Bir tasarımcı olarak yerel yönetici

Yerel yöneticiler, başta kamusal alanlar, kentte yaralan sanat eserleri ve peyzaj düzenlemeleri olmak üzere pek çok tasarım uygulamasının karar vericisi ve işvereni konumundalar. Bu yetkilerine karşılık profesyonel bir alan olan tasarım konusunda donanımlı değiller.

Tarih 17 Mayıs. Twitter’da Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güner, hesabından bir otobüs durağı görseli paylaşıyor. “Okul önlerindeki otobüs duraklarımızı böyle yapıyoruz. Sizce nasıl olmuş?“ diye soruyor.
Fotoğrafta görünen, yapısal ve oran olarak dengesiz görünen bir sırt üzerine oturtulmuş hantal bir çatı; iç kısmı ahşaptan imal edilmiş. Ön tarafında farklı renklerde ve açılarda 7 adet dev kalem figüründeki dikmeler, bu iri çatıyı narin uçları ile tutuyor. Durağın iç kısmında iki adet kütle var; boyutlarından oturma birimleri olduğunu düşünebiliriz. Biri, özellikle benimle aynı yaştakilerin hafızalarında yer etmiş olduğunu tahmin ettiğim yeşil, ortası beyaz şeritli Pelikan marka silginin dev bir maketi. Bu durumda diğeri de bir kalemtıraştır herhalde? diye geçiriyorum içimden; kahverengi ve fotoğraftan tam olarak ne olduğu anlaşılmıyor. Bu kalemlerin arkaları kimi yerde yola da taşıyor. İki adet rampa görüyorum; biri durağın içinde, tam ortasında, diğeri de dışında. Aralarında en fazla iki, üç metre vardır. Bu rampalardan bir tekerlekli sandalye ile çıktığımı hayal etmeye çalışıyorum. Ne dışarıdakinde ne de içerdekinde, rampadan sonra manevra yapabilmek için yeterli bir alan yok.
Bu paylaşımın altında sıralanan yüzlerce yorumda, tahmin edersiniz ki her türden düşünce, öneri, beğeni ve çokça da yergi var. Ben de o olumsuz eleştirilerden birini, Sayın başkanın “Olmuş mu?“ diye sormasından güç alarak yazıyor; ve bu görüşümü de kendi kitlemle paylaşıyorum.
Tasarım alanında yüksek öğrenim görmüş; 25 yıllık kariyerini tasarıma adamış bir profesyonel olarak, tek bir fotoğraftan iki üç dakikada yapabildiğim mesleki okumaları sıralamak isterim: Yanlış malzeme kullanımı, kalitesiz imalat, “mış” gibi yapan bir engelli çözümü ile toplumun belirli bir kesiminin kamusal alanlarda sıkça karşılaştığımız gibi göz ardı edilmesi, alan kullanımı anlamında başarısız çözümlemeler, dolayısı ile işlevsizlik. Tüm bunların yanında bu yapıda aşırı bir simgeselcilik de var ki, bana göre asıl problem bu. Kalemlerden yapısal destekler, silgiden bir bank ile alın size okul önü durakları. Ah! Bu durağın ana kütlesinin aslında bir kitap olduğunu da tam şu anda algıladım! Affedin!..
Tasarım bağlama, simgeye, işarete
ihtiyaç duyar
Tasarımda en ciddi konulardan biri bağlam. Mimarlıkta bağlam, yapının yer aldığı fiziki ortam, kültürel değerler veya geniş anlamda içinde bulunduğu coğrafya olarak düşünülebilir. Nesne tasarımında ise bağlam, kullanıcı beklentisi ve ihtiyaçları etrafında şekillenir; ortaya çıkan üründeki kullanıcı deneyimi ve tatmin derecesi ile ilişkilendirilir. Bu durak örneğinde olduğu gibi forma yansıyan bu türden bir simgesellik, salt anlamlandırma çabasıdır. Tasarıma, hızlı ve kolay yoldan yapıştırılan anlam demek çok da yanlış olmaz. Bağlamın irdelendiği pek düşünülmüyor sonuca bakınca.
Öte yandan, tasarım simgeye, işarete ihtiyaç da duyar. İster yapı için bağlam; isterse nesne için kullanıcı verileri olsun, bu işaretler yön vericidir. Tasarım alanında eğitimin lisans ve yüksek lisans derecesinde verilmesinin temelinde, bu işaretleri okuma, değerlendirme, çeşitli tekniklerle işleme ve onlardan yeni sözler söyleme gayreti yatar. Daha kısaca anlatmak gerekirse, anlamın en ilkel hali ile sunulmak istenmesi düşünce içermeyendir; ham olandır. Yaratıcı alanlardaki eğitim bu hamlığı ve tekniği alıp birbirine karıştırarak, onu daha pek çok başka özellik ile donatarak, başka bir şey haline getirir. Bu başka şey, yenilikçi olduğu gibi çok yönlüdür; duyarlıdır, olabildiğince soyuttur ama çağrışımları ile kullanıcılarla duygusal bir bağ kurar, ve tabii ki işlevseldir.
Sayın başkanımız metalurji mühendisliği alanındaki yüksek lisans derecesi ile eminim malzeme konusunda bir tasarım problemine en uygun önerileri sağlayabilecek donanımdadır; ne var ki tasarım daha karmaşık bir profesyonellik alanıdır. Belediye başkanımız gelen yorumlar doğrultusunda, hemen teşekkür ederek, tasarımı yeniden değerlendireceklerini belirtmiş, iyi ki!..
TOKAT’IN PARK DÜZENLEMESİ
Kuşkusuz belediye başkanımızın bu tasarımı bizzat gerçekleştirdiğini düşünmüyorum; mutlaka birileri ona hazırlayıp sundu. Diğer yandan bu talebin işvereni ve karar vericisi bütün illerin yerel yönetimlerinde olduğu gibi burada da kendisi. Bu tasarımın geliştirilmesi ve bu denli kalitesiz bir biçimde üretilmiş olması süreçlerindeki maddi kayıpları düşündükçe üzülmemek elde değil. Yerel yöneticiler, hepimizin yaşam alanlarındaki tasarım kararlarındaki tek yetkililer. Bu nedenle bu görevi üstlendiklerinde tasarıma dayalı temel konularda bir tür oryantasyon eğitiminden geçmeleri gerektiğini savunuyorum.
Ordu’dan çok kısa bir süre önce Tokat ili belediye başkanı Eyüp Eroğlu da benzer bir paylaşım yapıp “Bakarsan bağ olur; bakmazsan dağ olur” atasözümüze de bir göndeme ile, kentlerinde yapılan bir park düzenlemesini göstermişti. Eski ve yeni karelerle birlikte paylaştığı bu görsellerin altına da benimle birlikte binlerce kişi tepkilerini dile getirdi. Zira, başkanımızın görüntülediği alanda, eskiden sarı boyalı duvarları tamamen sarmış sarmaşıklar ve bir de tarihi çeşme bulunurken, yeni düzenleme ile bu çeşme tamamen ortadan yok olmuş (Sahi nerede bu çeşme?), sarmaşıklar tümü ile kesilmiş, duvarlar çirkin bir yeşil renge boyanmıştı.


Her iki başkanımızın da en azından kötü niyetli olmadıklarını, kentlerine hizmet etmek istediklerini biliyorum. Ancak bilmedikleri bir mesleki alanda icraatte bulunmak için yapılması gereken o alanın uzmanlarından destek almaktır. Bu uzman, tek bir kişi veya firma da olamaz. Özellikle kamusal alanlardaki fiziki yapıların en küçüğünden en kapsamlısına kadar hayata geçirilmeleri için, ilgili meslek kuruluşlarına, akademisyenlere başvurmalı, yapılabiliyorsa tümü için yarışmalar açılmalıdır. Bu çerçevede her iki başkanımızın izlediği yol hala yanlış; gelen tepkiler üzerine tasarımları revize edip kamuoyunun beğenisine sunmayı planladıklarını açıkladılar.
ARTVİN’İN KÜTÜPHANESİ
Bu yaklaşım, geçmişte İstanbul Büyük Şehir Belediyesi başkanı Kadir Topbaş’ın toplu taşıma araçlarının rengi için anket yapmasını ve sonra da bunu “katılımcılık” olarak pazarlamasını hatırlatıyor. İstanbul’un da her köşesi bu türden uygulamalarla ayrı telden çalarken, hafızalarımızdan Ankara’nın iktidarsızın iktidar arayışını taçlandıran kent kapılarını, dinazor heykellerini, Ankapark’ını ve bunlar için harcanan 439 milyon TL’nı hala silemiyoruz. Kentin tasarımını onarılmaz biçimde yönlendiren aydınlatma direkleri ve su havuzları da birer yerel yönetici- tasarım kararları vaka çalışması niteliğinde ve tümünün hakkında fazlaca harika yazı zaten yazıldı.
Siyasi kültür, tasarımdan ancak bu kadar anlıyor.
Konu yapıda simgesel unsurun problematiği olunca aslında sadece yerel yöneticiler değil akla takılan, mimarların de yapıtları var aynı kalıba girebilecek. Örneğin son dönemde dikkatimi çekenlerden bir tanesi Artvin’de Çoruh Üniversitesi için 2017 yılında inşa edilen kütüphane binası. Bir masanın üzerinde üç adet kitabın üst üste konulmasını betimleyen bu bina için mimarı, fikrin kendilerine ait olmadığını, bu isteğin işverenden kendilerine net bir biçimde geldiğini, onların da bunu uyguladıklarını belirtiyor. Bu açıklamayı duyunca içimizin rahat etmesi gerekiyor her halde? Tam da yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi, bu açıklama da, aynı yapının estetik kararlarındaki gibi, bir tür ilkel kolaycılık içeriyor. Mimarlığın bu olmadığı çok açık.
Diyeceksiniz ki, madem bir kütüphane yapısını dev kitapların üzerine inşa edemiyoruz; estetiğin kritiği hangi doğrular üzerine inşa ediliyor peki? Ne keyiflidir şeylerin felsefesinde kaybolmak, ama işte yine yerim bitti.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Özlem Yalım Arşivi