TCMB ENFLASYON VE BÜYÜME KISKACINDA..

Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomisini ve dolayısıyla TCMB politika duruşunu önemli ölçüde ilgilendiren ekonomik büyüme ve enflasyon oranları açıklandı. Önce enflasyon oranlarını değerlendirmeye çalışacağım.

Açıklanan Mayıs ayı tüketici enflasyon oranı (TÜFE) beklentilerin altında kalarak yıllık 16.5, aylık 0.89 olarak gerçekleşti. Buna karşın üretici maliyetlerindeki artışı yansıtan Yİ-ÜFE ise yıllık 38.3, aylık ise 3.9 olarak açıklandı. Buna karşılık danışma kurulunda olmaktan mutlu olduğum ENAG ise Mayıs ayı tüketici enflasyonunu aylık 3.9, Ocak-Mayıs dönemini ise yani ilk beş aylık tüketici enflasyonunu 16.1 olarak açıkladı.
Tartışmaya TÜİK oranları üzerinden devam edelim. Açıklanan enflasyon oranları açısından en dikkat çekici durum üretici ve tüketici enflasyonları arasındaki makasın açılmaya devam etmesidir. Hemen belirteyim ENAG tarafından 16.1 olarak açıklanan ilk beş aylık tüketici enflasyon oranı ile TÜİK tarafından 17.3 olarak açıklanan ilk beş aylık Yİ-ÜFE oranı arasındaki makasın ise oldukça düşük olduğu görülmektedir.

Diğer yandan, TÜİK tarafından açıklanan manşet enflasyon ile Yİ-ÜFE oranları arasındaki makasın açılması tüketici enflasyonunun daha fazla yükselebileceğine yönelik beklentileri güçlendirmektedir.
Gelecek enflasyonun yükselebileceği yönündeki beklentileri güçlendiren bir başka bulgu ise küresel gıda fiyatlarının artış eğilimini sürdürmesidir. Her ne kadar Mayıs ayında açıklanan manşet enflasyon ve gıda enflasyon rakamları birbirine yakın olsa da bu durum mevsim etkilerini barındırmaktadır. Buna karşın kuraklığın Türkiye’yi de etkilemesi özellikle tahıl ürünleri için fiyat baskısı yaratabilecektir. Gıda enflasyonunun seyri için BloombergHT’de sevgili İrfan Donat’ın programlarını takip etmenizi öneririm.
Tüketici fiyatlarının önümüzdeki aylarda daha fazla yükselebileceğine yönelik beklentileri güçlendiren diğer nedenleri ise petrol başta olmak üzere küresel enerji fiyatlarının artış eğilimini sürdürmesi ve yurt içinde dolaylı vergilerdeki artışın gelecek dönem enflasyon üzerinde artırıcı unsur olması olarak sıralayabiliriz.
Ancak enflasyonun artış eğilimini sürdüreceğine yönelik görüşümü dayandırdığım en somut veri Türk Lirası’nın ABD doları ve diğer paralar karşında değer kaybetmeye devam etmesidir. Hep söylediğim şeyi tekrarlayayım Türkiye’de enflasyonun düşmesi için TL’nin değer kazanması gerekir. Bunun da yolu döviz kazandırıcı işlemlerin artmasıdır. Oysa Türkiye ekonomisi yapısal bir sorun olarak büyüdükçe daha fazla cari açık vermektedir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan dövize ulaşması ihracat ve turizmin ivme kazanmasına bağlıdır. Bir diğer yol ise borçlanmadır. Ancak küresel finansal koşulların sıkı olması ve makro-finansal kırılganlığımızın yüksekliği, borçlanma imkânlarını azaltırken borçlanmanın maliyetini de yükseltmiştir. Diğer yandan cari açığı azaltabilecek bir unsur olan turizm için beklentilerin olumsuz olması da TL’nin değer kaybını sürdürebileceği görüşünü destekleyen bir başka olumsuz gelişmedir. İhracat tarafı ise şimdilik TL için destekleyici görünse de ivme kaybetmiştir ve büyük ölçüde Euro bölgesi ve İngiltere’nin hızlı toparlanmasına bağlıdır.

Merkez Bankasının faiz politikası ve bu yönde oluşan beklentilerin, TCMB’nin kredibilitesinin TL’yi yeterince destekleyici olmaması kısa vadeli sermayenin bile Türkiye’yi cazip bulmamasına neden olmaktadır. Bu koşullar altında, döviz kuru ve enflasyon ilişkisi düşünüldüğünde TCMB’nin politika faizini yüksek seviyede kalıcı olarak tutması bir zorunluluk haline gelmiştir.

Büyüme tarafına baktığımızda, TÜİK tarafından açıklanan 2021 birinci çeyrek büyüme oranı yıllık % 7 olarak açıklanmıştır. İlk çeyrek büyümesi %1.7 olarak gerçekleşmiştir. İlk çeyrek büyümede baz etkisi büyümeyi destekleyici olmuştur. İkinci çeyrekte baz etkisinin daha güçlü olacağı açıktır. Ancak gerek istihdam tarafından gerekse ücret gelirleri açısından bakıldığında büyümenin sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Çünkü istihdam ve gelir kayıpları istikrarlı büyüme için gerekli efektif talebi sağlamak için yeterli değildir. Dış talep koşullarında ise iyimser beklentilere karşın belirsizlik devam etmektedir. Ayrıca düşük ücret ve değersiz TL büyümenin tüm avantajının karşı ülkelere geçmesine neden olmaktadır. Yani bizim büyümemiz karşı ülkelerin refahını artırmaktadır.

Bu koşullarda TCMB’nin iç talebi destekleyecek biçimde tavır alması ve politika faizini kredi genişlemesini destekleyecek biçimde belirlemesi geçen yıl yaşadığımız yüksek enflasyon ve cari açık problemlerinin daha da büyümesine ve ödemeler dengesi krizi ile karşılaşmasına neden olabilir. Merkez Bankasının büyüme, enflasyon ve istihdam gibi yerine getiremeyeceği görevler yerine kredi genişlemesinin finansal istikrarsızlık yaratmayacak biçimde oluşmasını sağlayarak finansal istikrara ve kur krizi yaratmamak üzere kur istikrarına odaklanması onun için en doğru politika çerçevesi olabilir. Esen kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Baki Demirel Arşivi