Tülay Hatimoğulları: Köklü sorunlara kalıcı çözüm getirmez

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Şara'nın yayınladığı kararnameyle ilgili konuştu. Hatimoğulları, "SDG bir kez daha barış eli uzattı. Köklü sorunlara kalıcı çözüm getirmez" dedi.

Tülay Hatimoğulları: Köklü sorunlara kalıcı çözüm getirmez

GAZETE PENCERE - Suriye geçici Cumburbaşkanı Amed El-Şara, 2026 yılına ait (13) sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni yayımladı. Kararnamede, “Suriyeli Kürt vatandaşların kültürel ve dilsel kimliklerinin, çok yönlü ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir unsuru olduğu” ifade edildi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, söz konusu kararnameye temkinli yaklaşarak Anayasal güvenceyi öne çıkardı.

Hatimoğulları, Amida Haber'den Burcu Yıldırım'ın sorularını yanıtladı.

"AMAÇ GÖÇ ETTİRMEK, KÜRTSÜZLEŞTİRMEK..."

Halep’te Kürt mahallelerine yönelik HTŞ saldırıları ile birçok kayıp yaşandı. On binlerce insan göç etmek durumunda kaldı. 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmasında neden bu kadar sorun yaşanıyor? Suriye’de neler oluyor?

10 Mart Mutabakatı’na uymayan çok net bir şekilde Şam yönetimidir. Suriye’de Alevilere, Dürzilere ve Kürtlere dönük birçok katliam gerçekleşti. Buradaki hedef, seküler, kadın özgürlükçü, demokratik bir zeminde yaşamak isteyen bütün toplumsal kesimlere saldırmak. Amaç katledebildiğini katletmek, kalanları da göç ettirmek ve Kürtsüzleştirmek.

10 Mart Mutabakatı’nın hayata geçmesinin önündeki birinci engel, Şam yönetiminin dünyaya bakış açısında ve nasıl bir Suriye görmek istediğinde saklı. Şam yönetimi 10 Mart Mutabakatı’nı uygulamak istemiyor ve uygulamayanın SDG olduğu algısını yaratarak basın üzerinden dezenformasyon yaratıyorlar. Bunu hem Türkiye basını yapıyor hem Ortadoğu’daki bazı akımlar yapıyor. Hatırlatmak isterim, Şam yönetimi, 10 Mart Mutabakatı’ndan iki gün sonra mutabakatın ruhuna tamamen aykırı şeriat kanunlarıyla donatılmış bir anayasa taslağı sundu. Bu sundukları taslakta kadını, Alevi’yi, Hristiyan’ı, Dürzi’yi, Ermeni’yi, seküler Sünni Arab’ı da yok saydılar.

İkincisi dış güçlerin müdahalesi. Özellikle iktidar da her açıklamasında da ateşe körükle gitti. Ne yazık ki son derece sorunlu ve sorumluluktan uzak açıklamalar yaptılar.

BAHÇELİ'YE YANIT

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suriye’deki gelişmeler üzerinden partinizi eleştirdi. Mazlum Abdi’yi Öcalan’a sadakatsizlikle suçladı. Hem Suriye hem de Türkiye’de barışı sağlamak için hangi adımlar atılmalı?

Bahçeli’nin özellikle son grup toplantısında Mazlum Abdi üzerinden kurmuş olduğu İsrail-Kürt ilişkisi tanımlaması tamamen hayal ürünü ve bir algı yaratma gayreti. Halep’te gerçekleşen katliam, Kobani ve Afrin katliamlarını hatırlatıyor. Bu da Kürt halkında ortak duygudaşlığı yaşatıyor, Kürtleri bu şekilde katletmek derin bir duygu yarılmasına sebep oluyor. Özellikle Kürdistan coğrafyasının her yanından tepkiler yükseldi. Biz alanlardaydık. Saldırılar dursun diye diplomatik görüşmeler yaptık. Bu konuda hepimizin sorumlu davranması gerekiyor. Suriye Savaşı başladığı 2011 yılından beri ısrarla Türkiye’nin Suriye’deki ateşi körüklememesi gerektiğini savunduk. Paramiliter güçlere ev sahipliği yapılmamalı, kamplar açılmamalı, eğitilmemeli ve donatılmamalı… Türkiye’ye düşen en önemli görev, Suriye’de barışı sağlamak. Böyle bir gücü var, istese yapar. Fakat aksine orada bu kadar paramiliter gücün yaşam bulmasına bir bakıma çanak tutuldu. 10 Ekim Gar Katliamı, Suruç Katliamı, Antep Düğün Katliamı, İstanbul’da bombalı saldırılar, Yalova’nın göbeğinde IŞİD örgütlenmeleri… En son Yalova’da 3 polis katledildi. Bunlar bilinmiyor mu, hepsi biliniyor.

Bakan Hakan Fidan “SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin, Kandil’den onay almadan hayata geçmez” ifadesini kullandı. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Aynı kişi Hakan Fidan, “Bunlar ya güçten ya güç tehdidinden anlar” diyen biri. Dolayısıyla başından beri Kürt halkına dönük askeri gücün kullanılması konusu aklından geçen bir yöntem. Fikrini zikretmiş oldu böylece.

"KÖKLÜ SORUNLARA KALICI ÇÖZÜM GETİRMEZ"

Colani ise Kürtlere dair kararname yayınladı. 8 maddelik kararnamede Kürtçe ulusal dil kabul edilirken Newroz Bayramı resmi tatil ilan edildi. Bu ne anlama geliyor? Bölgeyi ne bekliyor?

Şara’nın Kürtlere yönelik 8 maddelik kararnamesi önemli adımlar içeriyor. Ancak bu tür kararnameler, köklü sorunlara kalıcı çözüm getiremez. Çatlamış bir temel üzerine duvar örmekle ev sağlamlaştırılamaz. Gerçek çözüm, demokratik bir anayasada halkların haklarını güvence altına almaktan geçer.

Siyasi niyetler, vaatlerle değil uygulamalarla anlaşılır. Suriye’deki kriz, sadece kültürel haklar tanıyarak çözülemez. Kürt halkının siyasi ve idari hakları da sağlanmalı. Yürütme organının aldığı geçici kararlar, halklara ve inançlara asla yeterli güvence sağlayamaz. Bunu birçok ülke pratiğinden gördük, biliyoruz. Eğer bu adımlar içten ve samimi ise, bir sonraki adım şu olmalıdır: Demokratik bir anayasa yapılmalı, halkların ve inançların hakları anayasal çerçevede korunmalıdır. Anayasal çözümden kaçmak, büyük sorunları küçük genelgelerle örtmeye çalışmak demektir. Bu yöntem bugüne kadar hiç işe yaramadı.

Suriye’nin tamamını kapsayan gerçek bir demokratikleşme vizyonuna ihtiyaç var. Alevilerin, Türkmenlerin, Dürzilerin, Süryanilerin hakları tanınmıyor, inanç özgürlükleri güvence altında değil. Böyle bir ortamda barıştan söz etmek havanda su dövmektir. Öncelikle Kuzey-Doğu Suriye olmak üzere, tüm Suriye’de demokratikleşme ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi şart. Ve bunlar anayasada güvence altına alınmalı. Suriye’deki farklı kimlik ve inançtan insanlar, “Suriye Arap Cumhuriyeti” çatısı altında eriyip yok olmaya zorlanmamalı. Demokratik Suriye’nin eşit, özgür ve onurlu ortakları olmalılar.

Ancak böylesi köklü bir yaklaşım hem Suriye’ye hem de bölgeye istikrar ve barış getirebilir. Palyatif çözümler ise ağrı kesici gibidir- acıyı geçici olarak dindirirler ama bünyeyi asla iyileştirmezler.

Röportajın tamamı

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar