Hatimoğulları: PKK’lilerin gelip yaşama katılması bu ülkeye ne kaybettirecek?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında sürece ilişkin değerlendirmeler yaparken yasa beklentisini dile getirdi.

Hatimoğulları: PKK’lilerin gelip yaşama katılması bu ülkeye ne kaybettirecek?

GAZETE PENCERE - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada iç ve dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Tülay Hatimoğulları, NATO Zirvesi öncesinde Ankara merkezli yapılan gözaltılara tepki göstererek, “Bu sabah yine yoğun bir gözaltı haberine uyandık. Gece 03.00’ten bu yana, özellikle Ankara merkezli gözaltı furyasıyla karşı karşıyayız. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da yapılan baskınlarda, yüzlerce devrimci, sosyalist arkadaşımız gözaltına alındı” diye konuştu.

Bu uygulamaların demokratik haklara aykırı olduğunu ifade eden Tülay Hatimoğulları, gözaltına alınanlar arasında Devrimci Parti Eş Genel Başkanı Elif Torun Öneren’in de bulunduğunu belirterek, “Bütün Türkiye’yi felç edecek şekilde güvenlik önlemleri alıyorlar” diyerek tepki gösterdi.

NATO OPERASYONLARINA TEPKİ

Tülay Hatimoğulları ayrıca, “NATO yasakları kapsamında yurttaşların demokratik hakları engelleniyor… DEM Parti olarak buna itiraz ediyoruz. Bu kararın yürürlükten kalkması için ayrıca DEM Parti olarak dava açtık” açıklamasında bulundu.

İNTİKAM DİLİ BU

Sincan Cezaevi ziyaretine değinen Tülay Hatimoğulları, Kobani davası kapsamında tutuklu bulunan isimlerle görüştüğünü belirterek, “Her birinin gözünde aynı ışık, aynı devrimci inanç ve demokratik yaşama duyulan özlem vardı” dedi.

Ayşe Gökkan’a verilen 19 yıl 6 ay hapis cezasını eleştiren Tülay Hatimoğulları, “Bu ceza, adaletin değil intikamın dilidir” ifadelerini kullandı. Kobani Kumpas Davası için ise, “Kobani Kumpas Davası ve bütün siyasi davalar artık düşmelidir. Arkadaşlarımız özgürlüklerine, halklarına kavuşmalıdır” dedi. Ayrıca, “Buradan iktidara tekrar hatırlatıyoruz: AİHM kararları uygulanmalıdır” ifadelerini kullandı.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

LGBTİ+ içeriklerine getirilen erişim engellerine değinen Tülay Hatimoğulları, “Şu bilinsin ki; yasaklarla, baskılarla ve sansürle ne kadınlar ne de LGBTİ+’lar yok olur” dedi.

Tülay Hatimoğulları, Meclis’te gazetecilere yönelik iddialara da değinerek, “Grup toplantılarını takip etmek üzere Meclis’e girmek isteyen kadın gazetecilere kapıda çıplak aramaya varacak bir girişimde bulunuldu. Bu korkunç bir şeydir. İnsan onurunu zedeleyen bu davranış hakkında gerekli inceleme, Meclis Başkanlığı tarafından acilen başlatılmalıdır” diyerek tepki gösterdi.

Küresel sisteme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tülay Hatimoğulları, “Dünyada nereye baksak bir yangın, bir yıkım görüyoruz. Bu tesadüf değil” dedi. Kapitalizmin krizine dikkat çekerek, “Kuralsızlık ve ‘gücü yeten yetene’ anlayışı hâkim” diye konuştu.

G7 ve savaş politikalarını da eleştiren Tülay Hatimoğulları şunları söyledi:

“Her küresel zirve yeni bir felaketin kapısını aralıyor. G-7 toplandı, Ukrayna-Rusya savaşını alevlendirecek kararlar çıktı. Ardından Moskova’ya büyük saldırıların gelmesi de dikkat çekicidir. Çok kutuplu dünyada küresel sistem kendini yeniden yapılandırıyor. Yapay zekânın gelişimi ve dijitalleşmenin hız kazanması, nadir elementlere duyulan ihtiyacı artırıyor. Yeni dönem savaşlarının önemli nedenlerinden biri de bu. Enerji havzaları, enerji koridorları, pazar alanları ve ticaret savaşları bu sürecin parçası.

Bu dönemde burjuvazi, kendi inşa ettiği kurumları ve burjuva demokrasisinin değerlerini dahi ortadan kaldırıyor. İnsan hakları, evrensel değerler, demokrasi ve Batı’da işçi sınıfının mücadelesiyle kazanılan sosyal haklar tırpanlanıyor. Kuralsızlık ve “gücü yeten yetene” anlayışı hâkim kılınıyor.

Soruyoruz: Bu durumdan kimler kazanıyor? Bir avuç sermaye grubu, savaş baronları, spekülatörler… Kim kaybediyor? Halklar, milyarlarca insan kaybediyor. Bu vahşi gidişata karşı halkların, işçilerin, ezilenlerin ve sömürülenlerin enternasyonalist mücadelesi tek seçenektir. Bu karanlık tabloda, İran-ABD arasındaki anlaşma görüşmelerini memnuniyetle karşılıyoruz. Diyaloğun savaşa tercih edildiği her adım çok kıymetli, çok değerlidir. Silahların sustuğu her an insanlığın kazancıdır. Temennimiz, bu anlaşmanın tamamına ermesi ve kâğıt üzerinde kalmamasıdır. İran-ABD anlaşması sağlanırken İsrail, Lübnan’ı bombalamaya devam ediyor. Doğu’nun incisi, dünyanın en güzel kentlerinden biri olan Beyrut’a yağmur gibi bombalar yağıyor. İsrail saldırıları 2 Mart’tan bu yana yaklaşık 4 bin kişiyi öldürdü, 1 milyondan fazla insanı yerinden etti ve çatışmalar günlük olarak sürüyor. Artık buna son verilmelidir. Bu anlaşmayla birlikte Lübnan’a yönelik saldırılar da bitirilmelidir. Bu hengâmede kan ağlayan mazlum Filistin halkı asla unutulmamalı, Filistin işgaline son verilmelidir. Ortadoğu’da silahlar susmalı, barış konuşmalıdır. Bölge halkları olarak hepimizin buna çok ihtiyacı var; hep birlikte bölge barışı için kenetlenmeliyiz.”

ÇÖZÜM BARIŞTA

İran-ABD görüşmelerini değerlendiren Tülay Hatimoğulları, ‘Buradan İran devletine de seslenmek istiyorum’ diyerek şunları kaydetti:

“Yaşadığınız musibetlerin muhasebesini yapacak, geleceğe ilişkin yeni bir yapılanmanın içine gireceksinizdir. İran’a müdahalenin, başta İran halkları olmak üzere bütün bölge halklarına olumsuz etkilerinin farkındayız. Çözüm savaşta değil, barıştadır. Bu anlamda iç barışınızı sağlamanız çok önemlidir. Kürtlerin, Azerilerin, Farsların ve Beluçların eşit yurttaşlık hakkı güvence altına alınmalıdır. Kadınların özgürlüklerinin önü açılmalıdır. Bir sanatçı başı açık şarkı söyledi diye kırbaçlanmamalı, hiç kimse idam edilmemelidir. İşçiler, esnaflar “Açız, ekmek ve adalet istiyoruz” diye miting ve yürüyüş yaptıkları için sokaklarda öldürülmemeli, şiddet görmemelidir. Böylesi yeni bir başlangıçla ilerlenmesini umut ediyoruz. Bir çift sözümüz de çözümü dışarıda değil, içeride arayan İran’daki Kürt halkıyla ilgili olacak: Savaş döneminde Kürt halkının ortaya koyduğu bu tarihi tutuma denk düşen bir karşılık verilmelidir. Savaş başladığı andan bu yana Kürtleri tehlikeli bir maceraya çekmek, vekil güç yapmak istediler. Olmadı. İran’daki Kürt örgütleri, kimsenin koçbaşı olmadıklarını bir kez daha gösterdi. Yalnızca halkların çıkarlarını esas alan net bir tutum ortaya koydular. Kürtlerin tutumu nettir: Irak’ta muhatap Bağdat, Türkiye’de Ankara, Suriye’de Şam, İran’da Tahran’dır. Bu tutum kıymetlidir, değeri bilinmelidir. İran rejimi de buna karşılık vermelidir. Kürtlere yönelik idam ve inkâr politikalarından vazgeçmeli, demokratik bir yöne doğru adım atmalıdır. İran’ın ortak geleceğinin yolu; toplumsal barıştan, kadınların özgürlüğünü esas alan demokratik bir yönetimden geçer. Buradan sevgili Jina Mahsa Amini şahsında, özgürlük için mücadele veren bütün kadınlara ve insanlara selam olsun.”

HALK GEÇİM SIKINTISI ÇEKİYOR

Tülay Hatimoğulları Jeopolitik krizlerin kökeninde ekonomi-politik çıkar çatışmalarının yattığını belirterek, “Türkiye, bu karmaşaya tarihinin en kırılgan dönemlerinden birinde yakalandı. Mutfaktaki yangın büyüyor. Emeğiyle geçinen milyonlar için hayat her gün daha da zorlaşıyor. Yoksulluk, işsizlik, borçluluk derinleşiyor. Sabah markete giden bir emekli, akşam buzdolabının önünde hesap yapıyor. Bunun sorumlusu AKP ve uyguladığı ekonomi politikalarıdır. Enflasyon kalıcı hale geldi. Alım gücü eriyip gitti. Gelir dağılımı daha da bozuldu. Sadece iki somut örnek vereceğim. Birincisi emekliler. Onlarca yıl çalışmış, bu ülkeye emek vermiş insanlar. Şimdi ne yapıyorlar? İş arıyorlar. İŞKUR’a başvuran 60 yaş üzeri kişi sayısı geçen yıla göre yüzde 20 arttı. Bunlar kayıtlı olanlar. Kayıtsızlar ise çok daha fazla. Emekli taksi şoförü örneği ortada. 6,5 milyon genç ne eğitimde ne istihdamda. Evlere kapatılmış, üretimden koparılmış, hayatın dışına itilmiş durumda. Türkiye, genç bir kuşağın yitirilişini sessizce izliyor. Bir düşünün: Sabah uyandıklarında gidecekleri bir okul yok, iş yok. Ama hayalleri var, enerjileri var, gelecek beklentileri var. Bu ülke ise onlara bunların hiçbirini sunmuyor. Türkiye’nin en yetenekli gençleri, en iyi üniversitelerden mezun olan gençler Avrupa’nın yolunu tutmak istiyor. Cumhurbaşkanı ve bakanlar “Nüfus yaşlanıyor, evlenin, çocuk yapın” diyor. 6,5 milyon genç işsizken doğmamış çocuğa iş mi, aş mı vadediyorsunuz? Neyin kafası bu? Herkes ‘devlet aklı’ndan söz ediyor. Biz devlet aklını maklını bilmeyiz. Ama şundan eminiz ki akıllı bir devlet, 6,5 milyon genci kazanır.” ifadelerini kullandı.

SAHTE OY TARTIŞMALARI

Açlık grevi yapan öğretmenlere dair de Meclis’ee seslenen Tülay Hatimoğulları, şöyle devam etti:

“Meclis’ten birkaç yüz metre ötede açlık grevindeki öğretmene çözüm olmayan bir Meclis ve siyaset olur mu? Buna çözüm üretemeyenler; Rize’de köyünde, Hakkâri’de yaylasında yaşayan, Kocaeli’de merdiven altı atölyelerde cefa içinde çalışmak zorunda kalan insanlara nasıl çare olacak, nasıl derman olacak? Genel Kurul’da bir ülke ile anlaşma yapılıyor. Meclis çatısı altında AKP milletvekillerinden oluşan bir grup 76 sahte oy kullanıyor. Bu sahteliği yapanlar, bu ülkenin sorunlarını nasıl çözecek?” Herkes “devlet aklı”ndan söz ediyor. Biz devlet aklını maklını bilmeyiz. Ama şundan eminiz ki akıllı bir devlet, 6,5 milyon genci kazanır. Bakın, özel okul öğretmenleri ile mülakat mağduru, atanmayan öğretmenler günlerdir Meclis’e birkaç adım ötede açlık grevinde, eylemdeler. Kendilerini ziyaret ettik, taleplerini dinledik. Talepleri; taban maaş uygulaması, belirsiz süreli iş sözleşmesi, özlük haklarının kamuda çalışan öğretmenlerle eşitlenmesi, liyakatsizliğin önünü açan torpilli mülakatların son bulması, atanmak ve çalışmak. Peki bu taleplerinin karşısında neyle karşılaşıyorlar? Taleplerini demokratik zeminde dile getiren öğretmenleri copluyorlar, gaz sıkıyorlar. İşin trajik yanı şu: Öğretmenleri coplayan polislerin kimisi de öğretmen olarak atanamadığı için polis olmuş durumda. Üstelik onların da büyük bölümü aldığı maaşla geçinemiyor. Geçinemeyen polis, geçinemeyen kamu emekçisini copluyor, gaz sıkıyor. Soruyorum: Meclis’ten birkaç yüz metre ötede açlık grevindeki öğretmene çözüm olmayan bir Meclis ve siyaset olur mu? Buna çözüm üretemeyenler; Rize’de köyünde, Hakkâri’de yaylasında yaşayan, Kocaeli’de merdiven altı atölyelerde cefa içinde çalışmak zorunda kalan insanlara nasıl çare olacak, nasıl derman olacak? Genel Kurul’da bir ülke ile anlaşma yapılıyor. Meclis çatısı altında AKP milletvekillerinden oluşan bir grup 76 sahte oy kullanıyor. Bu sahteliği yapanlar, bu ülkenin sorunlarını nasıl çözecek?”

HUKUK KONUŞMALI

Geçtiğimiz günlerde Kürt toplumunun farklı kesimleriyle bir araya geldiklerini aktaran Tülay Hatimoğulları, sürece dair çarpıcı açıklamalar yaptı. Tülay Hatimoğulları, barışın güvencesinin sadece silahları bırakmakla olmadığını belirterek şunları söyledi:

“PKK silahları yaktı. Ülkeye dönüp siyaset yapmak istiyor. Ama iktidar iyi niyet dilekleriyle vakit geçiriyor, Meclis irade göstermiyor. Şunu sormak istiyorum: Çatışmanın sürmesini mi istiyorlar? PKK’lilerin gelip yaşama katılması bu ülkeye ne kaybettirecek? Nedir onları yasal adım atmaktan alıkoyan?” Buyurun, bu sorular Türkiyeli Kürt bir yurttaşımızın soruları. Meclis, iktidar bu soruları yanıtlasın. Halk gerçekleri görüyor. Artık iyi niyet beyanlarının ötesine geçmek gerekiyor. AKP sözcüsü “Yeni bir aşamadayız” dedi. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş da hafta sonu yaptığı açıklamada, çerçeve yasayı en kısa sürede Meclis gündemine taşıyacaklarını söyledi. Bu sözü önemsiyoruz. Beklentimiz açık ve nettir: Bu süre Temmuz ayını geçmemelidir. Çerçeve yasa, Meclis’in bu yasama dönemi kapanmadan gelmelidir. “Yetiştiremedik, ne yapalım; gelecek dönemin başında hallederiz” gibi yaklaşımlarla gelinmemelidir. Silahların sustuğu bir yerde çerçeve yasa; kolektif hakların, eşit yurttaşlığın, farklılık içinde birliğin ve yerel demokrasinin zeminini açmalıdır. Barış keyfiyete değil, hukuk düzenine emanet edilmelidir. Çatışma ve şiddet zemininden siyaset ve hukuk zeminine geçiş için atılacak bu çerçeve yasa adımı, 21. yüzyılın Orta Doğu’daki en büyük atılımlarından birini yaratacaktır. Barışın güvencesi sadece silahların susması değil, hukukun konuşmasıdır. Kalıcı çözümün teminatı temenniler değil, demokratik güvencedir. Türkiye’nin ihtiyacı artık geçmişin korkularını yönetmek değil, ortak bir geleceği kurmaktır.”

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar