GAZETE PENCERE - MHP lideri Devlet Bahçeli ve mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu arasında geçen Salı günü Meclis’te sürpriz bir görüşme gerçekleşti.
Partisinin TBMM grup toplantısından çıkan Kılıçdaroğlu, Bahçeli'yi Meclisteki makam odasında ziyaret etti.
Bahçeli ve Kılıçdaroğlu, en son 18 Ocak 2017 tarihinde resmi olarak bir araya gelmişti.
Görüşmenin 15 dakika sürdüğü ve ana gündeminin 'süreç' olduğu belirtildi.
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin Ankara Ticari İlimler Akademisi'nden sınıf arkadaşı olduğu biliniyor. Bahçeli'nin zaman zaman "Sınıf arkadaşım, okul arkadaşım" diye hitap ettiği Kılıçdaroğlu, ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, "İki arkadaş olarak görüştük" dedi.
BirGün gazetesi yazarı Yaşar Aydın görüşmeye ilişkin ipuçlarını değerlendirdi.
Yaşar Aydın “Buluşmada makamda geçen süreden çok zamanlama önemli. Bu temas, daha yakın bir iş birliğinin ilk adımı olabilir. İki isim de sembolik hamleleri sever. Görüşmeyi, iki isim arasında eski dostluğun çok ötesinde bir siyasi bağ olduğunu unutmadan değerlendirmek gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nun daha CHP’ye butlan olarak atanmadan tarif ettiği Türkiye ile Bahçeli’nin hamleleri arasında şaşırtıcı bir benzerlik var” ifadelerini kullandı.
BirGün gazetesi yazarı Yaşar Aydın’ın “Bahçeli ve KK'nın ortak Türkiye planı: Arkadaştan fazlası” başlıklı yazısı şöyle:
Türkiye’de gündem çok hızlı değişiyor. Bir an nefes alıp olanı biteni değerlendirme şansı bile tanınmıyor. Salı günü grup toplantısı sonrası butlan CHP’si başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli görüştü. Görüşme toplamda 15 dakika sürdü. Bilgi olarak “arkadaş sohbeti” notu geçildi. İki liderin yıllara dayanan bir dostluğu, tanışıklığı olduğu herkesin malumu. Hazır Meclis’e gelmişken iki lafın belini kıralım da demiş olabilirler. Ancak memleket bu noktadayken, iki isim de birçok konuda benzer fikirler beyan edip dururken ilişkiye yakından bakmak şart. Fakat ondan önce Bahçeli’nin son 15 günlük performansına göz atalım.
ERDOĞAN, BAHÇELİ’YE İSTEDİĞİNİ VERECEK Mİ?
Bahçeli, 6 Ekim Salı günü Meclis’te yaptığı grup konuşmasında Erdoğan’ın bir kez daha seçilmesinin karşısında yasamanın MHP’ye verilmesini açıkça talep etti. Üzerine yeterince konuşulmasa da “yürütme” meselesini cebe koyup devam edelim.
Bahçeli aynı konuşmada dış politikaya da değinerek Yemen ve Suudi Arabistan gerilimi konusunda ortağı AKP’den daha ileri bir söylem geliştirdi. Husilere karşı diyalog yolu kapanırsa askeri bir destek verilmesi gerektiğini açıkça söyledi. Yani "Mekke Paktı" çalışsın dedi.
En az bunun kadar önemli olan fakat yine de yeterince yer bulamayan bir başka konu var ki o da Bahçeli’nin radarındaydı: Azerbaycan’ın okullarda türban yasağına AKP’nin üst düzey yetkilileri ve Saray çevresinden gelen tepki sonrası ilişkiler gerilmişti. Bahçeli bir yandan meseleyi yatıştırmaya çalışırken diğer yandan da açıkça Azerbaycan’ın yanında taraf aldı. Yaptığı yazılı açıklamada, "Her devletin egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve kendi iç hukukuna saygı duyulmalı" dedikten sonra şöyle bitirdi: "İki ülke arasındaki kardeşlik hukukunu zedelemeye yönelik her türlü yaklaşım karşısında sağduyu, karşılıklı anlayış ve ortak akıl temelinde hareket edilmesi büyük önem taşımaktadır."
Özetlersek; Bahçeli önümüzdeki seçimler için tavrını netleştirip yasamayı istedi, ardından Orta Doğu siyasetinde pozisyonunu ABD çizgisiyle uyumlu biçimde bir kez daha güncelledi ve hem iç iktidar mücadelesine hem de bölgesel siyasete başta Azerbaycan olmak üzere Türk dünyası üzerinden ağırlık koyacağını göstermiş oldu.
BUTLAN CHP’SİYLE MHP ORTAKLIĞI OLUR MU?
Bahçeli içeride ve dışarıda devleti tahkim eden bu geniş koalisyonu örerken, farklı zeminlerde ‘itiraz etmeyen, yerli ve milli’ bir muhalefet bloku inşa etmek zorunda. Aklındaki planı hayata geçirebilmesi için içerideki ittifaklarını güçlendirmesi gerekiyor. Öncelikle PKK lideri Öcalan’la geliştirdiği yeni temas hattının Bahçeli’nin işini kolaylaştırdığını söylemek mümkün. Kürt siyaseti 40 yıldır “düşman” olarak gördüğü Bahçeli’yi en kritik siyasal figürlerden biri olarak tanımlamaya başladı ve bu hat karşılıklı bir zemin üzerinden ilerliyor.
Bahçeli’nin diğer güvendiği yapı ise devlet içine kök salmış, siyaseten AKP’den daha etkili bir noktaya ulaşmış olan yargı ve güvenlik bürokrasisi. Bu yapıdan gelen hamleler MHP’nin iç siyaset hedefleriyle tam bir uyum içinde.
Şimdi gelelim yazının başındaki Kılıçdaroğlu ve Bahçeli görüşmesine. Buluşmada makamda geçen süreden çok zamanlama önemli. Bu temas, daha yakın bir iş birliğinin ilk adımı olabilir. İki isim de sembolik hamleleri sever. Görüşmeyi, iki isim arasında eski dostluğun çok ötesinde bir siyasi bağ olduğunu unutmadan değerlendirmek gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nun daha CHP’ye butlan olarak atanmadan tarif ettiği Türkiye ile Bahçeli’nin hamleleri arasında şaşırtıcı bir benzerlik var.
HEM YERLİ HEM MİLLİ MUHALEFET OLACAKLAR
Benzerlikleri hemen toparlamak mümkün: Her şeyden önce Erdoğan’ın başkanlığına (şimdilik) itiraz etmiyorlar; Erdoğan’ın ısrarla altını çizdiği "yerli-milli muhalefet" rolünün fiili temsilcileri durumundalar. Trump’ın Orta Doğu projesine itiraz etmedikleri gibi Türkiye’ye biçilen rollerle de bir problemleri yok. Üstelik daha otoriter bir devlet aygıtının bürokratlar eliyle yürütülme ihtimali, onlar için adeta sınavda sorunun en iyi çalıştıkları yerden gelmesi demek.
Anlaşılan o ki önümüzdeki süreçte yargıda, bürokraside ve Meclis’te daha yakın bir MHP - butlan CHP’si senkronizasyonu göreceğiz. Soru, bu yakınlığın sandığa bir ittifak olarak yansıyıp yansımayacağı. Kestirmeden bir yanıt vermek mümkün değil; tablo, partilerin Saray’la geliştirecekleri pazarlıklar kadar muhalefetin göstereceği dirence göre şekillenecek.
Ancak ortadaki bu yeni dizayn, iktidar çevrelerinin erken seçim tartışmalarındaki pervasız öz güvenini fazlasıyla açıklıyor. 2028’e giderken asıl soru şudur: Türkiye sahnelenen bu bürokratik müsamereyi çaresizce izlemeye mahkûm mu kalacak, yoksa bu mühendislik çemberini paramparça edecek sahici bir siyasi irade kendi yolunu mu açacak? Memleketin kaderini işte bu soruya verilecek yanıt belirleyecek.