’da tiyatrolarda ve televizyon projelerinde yer alsam da Kutluğ Ataman’ın çektiği Lola ve Bilidikid’de başrol oynamış, olumlu eleştiriler de almıştım. Fatih Akın’la da o filmin gösterimleri sırasında tanışmıştık. Hayatımın en kötü dönemini geçirdiğim ve çekingen davrandığım o günlerde bana ‘Nejat Aksu karakteriyle kendisi arasında büyük benzerlikler olduğunu, eşcinsel olmadığım halde herkesi eşcinsel olduğuma inandırabiliyorsam -Lola ve Bilidikid’deki karakterimi kastediyordu- profesör olduğuma da inandırabileceğimi’ söyleyerek beni ikna etti. Haklı da çıktı sanırım, zira kendisinin filmografisinde de önemli bir yerde duran Yaşamın Kıyısında filmi yakaladığı uluslararası başarılarla benim daha çok tanınmama aracı oldu.
◼ O dönemde Amerika’daki büyük yapım şirketlerinden teklifler geldiği konuşulmuştu. Bu doğru mu?
Evet, doğru. Ancak ben henüz Almanya’dan ayrılmaya hazır değildim. Ayrıca sorumluluklarım vardı. Çocuklarım yeni doğmuştu.
ŞİİR ARAYIŞIN YANSIMASI
◼ Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?
Liseden sonra daha çok kendi kimliğimi bulma çabası olarak sosyoloji, din ve politika okumak üzere Berlin’e gelsem de kendimi tiyatro sahnelerinde buldum. Lise öğrencisiyken yer aldığım oyunlarda sahnenin kimliği sildiğini, herkesi eşitlediğini görmüş olmam bu kararımda etken olmuş olabilir. Berlin’e gelip Siyasal Bilgiler’e yazıldığım gün okulun ilan panosunda gördüğüm bir ilan hayatımı tamamen değiştirdi. Bir tiyatro oyununda rol alacak amatör oyuncu arıyorlardı. Neden olmasın diyerek gittim ve rolü aldım. Sonra da kaydımı sinema okuluna kaydırdım.
◼ Gözlerinizle hüznü anlatıyorsunuz sanki. Hüzünlü müsünüzdür? Şiir kitabınız varmış, şiiri seven hüzünlüdür biraz…
Almanya-İsviçre sınırındaki Karaormanlar’da, küçük bir kasabada büyüdüm. Kasabada iki dil konuşuluyordu ama bunlardan hiçbiri kendi dilim değildi. Dilin, inancın, kültürün bambaşka kodlarla yaşandığı bir yerde kim olduğunuzu bulmanız hiç bitmeyecek bir yolculuk gibiydi. Kendimi aradığım bu yolculukta bulduğum her karakter birbirinden farklıydı. Hem bir karakterdiler hem de sanki hep biraz eksiktiler. Bahsettiğiniz hüzün bu eksikliğin bilincinde olmamdan ötürü olabilir. Yine de diğer yandan mesleğim açısından beni çok zenginleştirdiğini düşünüyorum bu durumun. Oyuncunun arayışı da hiç bitmeyen bir arayıştır çünkü. Oyunculuğun yanı sıra yazıyorum. Benim şiirlerim de bu arayışın yansımaları, yolculuğum sırasında bulduğum bütün karakterlerin iç sesleri gibi diyebiliriz.
◼ Oyunculuğa dair hedefleriniz ve yeni projeleriniz nelerdir?
Olmak istediğim projelerde yer almaya devam etmek isterim. Ayrıca anlatmak istediğim hikayelerim var. Başkalarıyla paylaşacağım duruma geldiler yavaş yavaş. Hedefim film ve dizi formatları içinde anlatmak. Çoğu zaman piyasa koşulları hikayelerinizi istediğiniz gibi anlatmanıza izin vermese de ben sınırlarımı korumak niyetindeyim. Bu amaçla yapım şirketi kurmayı da planlıyorum umarım başarabilirim.

TÜRKİYE’DEKİ RUH ZENGİNLİĞİ ALMANYA’DA YOK

◼ Almanya ve Türkiye’deki projeleri karşılaştıracak olursanız aradaki en büyük fark ne olabilir?
Almanya güçlü ekonomisi ve sinemaya ayırdığı kaynaklar bakımından Türkiye’den çok ileride olsa da üretilen işlerin içeriğine baktığımızda buradaki ruh zenginliğinin orada olmadığını düşünüyorum. Belki de olanak eksikliğinin yaratıcılığı geliştirdiği teorisi doğrudur, ne dersiniz?
◼ Almanya ve Türkiye arasında kalmak diye bir durum yaşıyor musunuz ve kendinizi nereye ait hissediyorsunuz?
Yaşamıyorum, bu tür ayrımlara da inanmıyorum. Çağımızda yaşayan herkes ne kadar engel konulursa konulsun artık birer dünya vatandaşı. Benim için önemli olan istediğimi yapmak. Bunu da nerede, kimlerle yapabiliyorsam kendimi oraya ait hissediyorum. Ancak tabii ki bu benim Alman ve Türk kimliğimi içimde taşımama engel değil. Bunun da bir zenginlik olduğunun her zaman bilincindeyim.

Özel Röportaj - Perspektif