Emekliler öğrenci hayatı yaşıyor: 3 arkadaş, aynı evde...

64 yaşındaki emekli Hasan Kızılyatak, maaşı yetmediği için iki arkadaşıyla "öğrenci evi" düzeninde yaşıyor. Kızılyatak; gıdayı taneyle alan, ısınmak için toplu taşımayı kullanan emeklileri birleşmeye ve mücadeleye çağırıyor.

Emekliler öğrenci hayatı yaşıyor: 3 arkadaş, aynı evde...

GAZETE PENCERE - Ömrünü çalışarak geçirmiş, 64 yaşında bir emekli… Bugün kendi evinde değil, Fatih’te 2+1 dairede, iki arkadaşıyla birlikte yaşam mücadelesi veriyor. 2014’ten bu yana üç erkek aynı çatının altında, bir öğrenci evi düzeninde yaşıyorlar. Ev arkadaşlarından biri kendisi gibi emekli, diğeri kanser hastası. Yılların emeğinin sonunda geldikleri nokta: Ortak kira, bölüşülen faturalar ve mecburiyetten kurulan bir dayanışma hayatı.

Evrensel'den Eylem Nazlıer, bayramda emeklilerin yaşadıklarıyla ilgili bir haber yazdı. Nazlıer'in haberi şöyle: "Onu neredeyse her eylemde görmek mümkün. Yağmurda, karda, donduran soğukta sendika önlüğüyle en önde duran isimlerden biri: DİSK Emekli-Sen Fatih Temsilcisi Hasan Kızılyatak. Bu kez bir eylem alanında değil, semtindeki bir kafede buluşuyoruz onunla. Beni çağırdığı kafe, emeklilerin buluşma noktası haline gelmiş. İçeride altı-yedi emekli var; Kızılyatak hepsini tanıyor. Çayın 20 TL olduğu bu mekanda, çoğu sabah gelip akşama kadar tek bir çayla günü geçiren emeklilerle dolu.

BELEDİYE İŞÇİLİĞİ, ANKETÖR...

Sohbetimize emeklilik sürecine kadar uzanan çalışma hayatını anlatarak başlıyor Kızılyatak: “Çalışmaya askerden sonra 1986’da özel sektörde başladım. Daha sonra İBB’ye bağlı SUSER’de, İSKİ’ye bağlı iştiraklerde çalıştık. 1994’te Tayyip Erdoğan gelir gelmez ilk işi SUSER’i tasfiye etmek oldu, bizi kapının önüne koydu. Sonra memur sınavına girdim, Adalet Bakanlığında infaz koruma memuru olarak görev aldım. Oradan emekli oldum. Ama emekli maaşımız yetmez duruma gelince son yıllarda günübirlik işlerde çalışmaya başladım. Anketörlük yaptım, farklı işlere gittim. Evimizin ihtiyaçlarını karşılamak için mecbur kaldım. Çocuğumuz okula gidiyordu, masrafları vardı.”

'ÜÇ ARKADAŞ... ÖĞRENCİ GİBİ YAŞIYORUZ'

Kızılyatak, ilk başta baba evinde oturduğunu, ancak miras nedeniyle ev satılınca iki arkadaşıyla birlikte ortak ev tutmak zorunda kaldıklarını söylüyor: “Baba evi satıldıktan sonra üç arkadaş ortak bir ev tuttuk. Aldığımız emekli maaşı yetmiyordu. Bu maaşla tek başına ev tutulmazdı. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle ortak ev tutmak zorunda kaldık. Üç arkadaş aynı evde kalıyoruz. Öğrenci gibi yaşıyoruz. 2+1 evdeyiz, hepimizin odası ayrı. Bu eve çıkarken de bütün eşyaları ikinci el aldık. Yeni bir eşya alacak durumumuz yoktu. 2014’ten beri böyle yaşıyoruz.”

Evde iki kişi emekli. Üçüncü arkadaşları ise akciğer kanseri hastası ve emekli değil. Aylık 15 bin lira kira ödediklerini söyleyen Kızılyatak, elektrik, su ve doğal gazla birlikte faturaların 17 bin lirayı bulduğunu, kışın daha da arttığını belirtiyor: “Giderleri üçe bölüyoruz. Bu yaştan sonra öğrenci gibi yaşamaya çalışıyoruz.”

Aynı evi paylaşmanın kolay olmadığını da anlatan Kızılyatak şöyle devam ediyor: “Herkesin kendine göre bir yaşamı var. Ben televizyonu açtığımda Halk TV’de tartışma programı izlemek istiyorum, öbür arkadaş müzik ya da dizi izlemek istiyor. Mecburen fedakarlık yapıyoruz. Bazen onlar izliyor, ben telefondan takip ediyorum; bazen de ben izliyorum, onlar fedakarlık yapıyor. Örneğin; ben erken kalkıyorum, bu yüzden erken yatmak zorundayım. Gürültüye hassasım ama biri televizyon açıyor, öbürü ışığı yakıyor. Rahatsız oluyorsun ama mecbursun, mecburiyetten bunlara katlanmak zorundasın. Tek başına kiraya çıkacak gücün de yok. Belli bir yaştan sonra öğrenci gibi yaşamak zor.”

Ev temizliğini de çoğunlukla kendisinin yaptığını söylüyor. Bir arkadaşının hasta olduğunu, diğerinin de zaman zaman İzmir’e gittiğini ve günlük işlerde çalıştığını belirten Kızılyatak, “Pazartesi temizlik günümüz. Elimden geldiği kadar ben yapıyorum” diyor.

Hasan Kızılyatak

Hasan Kızılyatak

Kızılyatak, alışverişte kaliteye değil fiyata baktıklarını anlatıyor: “Zincir marketlerden alışveriş yapıyoruz. Son kullanma tarihine bakmıyoruz, fiyat etiketine bakıyoruz. Neresi ucuzsa oradan alıyoruz. Üç erkek olduğumuz için detaylı yemek yapamıyoruz. Makarna, pilav, çorba… Ucuz balık olursa balık ama bu sene balık yemedik. Tavuk alıyoruz, o da ucuzsa. Sağlıklı beslenme yok.”

Semt pazarına artık akşamları, kapanmasına yarım saat kala gittiğini söylüyor: “Eskiden sabah erkenden giderdim. Kimse yok, ürünler taze; daha kaliteli mal almak için sabah pazardaydım. Şimdi ise akşam, kapanmasına yarım saat kala gidiyorum; fiyatlar düşer, daha ucuza alırım diye… Artık emekliler bir şeyin kalitesine bakmıyor, mecburiyetten alıyoruz.”

Kasaptan alışveriş yapamadıklarını söyleyen Kızılyatak, “Çoğu emekli kasabın önünden bile geçmiyor. Alma durumu yok. Bizim eve gelince, apartmanımız 24 daireli. Yaklaşık 6-7 aile Kurban Bayramı’nda et getiriyor. Onları buzluğa atıyoruz, kıyma çektiriyoruz, kıymalı yumurta gibi yemeklerde kullanıyoruz. Kurbandan kurbana et gelir, onun dışında gidip rahatça kırmızı et almamız mümkün değil. Yarım kilo kıyma, yarım kilo parça et kasaptan alamıyoruz. Kasapları unuttuk. Bazen tavuk alıyoruz, kanat veya but olur; onu da en ucuz nerede bulursak oradan alıyoruz” dedi.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar