Ahmet Davutoğlu, Yunan gazetesine konuştu: Yunanistan, Türkiye'nin öncelikli rakipleri arasında en alt sıralarda
Yunan gazetesine açıklamalarda bulunan Gelecek Partisi Genel Başkanı Davuoğlu, "Türkiye'nin Orta Doğu'da, Kafkasya'da, Karadeniz'de daha büyük stratejik meseleleri var. Yunanistan Türkiye'nin öncelikli rakipleri arasında en alt sıralarda yer alıyor" dedi.
GAZETE PENCERE - Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yunan gazetesi Ta Nea'dan Maria Vasileiou'nun sorularını yanıtladı.
Uluslararası gelişmeleri, Ankara'daki NATO zirvesini ve Türkiye-Yunanistan ilişkilerini değerlendiren Ahmet Davutoğlu'nun açıklamaları şöyle:
"ANKARA ZİRVESİ DERİN GÖRÜŞ AYRILIKLARININ GÖLGESİNDE YAPILDI"
Ankara zirvesinin ardından Türkiye'de oluşan izlenim nedir? Sizce Türkiye bu zirveden ne kazandı, ortaya nasıl bir tablo çıktı?
NATO bugün varoluşsal bir krizle karşı karşıya. Bu nedenle Ankara zirvesi yalnızca Türkiye açısından değil, tüm ittifak açısından kritik öneme sahipti.
Zirve, ABD'nin NATO müttefiklerine danışmadan İran'a saldırdığı, hatta bazı müttefiklerini kendisine yeterince destek vermemekle suçladığı son derece hassas bir dönemde gerçekleştirildi. Dahası, Başkan Trump, Ankara'ya gelir gelmez Grönland üzerindeki iddiasını yineledi. Bu, NATO tarihinde ilk kez bir üye ülkenin başka bir NATO üyesi olan Danimarka'nın toprak bütünlüğünü açık biçimde sorgulaması anlamına geliyor.
Dolayısıyla zirve, ABD ile Avrupalı müttefikler arasındaki derin görüş ayrılıklarının gölgesinde yapıldı. Geçen hafta Atina'da da ifade ettiğim gibi, bu durum Avrupa güvenliğini artık öncelikle Avrupalılar için hayati bir mesele haline getiriyor. Türkiye, İngiltere ve Norveç, NATO'nun önemli üyeleri olmalarına rağmen Avrupa Birliği üyesi değiller. Bu durum AB-NATO koordinasyonunu zorlaştıran ve AB savunmasında ciddi zaaf oluşturan bir durum.
Öte yandan, bugün Türkiye hem İran'a hem de Ukrayna'ya komşu tek NATO ülkesidir. Dünyanın en kritik iki krizinin tam ortasında yer alıyoruz. Bu nedenle Türkiye stratejik olarak küresel gelişmelerin merkezinde bulunuyor. Bu da Ankara zirvesine Türkiye açısından ayrı bir önem kazandırdı.
Trump Ankara'dayken ABD'nin İran'a yönelik yeni saldırısı hem şaşırtıcı hem de son derece kaygı vericiydi. Oysa dünya kamuoyu Ankara'dan bölgesel barış adına olumlu mesajlar çıkmasını bekliyordu. Ne yazık ki şimdi yeni bir savaş döngüsünün başlangıcıyla karşı karşıyayız.
Bütün bu gelişmeler Ankara zirvesini küresel ilginin odağına taşıdı. Psikolojik açıdan bakıldığında Türkiye'nin yaklaşık bir hafta boyunca uluslararası gündemin merkezine yerleşmiş olması önemli bir başarıdır. Türkiye ve Ankara zirvesi uzun süre dünya gündeminde konuşulacaktır.
"12 MİL İDDİASINI GERİ ÇEKMELİ, 'MÜZAKEREYE HAZIRIZ' DEMELİ"
Grönland konusunda bunun ilk örnek olduğunu söylediniz. Ancak Türkiye de Yunanistan'a karşı "casus belli" tehdidinde bulunuyor.
Burada yanlış benzetmeler yapmamak gerekir. Grönland, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler haritalarına göre Danimarka'nın ayrılmaz bir parçasıdır. Burası ihtilaflı bir bölge değildir; bir NATO üyesinin egemen toprağıdır.
Oysa Ege Denizi'nin tamamının Yunanistan'a ait olduğunu gösteren hiçbir uluslararası harita ya da hukuki belge yoktur.
Ayrıca Yunan dostlarıma "casus belli" kavramını bu şekilde kullanmalarını tavsiye etmem. Türkiye hiçbir zaman bu ifadeyi resmi devlet politikası olarak kullanmadı. O dönemde TBMM'nin aldığı karar, Yunanistan'ın Ege'de karasularını tek taraflı olarak 12 mile çıkarma girişimine karşı verilmiş bir siyasi karardı.
Eğer Yunanistan Türkiye'nin bu parlamento kararının geçersiz hale gelmesini istiyorsa, öncelikle kendisi de 12 mil iddiasını geri çekmeli ve "Müzakereye hazırız" demelidir.
Dolayısıyla Türkiye'nin tutumuyla Grönland-Danimarka meselesi arasında herhangi bir benzerlik kurmak asla doğru değildir.
"TRUMP'IN TEK BİR BEYANINA BAKAMAYIZ, SAAT BAŞI TAKİP ETMEK GEREKİR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkan Trump'tan bazı açıklamalar bekliyordu. Ancak Trump F-35 konusunda henüz karar vermediğini söyledi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben başbakanken Türkiye F-35 projesinin ortaklarından biriydi ve bu projeyi güçlü biçimde savunuyordum. Bu çerçevede her iki tarafın da yerine getirmesi gereken hukuki yükümlülükler vardır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın F-35 konusundaki ısrarı Türkiye'nin meşru hakkıdır.
Öte yandan Trump'ın açıklamalarını değerlendirirken tek bir beyanına bakarak hüküm vermek mümkün değildir. Onu neredeyse saat başı takip etmek gerekir. Perde arkasında ne tür müzakereler yürütüldüğünü de bilmiyoruz.
Ancak önemli olan şu: Trump ilk etapta, bir NATO müttefikine CAATSA yaptırımlarının uygulanmaması gerektiğini söyledi. Oysa CAATSA yaptırımları doğrudan F-35 krizinin temelini oluşturuyordu. Bu nedenle bunun F-35 krizinin sona ermesinin işareti olabileceğini düşünüyorum. Nihai sonucu görmek için biraz daha beklemek gerekir.
"YUNANİSTAN, F-35 SAHİBİ OLDUĞUNDA TÜRKİYE BUNU TEHDİT GÖRMEDİ"
Yunan dostlarımızın da F-35 meselesini Türkiye'nin Yunanistan'a yönelik saldırgan bir yaklaşımı olarak görmemeleri gerekir. Yunanistan F-35 sahibi olduğunda Türkiye bunu tehdit olarak görmüyor, herhangi bir itiraz da dile getirmiyor. Buna karşılık Türkiye aynı uçağı almak istediğinde Yunanistan bunu kendisine yönelik tehdit olarak algılıyor. İşte değiştirmemiz gereken zihniyet tam da budur.
Ben "Komşularla Sıfır Sorun" politikasını ortaya koyduğumda önce Türk toplumunun bakış açısını değiştirmeye çalıştım. Bugün Türkiye'de hiç kimse Yunanistan'ı bir tehdit ya da rakip olarak görmüyor. Ancak Yunan dostlarımızla konuştuğumda sürekli "Türkiye bize saldıracak" endişesini dile getirdiklerini görüyorum.
Oysa Türkiye'nin Orta Doğu'da, Kafkasya'da ve Karadeniz'de çok daha büyük stratejik meseleleri var. Yunanistan Türkiye'nin öncelikli rakipleri arasında en alt sıralarda yer alıyor.
Türkiye F-35 alırsa bunların Yunanistan'a karşı kullanılmaması gerektiği yönündeki tartışmalar bana göre tamamen anlamsızdır. Artık bu eski güvenlik anlayışını geride bırakmalı, Türk-Yunan ilişkilerinde yeni bir dönemin zihinsel altyapısını kurmalıyız. Benim yıllardır savunduğum yaklaşım budur.
İstanbul sokaklarına çıkıp insanlara "Türkiye için en büyük tehdit hangi ülkedir?" diye sorun. Hiç kimse size "Yunanistan" cevabını vermeyecektir.
"GÖRÜŞMELERİ BAKANKEN BAŞLATTIK, ÖNEMLİ İLERLEMELER SAĞLAMIŞTIK"
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakan Miçotakis'e Ege sorunlarını çözme çağrısını nasıl yorumluyorsunuz? Türkiye gerçekten müzakereye hazır mı?
Biz müzakereleri zaten ben Dışişleri Bakanıyken başlatmıştık. İstikşafi görüşmeler yürüttük ve başbakanlıktan ayrıldığım döneme kadar önemli ilerlemeler sağladık.
Dolayısıyla elimizde güçlü bir müzakere zemini zaten mevcut. Görüşmeler her an yeniden başlayabilir. Türkiye müzakereye her zaman hazır olmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu defalarca ifade etti. Ancak Yunan tarafı 12 mil konusunu adeta dokunulmaz bir kırmızı çizgi haline getirdi.
Eğer adaların tamamı için 12 mil uygulaması kabul edilirse, Türkiye'de bir limandan diğerine gitmek isteyen bir geminin dahi Yunanistan'dan izin alması gerekecektir. Dünyada hiçbir ülke böyle bir durumu kabul etmez.
Ege sıradan bir deniz değildir; kendine özgü özellikleri vardır. Bu nedenle Ege'yi bir çatışma alanına değil, iş birliği ve ortak refah denizine dönüştürmek zorundayız.
"TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR ANLAYIŞA İHTİYAÇ VAR"
Economist konferansında Türkiye'nin Avrupa Birliği konusunda yeni bir değerlendirme yapması gerektiğini söylediniz. Neyi kastettiniz?
Aslında yalnızca Türkiye'nin değil, her iki tarafın da kapsamlı bir muhasebe yapması gerekiyor. Avrupa Birliği bugün Türkiye'ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Çünkü Türkiye'nin katkısı olmadan AB'nin küresel ölçekte etkili bir aktör haline gelmesi son derece güç.
Aynı şekilde Türkiye'nin de Avrupa Birliği'ne ihtiyacı var. Her şeyden önce ekonomik açıdan Türkiye ekonomisi büyük ölçüde Avrupa pazarlarıyla bütünleşmiş durumda.
Türk vatandaşları açısından ise en temel mesele vize serbestisidir. Ben 2016 yılında Başbakanken Türkiye ile Avrupa Birliği arasında vize serbestisini öngören mutabakata varılmıştı. Aradan 10 yıl geçti; bırakın ilerlemeyi, durum daha da kötüleşti.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne ekonomik açıdan ihtiyacı var. Siyasi reformlar açısından da ihtiyacı var. Avrupa standartlarını benimsememiz gerekiyor.
Savunma alanında ise Türk savunma sanayii her geçen gün güçleniyor. Avrupa Birliği'nin SAFE girişimi Türkiye için yeni fırsatlar sunarken, Türkiye'nin üretim kapasitesi de Avrupa'ya önemli katkılar sağlayabilir.
Dolayısıyla Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir anlayışa ihtiyaç var. Bunun için de Türkiye'de siyasi etikten yolsuzlukla mücadeleye, düşünce özgürlüğünden demokratik reformlara kadar pek çok alanda kapsamlı dönüşümlerin hayata geçirilmesi gerekiyor.
Bunları yalnızca Avrupa Birliği'ne uyum sağlamak için değil, kendi demokrasimizin ve ortak geleceğimizin gereği olarak yapmalıyız.
Kaynak:Haber Merkezi