AK Partili Tuğrul Türkeş’ten Mehmet Uçum’a AİHS yanıtı: Akıl tutulması
AK Parti Milletvekilli Tuğrul Türkeş, AK Partili Mehmet Uçum'un Osman Kavala kararı sonrası yaptığı açıklamalara tepki gösterdi. Türkeş, "Akıl tutulması" ifadeleri kullandı.
GAZETE PENCERE - AİHM’in Osman Kavala hakkında verdiği son kararın ardından, Türkiye’nin uluslararası hukuk yükümlülükleri ve Avrupa Konseyi ile ilişkilerinin geleceği yeniden tartışma konusu oldu.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un Osman Kavala kararı sonrası AİHM'e yönelik sözleri, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle (AİHS) ilişkisini yeniden gündeme taşıdı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Osman Kavala hakkında verdiği son kararın ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un "AİHM de Amor da haddini bilsin" sözleri yeni bir hukuk tartışması başlattı.
AK Partili Tuğrul Türkeş, Uçum'un bu açıklamalarına tepki niteliğinde bir açıklama yaptı. Türkeş, "Akıl tutulması" ifadelerini kullandı.
'ÜLKEMİZ 70 YILI AŞKIN SÜREDİR AVRUPA KONSEYİ'NİN SAYGIN BİR ÜYESİ'
'Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Özelinde Türkiye Hukuk Politikası Üzerine' başlığıyla yazılı bir açıklama yapan Türkeş, şunları söyledi: "
"Geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) açıkladığı (Osman Kavala No. 2) kararını müteakip, en hafif tabirle bilinçsizce alevlendirilen “Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerekirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çekilir” tartışmaları üzerine birkaç söz söylemek gereği hâsıl olmuştur.
Ülkemiz, 70 yılı aşkın bir süredir kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Konseyi’nin saygın bir üyesidir. Keza AİHS’ye yine bir o kadar süredir taraftır. AİHS’ye uyumu denetlemek amacıyla teşkil edilen AİHM nezdinde ise 1987 yılından bu yana bireysel başvuru hakkını kabul etmiş, zorunlu yargı yetkisini de 1990 yılından itibaren özümsemiştir.
Bugün ise söz konusu bu ciddi birikimin ve Avrupa’yla entegrasyon mekanizmasının birtakım hezeyanlarla hiçe gidilmek istendiğini müşahede ediyoruz.
Şüphesiz ki, Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkileri Avrupa Birliği (AB) ile başlamamıştır ve bu kurumsal çerçeveye de sınırlandırılamaz. Ne var ki siyaset, belli bir zamandaki belli nesnel şartlarla çerçevelenir. Hâl böyleyken hem AB hem de AİHS ve AİHM gibi faktörleri “yokmuş” yahut “önemsizmiş” gibi addetmek mümkün değildir.
'AKIL TUTULMASI...'
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerek coğrafi konumu ve kültürel tarihi gerekse üstün jeopolitik menfaatleri bakımından her daim çok-boyutlu bir politika izlemek durumundadır. Ve “Avrupa’yla müsbet ilişkiler” başlığı, tam da bu “çok-boyutluluk” ilke ve pratiğinin vazgeçilmez bir ağırlık merkezidir.
Modern zamanlarda AB-Türkiye ilişkileri pek çok çetin sınavdan geçmiş; ancak köklü Hariciyemizin emektar diplomatlarının da alın teri ve çabalarıyla hep “daha ileriye” taşınabilmiştir.
Bu emeklerin kimileri tarafından zayi edilmek istenmesi - üstelik doğuracağı kesin uzun vadeli/yapısal hukuki, ekonomik ve siyasi istikrarsızlaşma ivmesi bütünüyle inkâr edilerek - tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır."
'HERKES İÇİN ADALET VE HUKUK MEDENİLEŞMENİN ÖN ŞARTI'
Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet; kalkınmanın da refahın da medenileşmenin de ön şartıdır. Bugün hukuku ve adaleti aşındıran yahut aşındırmış memleketlerin içinde bulundukları sefalet ve dünya sahnesinde uğradıkları geri döndürülemez itibar kaybı herkesin malumudur.
Türkiye’yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum.
Osman Kavala ve benzeri irili ufaklı, kangrenleştirilmiş davaların “milli hukuk” yoluyla çözülmesi pekâlâ mümkündü ve hatta hâlâ mümkündür. Bunun için dışarılardan birtakım mercilerin dahline hiç mi hiç ihtiyaç yok(tu). Yürürlükteki Anayasa ve yasaların herkese eşit, adil ve şeffaf tatbik edilmesiyle bu sorunların hiçbiri yaşanmayabilir(di). Nitekim bundan iki yıl kadar evvel bu hususta girişimlerde bulunmam da tam olarak bu sebeplerdendi.
'ADALET BUGÜN VE YARIN HERKES İÇİN LAZIM'
Hukuk kararlarına - onları siyâset ve zararlı bazı ideolojik fantezi zeminlerine çekmeksizin - “uygulanma” fırsatı tanımak, Avrupa hukukunun değil, bizzat milli hukukun bir kazanımı şeklinde değerlendirilecektir.
Salt “Kavala” özelinde değil, topyekûn Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının isteği ve menfaati buradadır. Kavala figürü yalnızca meselenin en “görünür” yüzüdür.
Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli “delisaçması” olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkâyen absürtlükle izah edilebilir. Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım."
Osman Kavala'dan AİHM kararı sonrası açıklama: Akıl yürütme ile mahkumiyet...
Mehmet Uçum'dan AİHM’e 'Osman Kavala' resti: 'AİHS ve bireysel başvuru gözden geçirilir!'
Kaynak:Haber Merkezi