Özgür Özel'den Erdoğan ve Kılıçdaroğlu'na gönderme: Bir kere yarıştık, onda da ben yendim
Meclis grup toplantısınnda konuşan seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "öyle '13 kere yarıştık, hep ben yendim' diyen birisine, 'Ne konuşuyorsun kardeşim sen, bir kere yarıştık, onda da ben yendim' diyecek durumdayız" dedi.
GAZETE PENCERE - CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel Eskişehir’de grup toplantısı düzenliyor. Özel konuşmasına Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'nin eski başkanı Yılmaz Büyükerşen’e selam vererek başladı.
"Gençliğin, özgürlüğün, Cumhuriyet'in şehrindeyiz" diyen Özel, "Buradan güç almaya geldik" şeklinde konuştu.
Mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na Kemal Kılıçdaroğlu'nun atandığını hatırlatan Özel, "Partimize yönelik saldırıların ardından Ankara'da durmadık. Binalardan çıktık, milletimize sığındık. Türkiye'nin hasret kaldığı yeni siyaseti milletimizle birlikte kuruyoruz. Şatafatlı binalarımız, görkemli sahnelerimiz, büyük otobüslerimiz yok. Bazen bir bankın üstünde, bazen bir köy kahvesinde bir sandalyenin üzerindeyiz ama şükürler olsun ki milletimizin gönlündeyiz" dedi.
2018'de kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin eleştiren Özel, "2018'de parlamenter sistem ortadan kaldırıldı. Yerine tek kişilik bir yönetim anlayışı getirildi. O günlerde itiraz etmiştik, o günden bugüne de hep birlikte çilesini çekiyoruz. Üzerinden 8 yıl geçti. O tarihten bu tarihe, 'Verin yetkiyi, görün etkiyi' diyenler; enflasyonla, hayat pahalılığıyla mücadele, dövizin düşürülmesi, işsizliğin azaltılmasıyla mücadele edemedi. O günden bugüne milletin yüzü hiç gülmedi. Demokrasi zedelendi, adalet keyfîleşti, liyakatsizlik derinleşti. Enflasyonun belini kıracağız dediler, kırılan vatandaşın beli oldu" ifadelerini kullandı.

"Neden bu milletin hakkını yiyenlere kimse dokunmazken bu düzene karşı duranlara karakol, hapis, sürgün görünüyor?" diyen Özel, "Oturup bunu düşünmek, meseleyi bu adaletsizlikten yararlananları görmek ve siyaset ki tarafını belirleme işidir, siyaset öncelik belirleme işidir; bugünkü iktidarın kimleri koruduğunu, yarının iktidarı, halkın iktidarının kimleri koruyacağının adını şimdiden söylemek gerekir. Hiç şüphe yok ki Türkiye'yi bu hale, ülkeyi 24 yıldır yönetenler getirdi. Çünkü onlar kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının önünde tuttular" şeklinde konuştu.
"GENEL BAŞKAN YARDIMCIMIZ ELEŞTİRDİ DİYE SERTİFİKALARINI İPTAL ETTİLER"
Türkiye'nin enflasyonda Avrupa'da birinci, dünyada beşinci olduğunu belirten Özel, şunları söyledi:
"Gıda enflasyonunda, dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülke diye nitelendirilen Türkiye'nin, gıda enflasyonunda dünyada beşinci sırada olduğunun altını çizen, bu konuda sürekli partimize davet ettiğimiz, kadrolarımıza dahil ettiğimiz günden beri il il, köy köy gezen partimizin tarım politikalarından sorumlu başkanı Sencer Solakoğlu, gölge kabinemizin gölge tarım bakanı. Gittiği her yerde gıda enflasyonunun hangi sebeplerden olduğunu, tarımda yapılan yanlışları anlattığı için; hayvancılıkta, et üretiminde, süt üretimindeki yapılan yanlışlıkları, ne yapılırsa Türkiye'nin dışa bağımlılıktan kurtulacağını anlattığı için ve iktidarın nasıl ithalatçıyı zengin etmek için et üreticisini perişan ettiğini, nasıl süt hayvanlarının bıçak altına gittiğini anlattığı için; 1 yıl öncesine kadar Bursa'da kendi çiftliğinde en iyi sertifikalarıyla işlerini yaparken, sadece şimdi 'Bu işler nasıl yanlış yapılıyor, doğrusu nedir?' anlattığı için bu iktidarın hedefi haline geldi. Tek bir örnektir ama kendisinin iş yeri, örnek gösterilen iş yerinin geçtiğimiz günlerde bütün sertifikaları iptal edildi."

İktidar olacaklarını söyleyen Özgür Özel, "Buradan iktidara sesleniyorum: Ama bizler; ama bu ülkede sizin yanlışlarınıza itiraz ettiği için hedefe koyduğunuz kim varsa, biz sizin karşınızda dimdik durmaya, onların arkasında durmaya, bu ülkeyi ilk seçimlerde sizden kurtarmaya kararlıyız, bunu böyle bilin" dedi.
Emekli maaşları ve asgari ücrete zam çağrısı yapan Özel, "Yoksulluk sınırı 116 bin lira, emekli maaşı 23 bin 520 lira olacak, asgari ücret sadece 28 bin lira. 41,5 milyon kişi açlık sınırının altında yaşıyor. Biz bu düzene karşı adalet mücadelesi veriyoruz. Her şeye zam gelirken maaşlar aynı kalamaz. AK Parti'den önceki emekli maaşı 8,5 çeyrek altın alıyordu, şimdi 2 çeyrek altın alabiliyor. Bu büyük haksızlığını hem ilk seçimde hesabını göreceğiz hem de emekliye ilk seçimde hakkını vereceğiz" şeklinde konuştu.
Asgari ücretin alım gücünün enflasyon nedeniyle düştüğünü belirten Özgür Özel, "Erdoğan, '2023 seçimlerinden önce enflasyon çift hanesi ise yılda 4 kez ücretleri ayarlayacağız' demişti. 28 bin liralık asgari ücretin alım gücü 6 ayda 23 bin liraya düştüğü halde zam yapmadılar" dedi.
Özgür Özel'in konuşmasından başlıklar şöyle:
"ŞİRKETLERE GARANTİSİ VAR AMA EMEKÇİYE GEÇİM GARANTİSİ YOK"
"Ne yazık ki bu karadüzende otoyollarda geçiş garantisi vardır. 'Otoyol yapacağız, cebinizden bir kuruş para çıkmayacak' diye tarihin en büyük yalanını attılar. Dediler ki yandaş müteahhitlerine: 'Londra'daki tefecilerden parayı bul gel, ben parayı sana ödemek için yapacağın yolun 30 yıllık geçiş ücretini sana vereceğim. Ya geçmezlerse? Geçmeyeni de cepten ödeyeceğim. Faizini de vereceğim, o ülkenin enflasyonunu da üstüne ekleyeceğim. Yapılan otoyola, yapılan köprüye, yapılan tünele geçiş garantisi var. Havaalanı yaparsan uçmasa da uçak uçuş garantisi, yolcu garantisi var. Yapılan şehir hastanelerine hasta garantisi var ama emekliye, emekçiye geçim garantisi yok."
ASGARİ ÜCRET YÜZDE 213, KÖPRÜ ÜCRETİ YÜZDE 534 ARTTI"
"Tek bir örnek vereceğim. Son genel seçimlerin yapıldığı Mayıs 2023'te en düşük emekli maaşı 7.500 liraydı. Siz en son oy sandığının başına gittiğinizde en düşük emekli maaşı 7 bin 500 liraydı. Bugün zamlanmış haliyle söylüyorum; 23 bin 500 lira. Yani yüzde 213 arttı. O gün, son oy verdiğiniz gün Osmangazi Köprüsü'nün geçiş ücreti 184 liraydı, bugün 1170 lira. Yüzde 534 arttı. Emekliye verilen para yüzde 213 artarken, köprüyü yapan müteahhite verilen para veya köprüden geçiş ücreti yüzde 534 arttı."

"YANDAŞLARA VERDİKLERİ GARANTİLERİ TEKER TEKER İNCELEYECEĞİZ"
"Bu ülkede her şeyin fiyatı emekliye verilen maaştan daha fazla arttı. AKP iktidarının tercihlerinin özeti budur. Onlar zenginlere daha çok zengin olma garantisi veriyorlar ama biz bu ülkenin emeklisine, işçisine, esnafına, memuruna, çiftçisine geçim garantisi vermeye ve bunların seçimde yandaşlarına verdikleri tüm garantileri vatandaş adına teker teker inceleyip, onların defterini dürüp, o hesabı kapatmaya ama sizlere geçim garantisi vermeye geliyoruz."
"NATO'DA SÖZÜMÜZ GEÇSİN"
"Ülkemiz bugün ve yarın devlet başkanlarının da bulunacağı NATO zirvesine ev sahipliği yapıyor. Öncelikle, öncelikle şunu söyleyeyim: Biz son yerel seçimin birinci partisi olarak böyle bir dönemde, böyle bir ev sahipliğini önemsiyoruz. NATO'da sözümüz geçsin, Türkiye bölgesel ve küresel gelişmelerde söz ve karar sahibi olsun, oyun kurucu bir ülke olsun isteriz. Ülkemizin milli menfaatlerinin iktidarıyla muhalefetiyle birlikte savunulmasını ve bu tip organizasyonların hep birlikte sahiplenilmesini arzu ederiz.
Ne yazık ki bir üzüntülerimizi, ne yazık ki sıkıntılarımızı ifade etmek durumundayım. Demokrasiyi ve adalet sistemini zayıflatan, 86 milyonu kutuplaştıran, kendi gibi düşünmeyenlere hukuksuzlukla müdahale eden iktidarın varlığında bugün Türkiye, NATO liderlerinin 'En bildiğiniz şehir neresi?' dendiğinde tereddütsüz ismini söyleyeceği İstanbul'un, üç seçim üst üste artan farklarla, iptal edilen mazbatasına rağmen yenilenen seçimde artan farkla, son seçimde milyonu geçen farkla kazanan belediye başkanı; bir sonraki seçimlerdeki cumhurbaşkanı adayımız, ön seçimde 15,5 milyon oy alan, özgürlüğü için 25,5 milyon insanın imza verdiği cumhurbaşkanı adayımız tutuklu.
Türkiye'nin kurucu partisine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin adaysızlaştırıldığı, kurumsuzlaştırıldığı, lidersizleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte bugün Türkiye'de NATO zirvesi yapılmaktadır.
Bugün bu NATO zirvesinden önce, Avrupa'nın en önemli yapılarının raporlarında, ana muhalefet partisi olarak okuduğumuzda utandığımız tespitler yer almaktadır. Maalesef, maalesef ülkede Adalet Bakanlığı'nın başındaki kişi, raporlarda ismiyle, Avrupa'daki mal varlığıyla anılmakta; bizim bu ifadelerimize 'Cumhurbaşkanı sen sus, cevap verme' dediği günler hatırılarda kalmakta ve kendisinin bu konuda tek savunanı kendisi olmakta, raporları yazanlarla bir başına kendi polemiklere girişmekte; ancak Türkiye'ye bu büyük utanç, okumaktan memnuniyet duymadığımız, böyle bir raporun varlığından utanç duyduğumuz bir süreçte NATO zirvesi Türkiye'de yapılmaktadır.
Muhalefete saldıran, kendinden olmayanı hukuksuzlukla muamele eden bir iktidarın, Türkiye'nin milli menfaatlerini savunamadığını ve savunamayacağını üzüntüyle görüyoruz.
Önce NATO salonlarından, NATO salonlarının dışında yaşananlara birazcık değinelim. Haftalardır Ankara'mızda olağanüstü hal uygulanmaktadır. Kendi insanına çile çektiren, anlamsız, paranoyak bir olağanüstü halin içindeyiz."
"EV SAHİPLİĞİ YAPAN HİÇBİR ÜLKEDE BÖYLE BİR ÖZGÜVENSİZLİK GÖRÜLMEDİ"
"Protesto gösterileri yapılabilir diye 225 kişi gözaltına alınmış, önce 178'i tutuklanmıştır. Daha dün, daha dün 100 gözaltı işlemi daha yapılmıştır. Bizim yasalarımızda önleyici gözaltı bile yokken, yasakken, önleyici tutuklama adı altında; bunlar NATO sırasında gelirler, eylem yaparlar diye insanlar özgürlüklerinden edilmiştir. Pikniğe giden TEMA gönüllüleri tutuklanmışlar, 75 yaşındaki emekli öğretmen Ayten Yakut tutuklanıp tepkilerden sonra serbest bırakılmış, akademisyen Emel Memiş halen tutukludur.
Daha önce NATO zirvelerine ev sahipliği yapan hiçbir ülkede böyle bir özgüvensizlik görülmemiştir. Trump kendi ülkesinde yüz binler, milyonlar tarafından protesto edilebiliyor ama Erdoğan, Trump'ın Türkiye'deki bir protestosunun kendisi için bir son olacağını düşünmekte, bundan yaşamsal bir kaygı duymakta. 'Eğer Trump'a burada birisi bir şey derse, Trump benden desteğini çekecek' vehmiyle Ankaralılardan utanmakta, Ankaralıları evine hapsetmekte ve örneğin, Filistin davasını savunan birinin Trump'a çıkıp Gazze'deki zulmün hesabını sormasına engel olmak için elinden geleni yapmaktadır."
"ÜLKE ADINA BİR UTANÇ DURUMUYLA KARŞI KARŞIYAYIZ"
"Yüzlerce insanın gözaltına alındığı, meydanların kapatıldığı, yolların bariyerlendiği, esnafın iş yapmasının önüne geçildiği bir yerde ülkenin başkenti perişan haldedir. Milletin evinden işine gitmesi engellenmekte, kamu görevlilerine bir hafta evden çalışma salık verilmektedir. Bu kadar özgüvensiz bir yönetim anlayışı olmaz. Ülke adına bir utanç durumuyla karşı karşıyayız.
Ülkemize gelen liderler, heyetler ne görecekler? Hayalet bir şehir. Ankara'ya gelip bir tane Ankaralı görmeden, bir dükkana uğramadan, polislerle dolu, bomboş sokakları görüp Ankara'dan ayrılacaklar. Ülkenin yoksulluğundan utanmayanlar, bunların liderlerin görmesinden utanıp panolarla bunları gizlemeye çalışmaktadırlar. Bu mudur Türkiye'nin imajı? Kimse kusura bakmasın, bu güç değildir, güçsüzlüktür; bu acizliktir, bu özgüvensizliktir. Kendi insanından korkan, kendi insanından utanan, onları bariyerlerin arkasına saklayan bir iktidarın ömrünün sonu gelmiş demektir. AK Parti tükenmiştir, bitmiştir."
"BUNUN SONU ER YA DA GEÇ GELECEKTİR"
"Gelen Ankara'yı bir gezsin, demokrasi anlayışımızı görsün, kuvvetler ayrılığını görsün, millete verdiğimiz, Meclisine verdiğimiz değeri görsün. Bakanlarını görsün, yargısını görsün, kendisini görsün diye yaptıkları, Atatürk'ün tasarladığı ve hayata geçirdiği, o güzel elleriyle tane tane çizdiği Ankara'nın, görmesinler, bilmesinler, yolda bile yürümesinler diye panolandığı bir güne gelmişizdir. O günün kurucu liderinin vizyonundan, bugünün yıkıcı liderinin vizyonsuzluğuna bu ülke sürüklenmiştir ancak bunun sonu er ya da geç gelecektir!
Devletin geleneklerini yıkan ve bu ülkenin, bu ülkenin gücünden korkup kendi kaba kuvvetini acizlik değil de kudret gibi göstermeye çalışanlara karşı şunu ifade edeyim: Biz bu ülkenin kurucu partisiyiz, kurucu iradesiyiz. Bu ülkeyi cumhuriyetle güçlendiren, kalkındıran, dış politikada sözünü dinleten, tehditlere karşı caydırıcı bir güç haline getiren kadroların bugünkü temsilcileriyiz."
"NATO'YA KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLI OLAMAYACAĞIZ"
"Bugün Erdoğan iktidarı, dış politikada kendi kişisel menfaatlerini Türkiye'nin menfaatlerinin üzerinde tutmaktadır. Yabancı liderlerle kurulan ilişkiler, kurumsal değil, kişisel zeminde ilerlemektedir. Yapılan pazarlıklar Türkiye'nin geleceği için değil, AK Parti iktidarının devamını sağlatmak için yürütülmektedir. O yüzden NATO zirvesini, bu şahsi dış politikadan uzaklaşılması, milli menfaatlerin savunulması kaydı şerhiyle dikkatle takip ediyoruz.
Rusya-Ukrayna savaşı, Suriye'deki belirsizlikler, İsrail'in Filistin ve bölge ülkelerine yönelik saldırıları, Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve tüm bölgeyi ve dünyayı krize sürükleyen hukuksuz politikaları... NATO içindeki tartışmalar ve Türkiye'nin ittifaktaki rolü... Bu başlıkların hepsi önümüzde durmaktadır. Bu konularda Türkiye'nin barıştan yana, uluslararası hukuktan yana, diplomasiden yana, mazlum milletlerden yana ilkeli bir tutum alması beklenir ama bu hedefin ne kadar uzağında olduğumuzu ifade etmek isterim. Elbette NATO üyesiyiz, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahibiz. Ama NATO'ya körü körüne bağlı olamayacağız. Her yanlışın arkasında sessiz duramayacağız."
"TRUMP'TAN AZAR YİYİNCE ÇİN MALLARINA VERGİ BİNDİRDİLER"
"Trump yönetimine tamamen bağımlı bir dış politikanın ülkemize fayda getirmediği ve getirmeyeceği açıktır. Bu nedenle, stratejik adımları ortak akılla atmak gerekir. İktidar Türkiye'nin Türkiye için bir stratejik aklı, stratejik bir planı takip etmelidir. Ancak bu stratejik akıl Rusya'dan S-400'leri bir inatla alıp, sonra hiç kullanmadan hangarda çürütmekle sağlanamaz. Bu stratejik akıl bu yüzden F-35 programına girilmiş, 1,5 milyar dolar ödeyip de tek uçak bile alınmadan, Amerika'da üzerine Türk bayrağı işlenmiş 6 tane F-35'i bile oradan alıp getiremeyen bir öngörüsüzlükle, ondan vazgeçip F-16 modernizasyonu deyip onu bile başaramayan bir öngörüsüzlükle sürdürülemez.
O zaman 'Şanghay Beşlisi'ne gireriz' diye ucuz tehditler savurup sonra Trump'tan azarı yiyince Çin mallarına vergi bindirmekle, Amerikan mallarının vergilerini Amerika'ya doğru uçakta giderken sıfırlamakla bir stratejik plan sürdürülemez. Trump'ın oğluyla görüşüp babasından randevu istemekle, 250 Boeing uçağından fahiş fiyata elâlem sipariş etmekten ve şu güzelim Eskişehir'in nadir toprak elementlerini Trump'a vadetmekle stratejik bir akıl sürdürülemez. Tarihimizde Amerika yönetimine bu kadar göbekten bağlı bir yönetim görülmemiştir. Türkiye ABD'ye bu şekilde bağlı hale getirilemez.
O Trump ki bu ülkenin Cumhurbaşkanına 'Aptal olma' diye mektup yollayabilmiştir. O Trump ki bu ülkenin Cumhurbaşkanını mal varlığıyla tehdit edip geri adım attırabilmiştir. O Trump ki Türkiye'deki yargının bağımsız olmadığını yüzümüze vurmak için her seferinde, 'O akıllı bir adam, bir papazım vardı ondan istedim hemen yolladı' diyerek Brunson'ı, ki Erdoğan'ın 'Bu can bu bedende durdukça o papaz gidemez, ver papazı, al papazı' deyip, Trump'ın bir telefonuyla papazı Oval Ofis'e yolladığını Trump her seferinde hatırlatmaktadır."
"TRUMP'I KARŞILAMA TÖRENİNDE İRAN'DA ÖLDÜRÜLEN 165 ÇOCUĞUN RESİMLERİNİ TUTUN"
"Gazze'de 75 bin kişiyi, çoluğu çoğu çocuk ve kadın, 75 bin insanı katledenlerle bu şekilde yürünemez. Bize her türlü ambargoyu uygulayanların ambargodan vazgeçmeleri için ağzının içine bu şekilde bakılamaz. Türkiye Cumhurbaşkanına 'Biz ona onda olmayanı veriyoruz, meşruiyet veriyoruz, geri kalan her şeyi onlardan alıyoruz' diyenlere sessiz kalınamaz. Bizden 5 dakika randevu almak için 'Bize yalvarıyorlar' diyen Dışişleri Bakanıyla iki gün sonra Oval Ofis'te şakalaşılamaz.
O Trump ki Türkiye'ye gelip Anıtkabir'i ziyaret etmeyen bir Amerikan Başkanıdır. 1959'da Eisenhower'ın, 91'de Baba Bush'un, 99'da Clinton'ın, 2004'te Oğul Bush'un, 2009'da Obama'nın Anıtkabir ziyaretleri kayıtlardayken; taslak programa Anıtkabir ziyareti yazıp sonra o ziyareti çıkarıp da Ankara'ye gelen bir Amerikan Başkanının bugün Erdoğan tarafından çocuklarla karşılayacağının haberleri geçmektedir. Eğer Amerikan Başkanı çocuklarla karşılanacaksa o çocuklar ellerinde İran'da öldürülen 165 kız çocuğunun resmini tutmalıdır!"
MİLLİ EĞİTİM BAKANI YUSUF TEKİN'E TEPKİ
"Bugün o törene götürülecek çocukların eğitiminden sorumlu Milli Eğitim Bakanının daha dün çıkıp da Kurtuluş Savaşı'nın adını değiştirmeye kalkması, 'Neden kurtuluyoruz?' diye soru sorması artık bu iktidarın bu millet tarafından taşınamayacağının göstergesidir. Ve o Kurtuluş Savaşı'nda 'Neden kurtuluyoruz?' sorusunun cevabının; işgalden kurtuluyoruz, istiladan kurtuluyoruz, ülkenin parçalanmasından, milletin artık bir başka ülkenin sömürge olmasından kurtuluyoruz cevabını bilmeyenlerin, halen daha o gün işgal altındaki İstanbul ve İstanbul'daki son padişahla ilgili kendilerince bir meseleyi Kurtuluş Savaşı'ndan önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önünde tutanlara neyi hatırlatmak lazım?
Bu ülke nasıl kurtuldu diye sorana şunu hatırlatmak lazım: Evladının battaniyesini mermiye saranların, kağnılarla geceleyin çektikleri yollarla kurtuldu. O çektikleri kağnıları da çeken öküzdü, öküz!"
"OKYANUS ÖTESİNDEN MÜDAHALELERE KARŞI DURUYORUZ"
"Biz Türkiye'nin birinci partisi olarak dış politikada kurumsal akla dayanan, uzun vadeli planları olan, bu milletin hakkını hukukunu cesaretle savunan bir anlayışı benimsedik, savunmaya da devam edeceğiz. Orta Doğu'da komşularımızla iyi ilişkiler kurmayı önceliyoruz. Orta Doğu'da bölgesel kalkınma, iş birliği ve barışı savunuyoruz. Okyanus ötesinden bölgemize müdahalelere karşı duruyoruz. Elbette yönümüzü Batı'ya, AB'ye dönüyoruz ama Rusya ve Çin ile, Türk coğrafyası ile, Balkanlar ile stratejik ilişkilerin aksatılmadan ve sürekli güçlendirilerek devamını öngörüyor, bunu ısrarla öneriyoruz. Türkiye'nin bir an önce kurtulmak istediği Trump yönetimine karşı bu teslimiyeti de sonuna kadar reddediyoruz.
Bundan sonra da tam bağımsız Türkiye'yi savunmaya, her türlü emperyalizme itiraz etmeye, direnmeye devam ediyoruz."
"NE KONUŞUYORSUN KARDEŞİM, BİR KERE YARIŞTIK, BEN YENDİM"
"Öfkeyi anlıyorum, uğranılan haksızlığı anlıyorum. İktidara yürürken bu karşı karşıya olduğumuz durumun yarattığı öfkeyi anlıyorum. Ancak öfke sözlerinin böyle dillendirilmesi yerine bu öfkenin bir enerjiye dönüşmesi, bu enerjinin de kararlılıkla iktidar yürüyüşüne sevk edilmesi gerekmektedir.
Biz partimizi 47 yıl sonra birinci parti yapan kadrolarız. Ancak bu başarıyı kendimize, ekibimize falan yazmayız. Bu başarı, 47 yıl sonra hep beraber doğru tespitler, doğru sözler ve hep birlikte ortaya koyduğumuz bir azmin eseridir. Biz, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurulduğu günden sonra ilk kez yenen kadrolarız. Ben, Erdoğan ile Genel Başkan olarak girdiğim ilk ve tek seçimde ben onu yendim, o henüz bugüne kadar bizi yenemedi.
Yani öyle '13 kere yarıştık, hep ben yendim' diyen birisine, 'Ne konuşuyorsun kardeşim sen? Bir kere yarıştık, onda da ben yendim' diyecek durumdayız. O yüzden son kurultayın sonuçlarını hazmedemeyenlerle son seçimlerin sonuçlarını hazmedemeyenler mutlak sultanla mutlak butlan ittifakını kurmaya çalışıyorlar. Milletin buna rızası yoktur. Bunun cevabını milletimiz seçilmişlerden yana koyduğu iradesiyle sokaklarda, meydanlarda vermeye devam ediyor."
Meclis kapanınca, yollar kapanınca Ankara'da bu grup toplantısının yapılmasının fiili imkanları kalmayınca bu grup toplantısını nerede yapalım deyince geçen hafta bir ve beraberce seçilmiş en genç il başkanlarımızdan biri Talat Yalaz'ın mücadelesini görünce, Eskişehir'in bir iki istisna hariç gelmiş geçmiş bütün seçilmişlerinin bir arada olduğunu, milletin de arkalarında olduğunu görünce bu grubu Eskişehir'de yapmaya karar verdik."
"PARTİMİZDE İŞGAL BİTMEZSE KİMSE ENSEYİ KARARTMASIN"
"Butlan kararından beri, butlan kararından beri sabırla, sağduyuyla bekliyoruz. Akliselimin hakim olmasını bekliyoruz. Milletin safında durmaya devam ediyoruz. Çarşıda, pazarda, sokakta, meydanda milletle birlikteyiz. Partimizi geri almak için sonuna kadar hukuki, siyasi ve fiziki bir mücadeleyi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Ama işgal bitmezse kimse de enseyi karartmasın. Ne bu parti ne bu millet çaresiz değildir, seçeneksiz değildir."
Kaynak:Haber Merkezi