Bakırhan'dan butlan değerlendirmesi: Dün Kürtlere bugün CHP'ye, refleks aynı refleks

DEM parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP'deki krize ilişkin açıklama yaptı. Bakırhan, "dün Kürtlere bugün ana muhalefete" diyerek hukuksuz bulduğu butlan kararını eleştirdi

Bakırhan'dan butlan değerlendirmesi: Dün Kürtlere bugün CHP'ye, refleks aynı refleks

GAZETE PENCERE - Meclis'te grup toplantısında konuşan DEM parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan,"Bugün muhatap CHP olabilir ama refleks tanıdıktır. Biz bu kararı bir partinin iç meselesi olarak okumadık. Bu karar, siyasi çoğulculuğa tahammülsüzlüğün yeni bir halkasıdır. Dün bu halkaya Kürtler kayyımlarla dahil edildi, bugün ana muhalefet yargı müdahalesiyle dahil ediliyor. Yarın bu halkaya kimin ekleneceği belli değildir" ifadelerini kullandı.

Bakırhan'ın açıklaması şöyle:

Alevi canlarımızın 12 gün sürecek Muharrem Orucu başladı. Muharrem, Kerbela’dan bugüne, zulme karşı direnenlerin ve mazlumdan yana olanların simgesi haline geldi. Bu vesileyle oruç tutan tüm canların lokmalarının ve ibadetlerinin kabul olmasını diliyor; Muharrem Ayı’nın toplumsal barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşam umuduna vesile olmasını temenni ediyorum. Tüm canların Muharrem Orucu’nu şimdiden kutluyorum.”

İRAN ABD ANLAŞMASI

“28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta anlaşmaya varıldı. Anlaşmanın hayata geçirilmesi bekleniyor. DEM Parti olarak öncelikle ölüme ve savaşa son veren bu anlaşmayı olumlu karşılıyoruz. Anlaşmanın kalıcı olmasını ve yapıcı gelişmelerle devam etmesini umut ediyoruz. Bölgesel gerilimlerin bu denli yüksek olduğu bir ortamda, toplumsal barışı inşa etmek her ülkenin öncelikli görevidir. Dışarıda silahları susturan bir devlet, içeride kendi halklarıyla savaş halinde kaldığı sürece gerçek anlamda barışa ulaşmış sayılmaz. Bu nedenle bizim için en güçlü barış, toplumsal barıştır.”

İDAMLAR İÇİN ÇAĞRI

İran’da Kürtlere ve muhaliflere yönelik idamları hatırlatan Bakırhan şöyle devam etti:

“İran; Kürtlerin, Belucilerin, Azerilerin ve en başta kadınların doğal, meşru ve demokratik taleplerini karşılamalıdır. Kürtlere ve muhaliflere yönelik idamlara derhal son vermelidir. DEM Parti olarak temennimiz, bu anlaşmanın halkların iradesine dayanan, kimseyi dışlamayan, demokratik ve kalıcı bir barışın başlangıcı olmasıdır. Ortadoğu’nun gerçek huzuru ne büyük güçlerin vesayetiyle ne de içeride otoriterlikle sağlanabilir. Huzur, istikrar ve refah ancak bu toprakların bütün halklarının özgürlüğüyle mümkündür.”

DEVİR ADALET DEVRİ

Ekonomik krize de değinen Bakırhan şunları ifade etti:

“Bugün bu kürsüde, gündelik siyasetin sığ çekişmelerinden ve anlık hesapların gürültüsünden biraz uzaklaşarak konuşmak istiyorum. Türkiye’nin yaşadığı krizler yalnızca bugünün krizleri değildir. Bu ülkenin sorunları yüzyıldır katman katman birikti. Ertelendi, bastırıldı, yok sayıldı. Üstü örtülen her mesele, gün geldi daha ağır bir fatura olarak toplumun karşısına çıktı. Bugün ödediğimiz fatura, adeta yüzyılın birikmiş faizidir. Bu fatura bazen ekonomik kriz olarak geldi. Bazen adaletsizlik, bazen şiddet, bazen yoksulluk, bazen de siyasal meşruiyet sorunu olarak karşımıza çıktı. Türkiye bugün bunların hepsini aynı anda yaşıyor. Çünkü bu sistem, ürettiği gerilimi çözmek yerine yönetmeyi seçti. Sorunları iyileştirmek yerine dondurdu. Hakikate yüzünü dönmek yerine onu bastırdı. Ama hiçbir sorun yok olmadı. Derinde büyüdü, çürüttü ve sonunda bütün toplumu kuşattı. Bizler yıllardır bu ülkede aynı filmi farklı aktörlerle izliyoruz. Muktedir olan kendi hukukunu kuruyor, kendi ötekisini yaratıyor. Ötekine düşmanlık üzerinden iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu döngüsel intikam makinesi ve rövanşist öfke, bu ülkede acı, yoksulluk ve korku üretti. 86 milyon devri sabıklardan bıktı, usandı. Artık zaman devri sabıkların değil, adaleti, eşitliği ve demokratik yaşamı sağlamanın zamanıdır.”

DÜN KÜRTLER BUGÜN CHP'LİLER YARIN KİM BİLİR KİMDE?

“Türkiye’nin siyasi tarihine bakın. Darbeler, muhtıralar, parti kapatmalar, siyaset yasakları, cezaevine konulan seçilmişler, görevden alınan belediye başkanları, kayyımlar ve yargı eliyle siyasete verilen ayarlarla dolu bir tarih görüyoruz. Her dönemin dili farklıydı ama refleksi aynıydı. Bu ülkede Kürtler, Aleviler ve sosyalistler hep tehdit sayıldı. Ermeniler, Rumlar, farklı inançlar ve kimlikler tehdit sayıldı. Bir dönem muhafazakârlar, başka bir dönem milliyetçiler dahi tehdit olarak görüldü. Öyle dönemler oldu ki vatan millet diyenler de devrimcilerle birlikte aynı işkencelerden geçti. Devlet aklı, toplumu zenginliğiyle görmek yerine sürekli bir tehdit haritası çizdi. O haritada yurttaş hep şüpheliydi; hak değil güvenlik, çözüm değil bastırma vardı.En çok da demokratik siyaset hakkı tehdit sayıldı. Kürt siyasi hareketinin partileri birbiri ardına kapatıldı. HDP’ye yönelik kapatma davası ise hâlâ sürüyor. Ama her kapatmanın ardından halk yeniden sözünü söyledi, yeniden örgütlendi ve yeniden siyaset sahnesine çıktı. Bugün CHP’ye yönelik mutlak butlan kararıyla karşı karşıyayız. Bugün muhatap CHP olabilir ama refleks tanıdıktır. Biz bu kararı bir partinin iç meselesi olarak okumadık. Bu karar, siyasi çoğulculuğa tahammülsüzlüğün yeni bir halkasıdır.

Dün bu halkaya Kürtler kayyımlarla dahil edildi, bugün ana muhalefet yargı müdahalesiyle dahil ediliyor. Yarın bu halkaya kimin ekleneceği belli değildir. Biz o gün de söyledik: Hukuku sopaya çevirmeyin; bu yanlış bir gün herkesi sarar. Bugün yine söylüyoruz: Yargı, siyaseti dizayn etme laboratuvarı değildir. Mahkeme salonları, halk iradesinin yerine geçirilemez. Hukuk eğilip bükülemez. Adalet Kürt’e ve muhalife başka, iktidara başka işleyemez. Türkiye’nin son yüzyıllık hikâyesine baktığımızda ilginç bir manzarayla karşılaşıyoruz. Dünya değişiyor, ülke değişiyor, iktidarlar değişiyor; fakat birçok temel sorun olduğu yerde duruyor.Bu nedenle Türkiye’nin son yüzyılı, aynı istasyonlara dönüp duran bir treni andırıyor. Vagonlar değişiyor, yolcular değişiyor, zaman değişiyor; fakat siyaset aynı duraklarda bekleyip duruyor.”

KORKU SİYASETİ

“Peki bu tablonun arkasında nasıl bir mantık var? Türkiye’yi bu hale getiren üç tarz-ı siyaset var: Korku siyaseti, erteleme siyaseti ve tekrar siyaseti. Topluma sürekli bir tehdit anlatıldı, sürekli bir beka meselesi sunuldu ve sürekli yeni düşmanlar üretildi. Cumhuriyetin ilk yıllarında parçalanma korkusuyla, Soğuk Savaş boyunca komünizm tehdidiyle, 1990’larda Kürt meselesiyle toplum baskı altında tutuldu.Sonrasında irtica, dış güçler, göçmenler ve toplumsal hareketler adı altında tehditler bir türlü bitmedi. Bu tehlikeler listesi uzadıkça uzadı. Korku siyaseti hep devam etti. Kürt anadilini istedi, “Ülke bölünür” dediler. İşçi grev istedi, “Ekonomi zarar görür” dediler. Kadın eşitlik istedi, “Aile bozulur” dediler. Genç özgürlük istedi, “Dış güçler” dediler. Korku üzerine kurulan siyaset, bu ülkeye güven değil; daha fazla güvensizlik, sefalet ve hukuksuzluk getirdi.

Erteleme siyaseti ise hep “Bugün değil, sonra” dedi. Türkiye’nin devasa sorunları vardı. Her gelen iktidar risk almaktan ve inisiyatif kullanmaktan kaçındı. Hep erteledi. Kürt meselesi ertelendi. Yargı reformu ertelendi. Yerel demokrasi ertelendi. Emekçinin hakkı ertelendi. Ama ertelenen her hak, toplumsal maliyeti daha da artırdı. Korku ve erteleme siyasetlerinin kaçınılmaz sonucu ise tekrar siyasetidir. Tekrar siyaseti; aynı krizi, aynı cümlelerle ve aynı yöntemlerle yeniden üretmektir. Aynı kaya, aynı yokuş, aynı hüsran. Sisifos’un kayası gibi, Türkiye aynı sorunları tekrar tekrar yukarı taşımaya zorlandı. O kaya her defasında halkların üzerine yuvarlandı. Türkiye bir türlü o kayayı düze çıkaramadı.”

ORTAK AD TÜRKİYELİLİK

“Korkuya, ertelemeye ve tekrara karşı kurucu demokratik siyaseti savunuyoruz. Bu ülkenin bir çıkış yolu vardır. O yolun adı güçlü demokrasi, bağımsız hukuk, eşit yurttaşlık, emeğin hakkı ve toplumsal barıştır. DEM Parti olarak ortaya bir öneri seti ve program koyuyoruz. Birincisi, Türkiye gerçek bir çoğulculuğa ve demokratik bir düzene ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacın adı demokratik cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyet yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir ortak yaşam sözleşmesidir. Zemin eşit yurttaşlık, çatı demokratik cumhuriyet, ortak ad Türkiyeliliktir. İkincisi, Türkiye’nin en acil ihtiyacı hukuktur. Yargının tek pusulası adalet olmalıdır. Hâkim kürsüsünde kararı veren hukuk mu olacak, güçlü olan mı olacak? İşte demokrasinin sınavı burada başlıyor. Yargı adil ve bağımsız olmalı, temel özgürlükler güvence altına alınmalı, kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda işletilmelidir. CHP’ye yönelik butlan kararında, Kürt siyasetçilerine yönelik davalarda, en başta Kobani kumpas davasında, gazetecilere, sendikacılara ve gençlere yönelik baskılarda aynı hukuk krizinin farklı yüzlerini görüyoruz. Bu kriz çözülmeden ne demokrasi güçlenir ne de toplum rahat nefes alır. Üçüncüsü, bugün her evin temel ihtiyacı iktisadi adalettir. Ekonomi, eşitlik ve adalet temelinde yeniden kurulmalıdır. Bir ülkede gökdelenler yükselirken çocuklar yatağa aç giriyorsa orada refah değil, derin bir haksızlık ve eşitsizlik vardır.”

İŞÇİLERE DESTEK

“Sendika hakkı, grev hakkı ve toplu sözleşme hakkı anayasal haklardır. Bu haklar kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde güvence altına alınmalıdır. İşte demokratik cumhuriyete ulaştıkça hak yerini bulacak, hukuk güçlenecek, eşitlik ve adalet gelecektir. Bunu sağlamak için kendimize güveniyoruz. 15-16 Haziran İşçi Direnişi’nin mirasını sürdüren işçilere ve emekçilere güveniyoruz. Ezilenlere, siz kıymetli halklarımıza güveniyoruz. Bütün bu çözüm başlıklarının kilidi, Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Bunu açıkça söyleyelim: Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin demokrasisi de ekonomisi de dış politikası da kalıcı istikrara kavuşamaz. Çünkü bu mesele yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Bu mesele, Cumhuriyetin demokrasiyle tamamlanma meselesidir. Bu mesele, hukukun bütün yurttaşlar için eşit işlemesi meselesidir. Bu mesele, Türkiye’nin kendi halkıyla barışma meselesidir. Yüz yıl boyunca bu düğüm baskı ve inkârla çözülmeye çalışıldı; düğüm her seferinde daha fazla dolandı. Oysa bu düğümü siyaset çözer. Hukuk çözer. Cesaret çözer.Bugün dünya sarsılıyor. Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Enerji yolları, ticaret koridorları, ittifaklar ve sınırlar yeniden tartışılıyor.”

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar